(1086 S. K. m. 45) (3402 S. K. m. 14, 16)
Dava: Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay'ca incelenmesi davacı hazine tarafından istenilmekle, temyiz isteminin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, dosyadaki belgeler okundu, tetkik hakiminin açıklamaları dinlendi. Gereği görüşüldü:
Karar: Kadastro sırasında dava ve temyiz konusu 112 ada 3, 4, 5, 6, 7 ve 106 ada 17 parsel sayılı taşınmazlar tutanaklarında belirtilen hukuksal nedenlere dayanılarak davalı taraf adına tesbit edilmiştir. Davacı hazine taşınmazların devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olduğunu öne sürerek mera niteliği ile sınırlandırılması istemiyle ayrı ayrı dava açmıştır. Mahkemece 4, 5, 7 parsel sayılı taşınmazlarla ilgili Yargıtay bozma kararına uyularak dava dosyaları birleştirildikten sonra yapılan yargılama sonucunda davanın reddine, taşınmazların tesbit gibi tapuya tesciline karar verilmiş, hüküm davacı hazine tarafından temyiz edilmiştir.
1- Mahkemece dava konusu 112 ada 4, 5 ve 7 parsel sayılı taşınmazlar hakkında ayrı ayrı açılan davaların yargılaması sonunda yerel mahkemece oluşturulan hükümlerin yargı denetimi sonucunda daire ilamında açıklanan maddi ve hukuki nedenlerle bozulduğu mahkemece daire bozma kararlarına uyularak dava dosyalarının usulün 45 ve onu izleyen maddeleri hükmü uyarınca birleştirildiği dosya içeriğinden anlaşılmaktadır. Kural olarak bozma kararına uyulmakla orada belirtilen biçimde işlem yapılması yolunda lehine bozma yapılan taraf yararına kazanılmış hak aynı doğrultuda yerel mahkeme için zorunluluk doğar. Öte yandan bozma kararı dışında kalan yönler ise kesinleşir. Mahkemece daire bozma kararlarına uyulduğu halde bozma kararı gereği aynen yerine getirilmemiştir. Daire bozma kararlarında gerekçeleri duraksamaya meydan vermeyecek biçimde gösterilerek taşınmazların meradan kazanıldığının açıldığının kabulü ile 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 16/B maddesi hükmü uyarınca mera niteliği ile sınırlandırılmasına karar verilmesi gereğine değinilmiştir. Hal böyle olunca daire bozma kararının kesin bozma kararı niteliğinde olduğu kuşkusuzdur. O halde hükmüne uyulan daire bozma kararları çerçevesinde dava ekonomisine uyularak başkaca araştırma ve uygulama yapılmaksızın 112 ada 4, 5 ve 7 parsel sayılı taşınmazların 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 16/B maddesi hükmü uyarınca mera niteliği ile sınırlandırılmasına karar verilmelidir.
Mahkemece daire bozma kararlarına uyulduğu halde gereği az yukarıda vurgulandığı üzere aynen yerine getirilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizdir.
2- Davalı hazinenin dava ve temyize konu 112 ada 3, 6 ve 106 ada 17 parsel sayılı taşınmazlarla ilgili hükme yönelik temyiz itirazlarına gelince; Mahkemece dava ve temyize konu taşınmazların kamu malı niteliğinde mera olmadığı, tespit gününde adına tescile karar verilen zilyet davalı taraf yararına 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14. maddesi hükmünde öngörülen koşulların gerçekleştiği gerekçe gösterilerek hüküm kurulmuş ise de yerel mahkemenin vardığı sonuç dosya içeriğine uygun düşmemektedir.
Gerçekten kadastro tespitine bir kayıt ve belge esas alınmamış yargılama sırasında taraflar bir kayıt ve belgeye de dayanmamışlardır. Dava ve temyize konu taşınmazların sınırlarını oluşturan komşu 112 ada 1 parsel sayılı taşınmazın 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 16/B maddesi hükmü uyarınca mera niteliği ile sınırlandırılmak suretiyle tespit edildiği ve tespitin kesinleştiği dosya içeriği ile belirlenmiştir. Çekişmeli taşınmazlar ile sınırlarını oluşturan komşu 112 ada 1 parsel sayılı taşınmaz arasında ayırıcı unsur olarak doğal yada yapay bir sınır yeri bulunmamaktadır. Kaldı ki, bu nitelikteki taşınmazlar içerisinde dere, tepe, yol, hendek, çukur gibi doğal ve yapay sınır yerlerinin bulunması da mümkündür.
Hal böyle olunca dava ve temyize konu taşınmazların sınırlarını oluşturan 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 16/B maddesi hükmü uyarınca mera niteliği ile sınırlandırılmak suretiyle tespit edilen ve tespiti kesinleşen komşu 112 ada 1 parsel sayılı mera niteliğiyle sınırlandırılan ve tesbiti kesin taşınmaza el atılarak kazanıldığı ve onun bir bölümünü oluşturduğunun kabulü gerekir.
Öğretide ve uygulamada kararlılık kazanan yerleşik görüşlere göre bu nitelikteki taşınmazlar üzerinde sürdürülen zilyetlik süresi ne olursa olsun hukukça değer taşımadığı gibi bir taşınmaz üzerinde salt ot biçmek suretiyle sürdürülen zilyetliğin de süresi ne olursa olsun hukuksal bir değeri yoktur.
Öte yandan kural olarak objektif nitelikteki eylemli duruma aykırı düşen subjektif nitelikteki yerel bilirkişi ve tanık sözlerine de değer verilmesi olanaksızdır. Hal böyle olunca hükme dayanak yapılan uzman ziraatçi bilirkişinin dava ve temyize konu taşınmazların kamu malı niteliğinde mera olmadığı yolundaki raporunun yasal bir dayanağı bulunmadığının kabulü gerekir.
Mahkemece bu olgular dikkate alınarak usulün 45 ve onu izleyen maddeleri hükmü uyarınca birleştirilen davaların konusu ve kapsamı olan dava ve temyize konu 112 ada 3, 6, 106 ada 17 parsel sayılı taşınmazlara yöneltilen davaların kabulü ile anılan taşınmazların 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 16/B maddesi hükmü uyarınca mera niteliği ile sınırlandırılmasına karar verilmesi gerekirken delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizdir.
Sonuç: Davacı hazinenin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile 112 ada 4, 5 ve 7 parsel sayılı taşınmazlarla ilgili hükümlerin 1 nolu bentte açıklanan nedenlerle, 112 ada 3, 6 ve 107 ada 17 parsel sayılı taşınmazlarla ilgili hükümlerin ise 2 nolu bette açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 23.10.2008 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy