(4721 S. K. m. 718)
Dava: Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay'ca duruşmalı olarak incelenmesi istenilmekle, duruşma için tebliğ edilen 24.06.2008 günü belirlenen saatte temyiz eden davalı Hasan vekili avukat geldi. Gelenin huzuru ile duruşmaya başlandı. Duruşmada hazır bulunan tarafın sözlü açıklamaları dinlendi. Duruşmanın bittiği bildirildi. Tetkik hakiminin raporu okundu, açıklamaları dinlendi. Dosyadaki belgeler incelendi. Gereği görüşüldü:
Karar: 1- Dava niteliği ve içeriği itibariyle taşınmaz üzerinde bulunan muhdesatın değeri ile aidiyetinin tesbiti ve ortaklığın giderilmesi davasında bu durumun dikkate alınarak davacıya isabet edecek payın belirlenmesi istemine ilişkindir.
İddia ve savunmaya, duruşma tutanaklarına yansıyan bilgi ve belgelere, bu yolla saptanan dava niteliğine, dosya kapsamında toplanıp değerlendirilen delillere, delillerin takdir, tahlil ve tartışımına ilişkin hükümde gösterilen gerekçelere, davaya konu iki dairenin ortak miras bırakanın ölüm gününden sonra kendi gelirleri ve miras bırakandan kalan maaşlar ile kendi adına ve hesabına davacı tarafından meydana getirildiğinin belirlenmesine göre davalı Hasan'ın yerinde görülmeyen ve aşağıdaki bendin dışında kalan sair temyiz itirazlarının REDDİNE,
2- Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş ise de, varılan sonuç ve oluşturulan hüküm davanın niteliğine, dosya kapsamında toplanan delillere, yasal düzenlemelere uygun düşmemiştir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 718. maddesi hükmünde, arazi üzerindeki mülkiyetin, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde, üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını kapsayacağı, bu mülkiyetin kapsamına yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere yapılar, bitkiler ve kaynakların da gireceği açıklandığından, taşınmaz üzerindeki bina, ağaç gibi bütünleyici parça nitelikli muhtesatların taşınmazın arzından ayrı bir mülkiyetinin varlığından söz edilemez. Bu olgu gözönüne alındığında kural olarak ve aksine bir hüküm bulunmadıkça taşınmaz üzerindeki muhtesatların mülkiyetinin veya aidiyetinin tespiti dava edilemeyeceği gibi, mahkemelerce de muhtesatların taşınmazın arzına malik olanlar dışında başka bir kişiye ait olması sonucunu doğuracak şekilde hüküm de verilemez. Ne var ki, çoğun içinde azın da bulunduğu, muhtesatların mülkiyetinin veya aidiyetinin tespiti isteminin muhtesatların meydana getirildiğinin tespiti istemini de içerdiği gözönüne alındığında, mülkiyet veya aidiyet tespiti istemiyle açılan davalarda, koşullarının varlığı ve davanın kanıtlanması halinde davaya konu muhtesatların davacı tarafça meydana getirildiğinin tespitine, mülkiyet veya aidiyet tespiti isteminin ise reddine karar verilmesi gerekeceği kuşkusuzdur.
Ayrıca davanın birbirinden farklı nitelikte birden fazla isteği içermesi durumunda da dava dilekçesinde belirtilen her bir istek kalemi hakkında olumlu ya da olumsuz bir hüküm oluşturulması, istemlerin tümünün yerinde görülmesi halinde davanın kabulüne, bir kısmının yerinde görülmemesi halinde ise davanın kısmen kabulüne karar verilmesi gerekir.
Somut olaya gelince dava dilekçesinde ortak miras bırakan Ali'den kalan, ortaklığın giderilmesi davasına konu 75 ada 26 parsel sayılı taşınmaz üzerinde ortak miras bırakan tarafından sağlığında tek katlı 2 daireli bina yaptırdığı, davacının ortak miras bırakanın ölümünden sonra eşinden kalan maaş ve evde çalışarak elde ettiği kazançları ile 1985-1986 yıllarında mevcut binanın üzerine iki daireden oluşan bir kat daha çıktığı, davalı Hasan ve yaşlan küçük olan diğer davalıların üst kattaki dairelerin yapımında hiçbir katkılarının bulunmadığı öne sürülerek binanın üst katındaki iki dairenin değeri ile davacıya aidiyetinin tespitine, ortaklığın giderilmesi davasında bu durum dikkate alınarak davacının payının hesaplanmasına karar verilmesi talep ve dava edilmiş, davalı Hasan yasal cevap süresi geçtikten sonra verdiği cevap ve karşı dava dilekçesinde, müvekkilinin küçük yaştan itibaren çalıştığını, askere giderken kıdem tazminatı aldığını, bütün gelirini annesi olan davacıya verdiğini, ailenin tüm bireylerinin evin yapımında katkısı bulunduğunu öne sürerek davanın reddine, davaya konu dairelerin müvekkili adına tesciline karar verilmesini istemiş, diğer davalılar davaya konu iki dairenin yapımında kendilerinin katkıları bulunmadığını, bu dairelerin kendi emek ve geliri ile davacı İpek tarafından yaptırıldığını açıklamışlardır.
Mahkemece karşı dava tefrik edildikten sonra toplanan delillere göre davanın kabulüne, davaya konu iki dairenin davacıya ait olduğunun tespitine karar verilmiştir.
Sonuç: Davanın davaya konu iki dairenin davacı tarafından meydana getirildiğinin tespiti istemiyle açılmadığı, iki dairenin değeri ile aidiyet tespitin ve ayrıca ortaklığın giderilmesi davasında bu durum dikkate alınarak müvekkilinin payının hesaplanmasına karar verilmesinin de istenildiği gözönüne alındığında az yukarıda açıklanan hukuksal olgular da dikkate alınarak davanın kısmen kabulü ile davaya konu iki dairenin davacı tarafından meydana getirildiğinin tespitine davacının fazla istemlerinin reddine karar verilmesi gerekirken dava dilekçesindeki tüm istemler kabul edilmiş gibi davanın kabulüne ilişkin hüküm oluşturulması isabetsiz, davalı Hasan'ın temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin ödenen temyiz harcının istek halinde davalı Hasan'a iadesine, Yargıtay duruşmasında kendisini vekille temsil ettiren davalı Hasan yararına takdir ve tesbit olunan 550,00 YTL avukatlık parasının davacıdan alınarak davalı Hasan'a verilmesine, 24.06.2008 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy