(1086 S. K. m. 43, 237) (3402 S. K. m. 13, 14)
Dava: Taraflar arasında kadastro tesbitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay'ca incelenmesi davacı hazine tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, dosya incelendi, dosyadaki belgeler okundu. Tetkik hakiminin açıklamaları dinlendi. Gereği görüşüldü:
Karar: Davacı hazinenin temyizi dava konusu 70 parsel sayılı taşınmazın uzman bilirkişi haritasında (B) harfi ile işaretli 112.150 m2 yüzölçümünde hazine adına tescile karar verilen kesim dışında kalan taşınmazlarla ilgili hükümlere yöneliktir.
Hükmü temyiz eden davacı hazine kadastro tesbitlerine dayanak yapılan davalı tarafın tutunduğu tapu kayıtlarının miktar fazlasını dava etmiş ise de yargılama sırasında ayrıca tapu kaydına da dayanmıştır.
Davalı taraf ise kesin hükme dayanmıştır. Ne var ki, kesin hükmün dayanağı dava dosyası ve ilamın bulunamadığı dosya içeriğinden anlaşılmaktadır.
Mahkemece bu olgu dikkate alınarak kesin hüküm ile dayanak yapılan tapu kaydının dayanağı ilam ve eki belgeler ve tapu kaydının varsa haritası getirtilip incelenmemiş yerinede yöntemine uygun biçimde uygulanmamıştır.
Sözü edilen ilam ve dayanağı harita Tapu Sicil Müdürlüğünde de bulunamadığı takdirde, bu işe ait kayıt ve defterler üzerinde inceleme yapılarak ilamın tarafları belirlenmemiş, gerçekten somut olayda koşulları usulün 237. maddesi hükmünde tanımlanan biçimde kesin hüküm bulunup bulunmadığı araştırılmamış, taraflar arasında kesin hüküm bulunmadığı takdirde sözü edilen ilamın güçlü delil niteliğinde olup olmadığı da tartışılmamıştır.
İddia ve savunmaya, duruşma tutanaklarına yansıyan bilgi ve belgelere, bu yolla saptanan dava niteliği dikkate alındığında mahkemece yapılan araştırma, soruşturma hüküm vermeye yeterli değildir. Davacı hazinenin dayandığı tapu kaydının uygulamasına ilişkin yerel bilirkişi sözleri, komşu taşınmazların tespit tutanağı içeriği ve varsa dayanakları kayıtlarla denetlenmediğinden soyut nitelikte gerekçesiz sözlerden ibaret olduğu gibi uzman bilirkişi tarafından düzenlenen rapor ve eki harita, keşfi izlemeye, bilirkişi sözlerini denetlemeye imkan vermediğinden yetersizdir.
Sonuç: O halde saptanan dava niteliği ile az yukarıda vurgulandığı üzere dikkate alındığında sağlıklı bir sonuca varılabilmesi için öncelikle davacı tarafın tutunduğu tapu kaydı ilk oluştuğu günden itibaren tüm tedavülleri ile birlikte Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü ve Tapu Sicil Müdürlüğünden getirtilmeli, bundan sonra davalı tarafın tutunduğu ilam ve eki harita da Tapu Sicil Müdürlüğünden istenilmeli, sözü edilen kayıt ve belgeler Tapu Sicil Müdürlüğünde de bulunamadığı takdirde az yukarıda açıklandığı gibi mahkemesine ait kayıt ve defterler ve özellikle mahkeme karar kartonundan kesinleşme gününü gösterecek şekilde ilamın tarafları, davanın niteliği belirlenmeli, ilgiliden bu konudaki delilleri sorulup saptanmalı, göstereceği deliller toplanmalı yada bu konuya ilişkin yazılı kayıt ve belgeleri varsa ibraz ettirilmeli, dayanılan tapu kaydının dava dışı başka taşınmaz yada taşınmazlara revizyon görüp görmediği, Tapu Sicil Müdürlüğü ve Kadastro Müdürlüğünden ayrı ayrı sorulup saptanmalı, revizyon görmüş ise dava konusu taşınmazlarla birlikte revizyon gördüğü dava dışı taşınmazları ve bu taşınmazlara dıştan komşu taşınmazları da bir arada gösterecek şekilde geniş kapsamlı birleşik harita Kadastro Müdürlüğünden getirtilmeli, bundan sonra dıştan komşu taşınmazların tespit tutanakları ve dayanakları kayıtlar davalı iseler dava dosyaları getirtilmeli, dayanılan kaydın dava dışı başka taşınmazlara revizyon gördüğü ve davalı olduğu saptandığı takdirde usulün 43 ve onu izleyen maddeleri hükmü uyarınca dava dosyalarının birleştirilip birleştirilmeyeceği yönü üzerinde durulmalı, vurgulanan bu olgunun dava ekonomisi ve kaydın kapsamının sağlıklı biçimde belirlenebilmesi için zorunlu olduğu özellikle dikkate alınmalı, daha sonra yöreyi iyi bilen elverdiğince yaşlı, yansız, yerel ve uzman bilirkişi, tutanak bilirkişilerinin tümü, tarafların aynı yöntemle göstereceği tanıklar hazır olduğu halde taşınmazlar başında yeniden keşif yapılmalı, 3402 Sayılı Kadastro Kanununun 20. maddesi hükmü uyarınca dayanılan tapu kayıtları mahkeme ilam ve eki harita yerel bilirkişi yardımı, uzman bilirkişi eliyle ayrı ayrı yerine uygulanmalı, uygulamada kaydın revizyon gördüğü dava dışı taşınmazlar varsa özellikle gözönünde tutulmalı, kayıtlarda tarif edilen sınır yerlerinden yerel bilirkişice bilinemeyen sınır yerleri bulunduğu takdirde bu konuda taraflara tanık dinletme olanağı sağlanmalı, uzman bilirkişiye kayıtlarda tarif edilen sınır yerleri düzenleyeceği haritada ayrı ayrı işaret ettirilmeli, tapu kayıt maliki yada malikleri arasında yöntemine uygun biçimde tapu dışı paylaşma yapılıp yapılmadığı belirlenmeli, bu konuda yerel bilirkişi ve tanıklardan olaylara dayalı bilgi alınmalı her bir kayıt maliki yada mirasçısına hangi taşınmaz yada taşınmazların isabet ettiği belirlenmeli, tapu dışı paylaşmanın taşınmazı tapusuz hale getirmeyeceği düşünülmeli, uygulamaya ilişkin yerel bilirkişi ve tanık sözleri, dıştan komşu taşınmazların tespit tutanağı içeriği ve varsa dayanakları kayıtlarla denetlenmeli, bu yolla dava ve temyize konu taşınmazların dayanılan tapu kaydının ve mahkeme ilamı ve eki haritanın kapsamında kalıp kalmadığı duraksamasız saptanmalı, dava ve temyiz konusu taşınmazların tümü yada bir bölümü dayanılan tapu kaydı ile mahkeme ilamı ve eki haritanın kapsamı dışında kaldığı saptandığı takdirde tapu kayıt kapsamı ve mahkeme ilamı ve eki haritanın kapsamı dışında kalan taşınmaz yada taşınmaz bölümleri yönünden yeterli biçimde zilyetlik araştırması yapılmalı, bu konuda zilyetliğin başlangıç günü, süresi ve sürdürülüş biçimi hakkında yerel bilirkişi ve tanıklardan olaylara dayalı bilgi alınmalı, tespit tutanağı bilirkişilerinin beyanları ile yerel bilirkişi ve tanık beyanları arasında aykırılık bulunduğu takdirde tespit tutanağı bilirkişileri de taşınmazlar başında ayrı ayrı dinlenerek, çelişki giderilmeli, gerçek taraflar arasında, usulün 237. maddesi hükmünde tanımlanan biçimde kesin hüküm bulunup bulunmadığı belirlenmeli, kesin hükmün kamu düzenine ilişkin istek olmasa bile mahkemece resen gözetilmesi gerekli olumsuz dava koşulu olduğu düşünülmeli, kesin hüküm yoksa ilamın güçlü delil niteliğinde olup olmadığı, güçlü delilin aksinin daha güçlü delillerle kanıtlanabileceği düşünülmeli, uzman bilirkişiden keşfi izlemeye, bilirkişi sözlerini denetlemeye imkan verecek şekilde ayrıntılı, gerekçeli rapor alınmalı, bundan sonra kesinleşen yönler dikkate alınarak 3402 Sayılı Kadastro Kanununun 13, 14 ve 14/son maddeleri hükmü eşliğinde toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna uygun bir karar verilmelidir. Mahkemece böylesine bir araştırma ve soruşturma yapılmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 31.01.2008 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy