(3402 S. K. m. 20) (1086 S. K. m. 43, 237)
Dava: Taraflar arasında kadastro tesbitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay'ca incelenmesi davacı hazine tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşılmakla, dosya incelendi, dosyadaki belgeler okundu. Tetkik hakiminin açıklamaları dinlendi. Gereği görüşüldü:
Karar: Kadastro sırasında 103 ada 1 ve 104 ada 1 parsel sayılı sırasıyla 712.500 m2 ve 221.750 m2 yüzölçümündeki taşınmazlar pay tapu kayıtlarına dayanılarak tesbit edilmiştir. Daha sonra mükerrer ve hatalı pay intikallerinin bulunduğundan söz edilerek malikhaneleri açık bırakılmak suretiyle Kadastro Mahkemesine ayrı ayrı gönderilmiştir. Davacı hazine dava konusu taşınmazların hazine adına tescili istemiyle ayrı ayrı dava açmıştır. Mahkemece dava dosyaları birleştirilerek yapılan yargılama sonunda 103 ada 1 ve 104 ada 1 parsel sayılı taşınmazların davalı Atiye Altun ve paydaşları adına tapuya tesciline kara verilmiş; hüküm davacı hazine tarafından temyiz edilmiştir.
Dosya içeriğine göre Ahmet Ayaz davada taraf olmadığı, Hikmet Ayaz'ın davanın tarafı olduğu göz ardı edilerek Ahmet Ayaz'ın karar başlığında taraf gösterildiği, davacılardan Necdet Ayaz 1989 yılında öldüğü ve mirasçıları davaya dahil edildiği halde mahkeme hükmünün ölü kişiye tebliği edilemeyeceği düşünülmeden ölü Necdet Ayaz'a hükmün ilan yoluyla tebliği usul hükümleri ile 7201 Sayılı Tebligat Yasası ve Tüzüğüne aykırıdır. Bu olguların göz ardı edilmesi dava ekonomisine aykırıdır.
İddia ve savunmaya, duruşma tutanaklarına yansıyan bilgi ve belgelere, bu yolla saptanan dava niteliği dikkate alındığında mahkemece yapılan araştırma, soruşturma hüküm vermeye yeterli değildir. Davacı tarafın dayandığı 5.8.1941 tarih 50 ve 14.8.1938 tarih 22 sayılı pay tapu kayıtlarının uygulamasına ilişkin yerel bilirkişi sözleri, dıştan komşu taşınmazların tespit tutanağı içeriği ve varsa dayanakları kayıtlarla denetlenmediğinden soyut nitelikte gerekçesiz sözlerden ibaret olduğu gibi uzman bilirkişi tarafından düzenlenen rapor ve eki haritada, kayıtlarda tarif edilen sınır yerleri 3402 Sayılı Kadastro Kanununun 20. maddesi hükmüne uygun biçimde gösterilmediğinden keşfi izlemeye, bilirkişi sözlerini denetlemeye imkan vermeyen harita ve eki raporda yetersizdir. Kaldı ki dayanılan 1937 tarih 1 tahrir sayılı vergi kaydı da yerine uygulanmamış vergi kayıt maliki ile ilgililerin varsa akdi ya da irsi ilişkileri de saptanmamıştır.
Sonuç: O halde saptanan dava niteliği dikkate alındığında sağlıklı bir sonuca varılabilmesi için öncelikle davacı tarafın tutunduğu tapu kayıtları ilk oluştuğu günden itibaren tüm tedavülleri ile birlikte açıkta pay kalmayacak ve tüm maliklerini gösterecek şekilde varsa haritasıyla Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü ve Tapu Sicil Müdürlüğünden getirtilmeli, bundan sonra tapu kayıtlarına ve vergi kaydına dayanan davacı tarafın tapu kayıt ve vergi kayıt maliki yada malikleri ile akdi, irsi ilişkisi sorulup saptanmalı, bu nedenle kayıt maliki yada maliklerinin tüm mirasçılarını gösterecek şekilde onaylı nüfus aile kayıt örnekleri, ilgili Nüfus Müdürlüğünden getirtilmeli, yada bu konuda istihsal edilmiş veraset belgesi varsa ibraz ettirilmeli, bu yolla irsi ilişki sağlıklı biçimde duraksamasız belirlenmeli, akdi ilişkiye dayanıldığı takdirde ilgiliden bu konudaki delilleri sorulup saptanmalı, göstereceği deliller toplanmalı yada bu konuya ilişkin yazılı kayıt ve belgeleri ibraz ettirilmeli, tapu kayıtlarına ve vergi kaydına dayanan davacı tarafın kayıt maliki yada malikleri ile akdi yada irsi ilişkisi saptandığı takdirde gerekirse konusunda uzman bilirkişi aracılığıyla uzman bilirkişi aracılığıyla tapu sicilleri üzerinde inceleme yaptırılmalı, pay tapu kayıtları arasında bağlantı bulunup bulunmadığı duraksamasız saptanmalı, taraflardan bu konuda bilgi alınmalı, dayanılan kayıtların dava dışı başka taşınmaz yada taşınmazlara revizyon görüp görmediği, Tapu Sicil Müdürlüğü ve Kadastro Müdürlüğünden ayrı ayrı sorulup saptanmalı, revizyon görmüş ise dava konusu taşınmaz yada taşınmazlarla birlikte revizyon gördüğü dava dışı taşınmazları ve bu taşınmazlara dıştan komşu taşınmazları da bir arada gösterecek şekilde geniş kapsamlı birleşik harita Kadastro Müdürlüğünden getirtilmeli, bundan sonra dıştan komşu taşınmazların tespit tutanakları ve varsa dayanakları kayıtlar davalı iseler dava dosyaları getirtilmeli, dayanılan kaydın dava dışı başka taşınmazlara revizyon gördüğü ve davalı olduğu saptandığı takdirde usulün 43 ve onu izleyen maddeleri hükmü uyarınca dava dosyalarının birleştirilip birleştirilmeyeceği yönü üzerinde durulmalı, vurgulanan bu olgunun dava ekonomisi ve kaydın kapsamının sağlıklı biçimde belirlenebilmesi için zorunlu olduğu özellikle dikkate alınmalı, daha sonra yöreyi iyi bilen elverdiğince yaşlı, yansız, yerel ve uzman bilirkişi, tutanak bilirkişilerinin tümü, tarafların aynı yöntemle göstereceği tanıklar hazır olduğu halde taşınmazlar başında yeniden keşif yapılmalı, 3402 Sayılı Kadastro Kanununun 20. maddesi hükmü uyarınca dayanılan tapu kayıtları ile vergi kaydı yerel bilirkişi yardımı, uzman bilirkişi eliyle ayrı ayrı yerine uygulanmalı, uygulamada tutunulan kayıtların revizyon gördüğü dava dışı taşınmazlar varsa özellikle gözönünde tutulmalı, kayıtlarda tarif edilen sınır yerlerinden yerel bilirkişice bilinemeyen sınır yerleri bulunduğu takdirde bu konuda taraflara tanık dinletme olanağı sağlanmalı, uzman bilirkişiye kayıtlarda tarif edilen sınır yerleri düzenleyeceği haritada ayrı ayrı işaret ettirilmeli, tapu kayıtları haritaya dayandığı takdirde kapsamları haritasına göre belirlenmeli, uygulamaya ilişkin yerel bilirkişi ve tanık sözleri, dıştan komşu taşınmazların tespit tutanağı içeriği ve varsa dayanakları kayıtlarla denetlenmeli, bu yolla dava konusu taşınmazların dayanılan vergi kaydı ile pay tapu kayıtlarının kapsamında kalıp kalmadığı duraksamasız saptanmalı, tapu kayıtlarının iç içe girmesi halinde önceki günlü doğru temele dayanan hukuksal değerini yitirmeyen kayda değer verileceği ifraz görmeleri halinde ifraz yoluyla oluşan müfrez tapu kayıtlarının kapsamının kök tapu kaydı içerisinde aranmasının gerektiği düşünülmeli, dava konusu taşınmazların tümü yada bir bölümü dayanılan tapu kayıtlarının kapsamı dışında kaldığı saptandığı takdirde ve vergi kaydının mülkiyet belgesi olmadığı zilyetlikle birleşmeyen vergi kaydına değer verilemeyeceği düşünülerek kayıt kapsamı dışında kalan taşınmaz yada taşınmaz bölümleri yönünden yeterli biçimde zilyetlik araştırması yapılmalı, bu konuda zilyetliğin başlangıç günü, süresi ve sürdürülüş biçimi hakkında yerel bilirkişi ve tanıklardan olaylara dayalı bilgi alınmalı, tespit tutanağı bilirkişilerinin beyanları ile yerel bilirkişi ve tanık beyanları arasında aykırılık bulunduğu takdirde tespit tutanağı bilirkişileri de taşınmazlar başında ayrı ayrı dinlenerek, çelişki giderilmeli, uzman bilirkişiden keşfi izlemeye, bilirkişi sözlerini denetlemeye imkan verecek şekilde ayrıntılı, gerekçeli rapor alınmalı, Asliye Mahkemesinin 1987/107 ve 1978/59 esas sayılı dava dosyaları getirtilip incelenmeli muhtevası duruşma tutanağına geçirilmeli davalar arasında irtibat varsa usulün 43 ve onu izleyen maddeleri hükmü uyarınca işlem yapılmalı sonuçlanmış ise usulün 237. maddesi hükümleri eşliğinde dava dosyaları incelenmeli, bundan sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna uygun bir karar verilmelidir. Mahkemece böylesine bir araştırma ve soruşturma yapılmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz, davacı hazinenin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 31.01.2008 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy