(3402 S. K. m. 14) (1086 S. K. m. 259)
Dava: Taraflar arasında kadastro tespitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay'ca incelenmesi davacılar tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, dosyadaki belgeler okundu. Tetkik hakiminin açıklamaları dinlendi. Gereği görüşüldü:
Karar: Davacıların temyizi 106 ada 2 ve 113 ada 1 parsel sayılı taşınmazlarla ilgili hükümlere yöneliktir. Mahkemece dava ve temyize konu taşınmazlar üzerinde tesbit gününde adlarına tescile karar verilen davalılar yararına 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesi hükmünde öngörülen kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ile taşınmaz edinme koşullarının gerçekleştiği gerekçe gösterilerek hüküm kurulmuş ise de yapılan araştırma, soruşturma hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır.
Hükme dayanak yapılan keşifte yerel bilirkişi dinlenmemiş, tesbit tutanağı bilirkişisi yerel bilirkişi olarak dinlenmiş, varsa yasal nedenleri hüküm yerinde gerekçeleri ile gösterilip tartışılmamıştır. Öte yandan davacı tarafın tanıklarının zilyetliğe ilişkin anlatımları da uyuşmazlığın niteliği dikkate alındığında yetersizdir. Kaldı ki tutanak bilirkişilerinin tümü temyize konu taşınmazlar başında ayrı, ayrı usulün 259. maddesi hükmü gereğince dinlenmesi gerekirken dinlenmemiştir. Böylesine yetersiz araştırma ve soruşturma ile hüküm kurulamaz.
O halde sağlıklı bir sonuca varılabilmesi için öncelikle yöreyi iyi bilen, elverdiğince yaşlı, yansız, yerel ve uzman bilirkişi hükme dayanak yapılan keşifte dinlenen taraf tanıkları ile tesbit tutanağı bilirkişilerinin tümü hazır olduğu halde dava ve temyize konu taşınmazlar başında yeniden keşif yapılmalı, dava ve temyiz konusu taşınmazların tapuda kayıtlı olmadığı, menkul mal hükümlerine tabi olduğu, bu nitelikteki taşınmazların mülkiyetinin zilyetliğinin devir ve teslimi yoluyla devralana geçeceği düşünülerek yerel bilirkişi ve tanıklardan satışın yapıldığı öne sürülen günde somut olayda senedin düzenlendiği belirtilen 12.6.1967 tarihinden sonra taşınmazların kadastro tesbitlerinin yapıldığı güne kadar taşınmazlar üzerinde sürdürülen zilyetliğin başlangıç, günü, süresi ve sürdürülüş biçimi hakkında davacı tanıklarından ve davalı tanıklarından ve özellikle yerel bilirkişiden ayrı, ayrı olaylara dayalı somut bilgiler alınmalı, bu doğrultuda yerel bilirkişi ve tanıklardan bilgi alınırken taşınmazların öncesinin Hüseyin Anaz'a ait olduğu yolundaki olgunun yanlar arasında uyuşmazlık konusu olmadığı göz önüne alınmalı, dıştan komşu taşınmazların tesbit tutanakları içeriği ve varsa dayanakları kayıtlarla yerel bilirkişi ve tanık sözleri denetlenmeli, nizalı parsellerin sözü edilen kayıtlarda ne biçimde ve kimin yeri olarak sınır gösterildiği yönü üzerinde durulmalı, tesbit tutanağı bilirkişilerinin tümü taşınmazlar başında ayrı ayrı dinlenerek yapılması muhtemel keşifte dinlenecek yerel bilirkişi ve tanık sözleri ile tutanak bilirkişilerinin beyanları çeliştiği takdirde çelişki duraksamasız giderilmeli, bundan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmelidir.
Mahkemece böylesine bir araştırma ve soruşturma yapılmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz, davacıların temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde ilgililere iadesine, 10.04.2008 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy