(3402 S. K. m. 10, 11)
Dava: Taraflar arasında kadastro tespitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay'ca duruşmalı olarak incelenmesi istenilmekle, duruşma için tebliğ edilen 14.10.2008 günü belirlenen saatte temyiz edenler Emir ile Tapu Sicil Müdürlüğü vekili Av. H.S. geldiler. Gelenlerin huzuru ile duruşmaya başlandı. Duruşmada hazır bulunan tarafın sözlü açıklamaları dinlendi. Duruşmanın bittiği bildirildi. Tetkik hakiminin raporu okundu. Dosyadaki belgeler incelendi, tetkik hakiminin açıklamaları dinlendi. Gereği görüşüldü:
Karar: Kural olarak, kadastro davaları lehine tespit ya da kadastro komisyonunca adlarına tescile karar verilen gerçek veya tüzel kişiler arasında görülür. Bir başka deyişle kadastro davaları hakları çatışanlar arasında görülür. Bu olgular ile konuyu düzenleyen 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 10, 11. maddeleri hükmü eşliğinde ve yerleşik Yargıtay uygulamasında kararlılık kazanan görüşler ile anılan yasa hükümlerine göre kadastro davaları, tespite karşı yasal 30 günlük askı ilan süresi içerisinde yapılan itirazlar üzerine ya da itiraz üzerine oluşturulan kadastro komisyon kararları aleyhine açılır. Kuşkusuz 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 5. maddesi hükmü uyarınca malik hanesi açık bırakılan taşınmaz ya da taşınmazlara ilişkin davaların kadastro mahkemesinde görülebilmesi için tespit gününden önce o taşınmaz hakkında genel mahkemeye açılan ve derdest sayılan bir davanın varlığı halinde o taşınmaz hakkındaki davanın görevsizlik kararı ile kadastro mahkemesine aktarılması halinde anılan dava ya da davaların kadastro mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması zorunludur. Görev kamu düzenine ilişkin olup istek olmasa da yargılamanın her aşamasında mahkemece re'sen gözetilmesi zorunlu bir olgudur.
Dava ve temyize konu 597 ada 56 parsel say ılı taşınmazın tespitinin o günde yürürlükte bulunan 2613 Sayılı Yasa hükümleri göz önüne alınarak 05.03.1983 tarihinde yapıldığı dava dosyasına yansıyan bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır.
Anılan tespite karşı davalı Emir'in itirazı hakkında kadastro komisyonunca 22.07.1987 günlü komisyon kararının oluşturulduğu, davanın komisyon kararına karşı açıldığı dosya içeriği ile belirlenmiştir.
Hal böyle olunca, somut olayda anılan komisyon kararının kesinleşmediği, davanın niteliği ve içeriği itibariyle komisyon kararına karşı açılan dava niteliğinde olduğu, bu nedenle yanlar arasındaki uyuşmazlığın kadastro mahkemesinde çözümleneceği tartışmasızdır. Yanılgı ile tespitin ya da komisyon kararının kesinleştirilerek sicil oluşturulması sonuca etkili değildir. Bu biçimde oluşan sicil gerçeği yansıtmayan sicil niteliğindedir. Kural olarak sicillerin doğru tutulmasından Devlet dolayısıyla Hazine sorumludur.
Somut olaya ve dosya kapsamına göre davalı Emir'e aleyhindeki komisyon kararının 2613 Sayılı Yasa hükümlerine göre yöntemine uygun şekilde tebliğ edilmediği anlaşılmaktadır. O günde yürürlükte bulunan 2613 Sayılı Yasanın 25 ve 26. maddesi hükümlerine göre yapılması zorunlu 2 aylık askı ilanının yöntemine uygun şekilde yapılmış olabilmesi için taşınmazın bulunduğu mahalde oturan ilgililer yönünden askı ilanı şahsen tebliğ hükmündedir. Ne var ki sözü edilen madde hükümlerinde taşınmazın bulunduğu mahalde oturmayan ilgililer yönünden yöntemine uygun bir tebliğin varlığından söz edilebilmesi için taşınmazın bulunduğu mahalde oturmayan ilgililere ise komisyon kararın bulunduğu mahalde 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümleri uyarınca tebliği zorunludur. Dosya içeriğine göre davalı Emir'in askı ilan süresi içerisinde memuriyeti nedeniyle taşınmazın bulunduğu mahallede ikamet etmediği de dosya kapsamıyla belirlenmiştir. Hal böyle olunca askı ilanı yoluyla yapılan tebligat ilgiliye şahsen tebliğ hükmünde olmayıp adı geçene sözü edilen 22.07.1987 günlü komisyon kararının yöntemine uygun şekilde tebliğ edilmediği kuşkusuzdur.
Hal böyle olunca uyuşmazlığın kadastro mahkemesinde çözümleneceği tartışmasızdır.
Kural olarak öğretide ve yerleşik Yargıtay uygulamasında kararlılık kazanan görüşlere göre kadastronun amacı bir taşınmazın geometrik durumunu, yüzölçümü ve hak sahibi veya sahiplerini doğru olarak belirlemektir. Dava kadastro mahkemesinde görüldüğüne göre taşınmazın tümü hakkında hüküm kurulması zorunludur. Aksinin kabulü kadastronun amacı ile bağdaşmaz. Ne var ki mahkemece dava konusu 597 ada 56 parsel sayılı taşınmazın haritasında (D) harfi ile işaretli kesimi hakkında hüküm kurulduğu halde diğer kesimleri hakkında olumlu ya da olumsuz bir hüküm kurulmamıştır.
Gerçekten sicillerin doğru tutulmasından Devlet dolayısıyla Hazine sorumludur.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle davalı Hazine ile davalı Emir'in temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedenlerine göre de sair yönlerin şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde davalı Emir'e iadesine,
Daire bozma kararının kapsamı ve sonucu dikkate alınarak Yargıtay duruşmasında vekille temsil edilen davalı Hazine yararına avukatlık parası takdir ve tespitine yer olmadığına, 14.10.2008 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy