(2004 S. K. m. 67)
Dava: Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı tarafça istenilmiş olup, temyiz isteminin süresinde olduğu anlaşılmakla; dosya incelendi, dosyadaki belgeler okundu, tetkik hakiminin açıklamaları dinlendi. Gereği görüşüldü:
Karar: 1-Davalı Tedaş Genel Müdürlüğü aleyhine açılan dava niteliği ve içeriği itibarıyla tacir ya da tacir sayılan taraflar arasında haksız fiilden kaynaklanan kaçak elektrik alacağının tahsili için başlatılan icra takibine karşı öne sürülen itirazın iptali ve diğer davalı aleyhine açılan dava da aynı alacağın tahsili istemine ilişkindir.
Toplanan ve değerlendirilen delillerden davacı Çukurova Elektrik Dağıtım A.Ş. nin kendi ürettiği elektriği aralarındaki sözleşme ilişkisine dayanarak davalı Tedaş'a sattığı, davacı şirket çalışanlarının 31.12.2001 ve 12.02.2002 tarihlerinde yaptıkları kontrolde davalı Tedaş İçel Elektrik Dağıtım Müssese Müdürlüğünün abonesi olan dava dışı Atayurt Belediye Başkanlığına ait tesiste yaptıkları kontrolde aktif sayaç bağlantılarının sökük olduğunu belirlemeleri üzerine davaya konu 04.03.2002 günlü ve 1.667.918.405 TL bedelli 2002 yılı Şubat ayına ait Mükerrer Kaçak Enerji Faturasını düzenlediği, fatura bedelinin ödenmemesi üzerine davalı Tedaş Genel Müdürlüğü aleyhine 1.667.918.405 TL asıl alacak, 9.184.671 TL işlemiş gecikme zammı olmak üzere toplam 1.677.103.076 TL alacağın işleyecek gecikme zammı, gecikme zammının KDV'si ve ayrıca reeskont faizi ile birlikte tahsili için icra takibine başladığı, davalının itirazı üzerine takibin durduğu, bunun üzerine davalı Tedaş Genel Müdürlüğü aleyhine itirazın iptali, davalı Tedaş İçel Elektrik Dağıtım Müssese Müdürlüğü aleyhine de aynı alacağı tahsili istemiyle görülen davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Mahkemece açılan her iki davanın da kısmen kabulüne karar verilmiş ise de, yapılan araştırma ve soruşturma, toplanan deliller hüküm vermeye yeterli değildir.
Tutanağın düzenlendiği tarihte yürürlükte bulunan Elektrik Tarifeleri Yönetmeliğinin amaç başlıklı 1. maddesi hükmünde bu yönetmeliğin amacının Türkiye Elektrik Üretim İletim A.Ş. (TEAŞ) ve Türkiye Elektrik Dağıtım A.Ş. (TEDAŞ) ile Türkiye Elektrik Kurumu dışındaki Kuruluşların Elektrik üretimi, İletimi, Dağıtımı ve Ticareti ile Görevlendirilmesi Hakkında 3096 sayılı Kanun ve bu Kanun uyarınca yayımlanan Yönetmeliklere göre kurulan şirketlerin aboneye elektrik enerjisinin, satış esasları ile tarife esaslarını tespit etmek, elektrik enerjisi satış tarifelerini onaylamak ve uygulamasını kontrol etmek olduğu açıklandıktan sonra kapsam başlıklı 2. maddesinin ikinci fıkrası hükmünde bu yönetmeliğin, 1. maddede belirtilen teşekküllerin ve teşekküller ile şirketlerin veya şirketlerin birbirleriyle olan anlaşmalarını kapsamayacağı açıklanmıştır. Davacı tarafın elektrik dağıtım şirketi, davalıların da abone olarak veya abone olmaksızın dağıtılan elektrik hizmetinden yararlanan kişilerden olmadığı gözetildiğinde anılan yönetmeliğin 2. maddesindeki bu açık hüküm karşısında taraflar arasındaki ilişkide yönetmelik hükümlerinin uygulanmasının ve alacağın yönetmelik ve yönetmelikteki kaçak elektrik hükümlerine göre belirlenmesinin mümkün olamayacağı, hukuki ilişkinin niteliğinin ve alacağın miktarının taraflar arasında düzenlenen elektrik enerjisi satış sözleşmesi hükümlerine göre belirlenmesi gerektiği kuşkusuzdur. Ne var ki, mahkemece anılan sözleşme getirtilmemiş, sözleşmenin kimler arasında düzenlendiği, davalıların tutanakla tespit edilen fiillerinin bu sözleşmede yaptırıma bağlanıp bağlanmadığı incelenmemiş, özelleştirme kapsamına alınmaları nedeniyle daha önce Türkiye Elektrik Dağıtım A.Ş.' den ayrı tüzel kişilikleri bulunan elektrik dağıtım müessese müdürlüklerinin tüzel kişiliklerinin sona erdirildiği, bunların yerine 14 ayrı yerde elektrik dağıtım şirketlerinin kurulduğu, bu kapsamda Tedaş İçel Elektrik Dağıtım Müessese Müdürlüğünün tüzel kişiliğinin de sona erdiği ve müessese müdürlüğünün TOROSLAR Elektrik Dağıtım A.Ş.'ye dönüştüğü, tüzel kişiliği sona eren ve davada taraf olma yeteneğini yitiren müessese müdürlüğü hakkında hüküm verilemeyeceği gözardı edilerek gerekçesi dahi açıklanmaksızın uzman bilirkişi tarafından düzenlenen rapordaki seçeneklerden birisi benimsenmek suretiyle hüküm verilmiştir. Eksik araştırma ve soruşturma ile ve yetersiz bilirkişi raporu benimsenerek hüküm verilemez.
O halde, öncelikle taraflardan aralarındaki elektrik enerjisi satış sözleşmesi getirtilerek incelenmeli, sözleşmenin davacı ile hangi davalı arasında düzenlendiği, davalıların tutanakla tespit edilen fiillerinin bu sözleşmede yaptırıma bağlanıp bağlanmadığı incelenmeli, dosya yeniden uzman bilirkişiye verilerek veya konusunda uzman başka bir bilirkişi görevlendirilerek sözleşme hükümlerine ve toplanan delillere göre varsa davacı alacağının hesaplanması için rapor alınmalı, davaya konu faturanın elektrik enerjisi satış bedeline ilişkin bir fatura olmadığı, kaçak elektrik faturası olduğu, Tedaş Genel Müdürlüğünün faturaların doğrudan genel müdürlük adına düzenlenip gönderilmesi istemini içeren yazılarının müessese müdürlüklerinin ayrı tüzel kişilikleri bulunan dağıtım şirketlerine dönüştürülmesinden öncesine ait olduğu gözetilerek belirlenen bu alacaktan davalı Tedaş Genel Müdürlüğünün sorumlu tutulup tutulamayacağı değerlendirilmeli, daha sonra toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek ve tüzel kişiliği bulunmayan müessese müdürlüğü hakkında hüküm verilemeyeceği de gözetilerek sonucuna göre bir hüküm verilmelidir.
Mahkemece böylesine bir araştırma ve soruşturma yapılmaksızın, eksik araştırma ve soruşturma ile yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz olduğu gibi kabule göre de; bilirkişi tarafından belirlenen 1.260,12 YTL toplam alacağın bir kısmı işlemiş faiz alacağı olduğu halde Borçlar Kanununun 100/son maddesinin emredici hükmüne aykırı olarak işlemiş faize mükerrer olarak yeniden temerrüt faizi uygulanmasına ve davacı tarafın davaya konu alacak için gecikme zammı isteme hakkı bulunmadığı halde alacağın gecikme zammı ile birlikte tahsiline imkan verecek şekilde hüküm oluşturulması, ayrıca İcra İflas Kanununun 67. maddesi hükmünde yazılı icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için borçlunun takibe itirazında haksız çıkmasının yeterli olmadığı, aynı zamanda alacağın da likid ve muayyen olmasının, bir başka deyişle alacak miktarının taraflarca önceden kararlaştırılmış veya borçlu tarafından yapılacak basit bir araştırma veya hesapla belirlenebilecek nitelikte olmasının gerektiği, haksız fiilden kaynaklanan alacakların likid ve muayyen olmadığı gözetilerek davacı tarafın icra inkar tazminatı isteminin de reddine karar verilmesi gerekirken hükmedilen miktar belirtilmeden infazda kuşku yaratacak biçimde davacı taraf yararına icra inkar tazminatına hükmedilmesi dahi isabetsiz,
Sonuç: Davalı tarafın temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün bozulmasına, peşin ödenen temyiz harcının istek halinde davalı tarafa iadesine, 08.04.2008 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy