(1086 S. K. m. 74, 237, 567) (3402 S. K. m. 12) (4721 S. K. m. 684, 718) (818 S. K. m. 61)
Dava: Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı İsmail tarafından istenilmiş olup, temyiz isteminin süresinde olduğu anlaşılmakla; dosya incelendi, dosyadaki belgeler okundu, raportör üyenin açıklamaları dinlendi. Gereği görüşüldü:
Karar: Dava, taşınmaz üzerinde bulunan muhdesatın davacı tarafından yapıldığının ve mülkiyetinin davacıya ait olduğunun tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş ise de, yapılan araştırma ve soruşturma, toplanan deliller hüküm vermeye yeterli olmadığı gibi, oluşturulan hüküm de usul hükümlerine uygun düşmemiştir.
3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12/3. maddesi hükmünde kadastro tutanaklarının kesinleştiği tarihten itibaren 10 yıl geçtikten sonra, bu tutanaklarda belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere karşı kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak dava açılamayacağı belirtilerek hak düşürücü süre öngörülmüştür. Hak düşürücü süre olumsuz dava koşulu olup, diğer dava koşullarında olduğu gibi taraflarca öne sürülmese bile mahkemelerce kendiliğinden dikkate alınması ve davanın süre geçtikten sonra açıldığının belirlenmesi halinde esasa girilmeden hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmesi gerekir.
Yine öğreti ve uygulamada kararlılık kazanan görüşlere göre; tespit davalarının dinlenebilmesi için kural olarak davacı tarafın dava açmakta hukuki yararının bulunması gerektiği, hukuki yararın da olumlu dava koşulu olduğu ve taraflarca öne sürülmese dahi mahkemelerce kendiliğinden dikkate alınacağı, hukuki yarar bulunmadığının belirlenmesi halinde davanın esasa girilmeden, hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiği kabul edilmektedir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 684. maddesi hükmünde, bir şeye malik olan kimsenin, o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olacağı, 718. maddesi hükmünde de, arazi üzerindeki mülkiyetin, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde, üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını kapsayacağı, bu mülkiyetin kapsamına yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere yapılar, bitkiler ve kaynakların da gireceği açıklanmıştır. Bu hükümler karşısında kural olarak ve aksine bir hüküm bulunmadıkça taşınmaz üzerinde bulunan bina, ağaç gibi bütünleyici parça niteliğindeki muhtesatların mülkiyeti arzın mukadderatına tabidir. Muhtesatlar taşınmaz malikinin veya birden fazla malik varsa tüm maliklerin ortak malı sayılır. Muhtesatların taşınmazın arzından ayrı bir mülkiyetinin varlığından söz edilemeyeceğinden muhtesatların mülkiyetinin tespiti istenilemeyeceği gibi, mahkemelerce de anılan hükümler göz ardı edilerek mülkiyet tespitine karar verilemez. Böyle bir istemle dava açılması durumunda diğer dava koşullarının varlığı ve davanın kanıtlanması halinde "çoğun içinde az da vardır" kuralı gözetilerek mahkemece davacı isteminin içinde muhtesatın davacı tarafça meydana getirildiğinin tespiti isteminin de bulunduğu kabul edilerek davanın buna göre görülüp sonuçlandırılması gerekir.
Üzerinde muhtesat bulunan taşınmazın ortaklığının giderilmesinin dava edilmesi halinde, bu muhtesatın maliklerden bir veya birkaçına ait olduğuna ilişkin tapu kaydında şerh varsa veya bu hususta tüm taşınmaz malikleri arasında oybirliği sağlanabiliyorsa ortaklığın giderilmesi davasına bakan mahkemece taşınmazın muhtesatsız çıplak değeri ile muhtesat değerinin ayrı ayrı belirlenerek taşınmazın muhtesatlı değerinin yüzde kaçının arza, yüzde kaçının muhtesata isabet ettiğinin saptanması, muhtesatla birlikte satılacak olan taşınmazın satış parasının paylaştırma oranları belirlenirken taşınmazın muhtesatsız çıplak değerinin taşınmazdaki mülkiyet payları oranında tüm maliklere, muhtesatın değerinin ise sadece muhtesatı meydana getiren malik veya maliklere verilmesini sağlayacak şekilde oranlama yapılması, satış bedelinin belirlenecek bu oran dahilinde taşınmaz maliklerine dağıtılmasına karar verilmesi gerektiği kuşkusuzdur. Muhtesat konusunda tapu kaydında şerh bulunmaması veya malikler arasında oybirliği sağlanamaması halinde çıkan uyuşmazlığın ne şekilde çözümleneceği ise HUMK'nun 567. maddesi hükmünde açıklanmıştır. Bu madde hükmüne göre, muhtesat değeri sulh mahkemesinin görevini aşmıyorsa uyuşmazlığın ortaklığın giderilmesi davasına bakan sulh mahkemesince, aşması halinde ise görevli asliye mahkemesince çözümlenmesi, uyuşmazlığı çözmenin asliye mahkemesinin görevine girmesi halinde ortaklığın giderilmesi davasına bakan mahkemenin muhtesatın kendisi tarafından meydana getirildiği öne süren malik veya maliklere bu konuda dava açması için 10 günlük kesin süre vermesi ve verilen süre içinde dava açılması halinde de bu davanın sonucunun beklemesi gerekir. Ne var ki, ister verilen süreden önce isterse daha sonra açılmış olsun, dava sonucunda verilecek tespit hükmünün davanın tarafları açısından koşullan HUMK'nun 237. maddesi hükmünde açıklanan biçimde kesin hüküm oluşturacağı, davanın taraflarını ve ortaklığın giderilmesi davasına bakan mahkemeyi bağlayacağı, bunun sonucu olarak muhtesatın davacı tarafından meydana getirildiğine karşı çıkan malik veya maliklerin iradesi yerine geçeceği ve bu şekilde oybirliğinin sağlanmış olacağı göz önüne alındığında, daha önce açılmış ve görülmekte olan bir ortaklığın giderilmesi davası bulunması koşuluyla muhtesatın kendisi tarafından meydana getirildiğini öne süren malik veya maliklerin buna karşı çıkan diğer malik veya malikler aleyhine tespit davası açmakta her zaman için hukuki yararının bulunacağı, hukuki yararın da dava sonuçlanana değin sürmesi gerektiği kuşkusuzdur.
Ayrıca HUMK'nun 74. maddesi hükmüne göre de mahkeme tarafların iddia ve savunmaları ve talepleri ile bağlıdır. Kural olarak mahkemenin istekten fazlasına veya başka bir şeye hükmetmesi olanak dışıdır.
Somut olaya gelince, toplanan delillerden davaya konu muhtesatın (ev ve müştemilatının) tapuda kayıtlı 1329 ve 1338 parsel sayılı taşınmazlar üzerinde bulunduğu, 09.02.2001 tarihinde tashihen ortak miras bırakan Samiye adına tescil edilen ev nitelikli 1329 parsel sayılı taşınmazda tarafların elbirliği halinde malik oldukları, 25.12.1953 tarihinde tapulama tespitinin kesinleşmesi üzerine ev niteliği ile tescil edilen 1338 parsel sayılı taşınmazda ise davacı Hacı ile davalılardan İsmail, Fatma, Ahmet'in paylı mülkiyet şeklinde malik oldukları, her iki taşınmazın tapu kayıtlarında da evin aidiyeti konusunda bir şerh bulunmadığı, taşınmazların ortaklığının giderilmesi istemiyle Çubuk Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2000/407 Esas sayılı dosyasında dava açıldığı, taşınmazların ortaklığının giderilmesine karar verildiği, verilen hükmün Yargıtay'ca bozulması üzerine dosyanın 2004/76 Esas sayısını aldığı, bu dosyanın yargılaması sırasında da tarafların davaya konu muhtesatın aidiyeti konusunda ittifak sağlayamadıkları anlaşılmaktadır. Az yukarıda açıklandığı üzere davanın esası yönünden bir hüküm verilebilmesi için öncelikle davanın hak düşürücü süre içinde açılıp açılmadığının ve davacının tespit davası açmakta hukuki yararı bulunup bulunmadığının mahkemece resen araştırılıp soruşturulması, bunun için de öncelikle her iki taşınmazın tapulama veya kadastro tespit tutanaklarının getirtilmesi, tespitlerin hangi tarihte kesinleştiğinin araştırılması, tanıklardan davaya konu evi ile tapu kütüğünde kayıtlı evlerin aynı ev olup olmadığının, davacının eski eve tadilat ve onarım mı, yoksa eski evin yıkılması sonucu yeni ev mi yaptığının, yeni ev yapma söz konusu ise yapılan bu evin hangi tarihte kim tarafından, ne şekilde, kinin adına ve hesabına yapıldığının sorularak görgü ve bilgiye dayalı kapsamlı beyanlarının alınması, bu hususun yargılamaya gelen taraflardan da sorulması, davaya konu edilen evle tapu kütüğünde kayıtlı evin aynı ev olup olmadığının, tapu kütüğünde kayıtlı evin tamamen yıkılarak yeni ev yapılıp yapılmadığının duraksamasız saptanarak sonucuna göre de davanın 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12/3. maddesi hükmünde belirtilen hak düşürücü süreye tabi olup olmadığının belirlenmesi, davacı tarafın yeni ev yapmadığı, tapu kütüğünde kayıtlı eski evde iyileştirici nitelikte tadilat ve onarımlar yaptığının belirlenmesi halinde yapılan bu işlerin yeni bir muhtesat meydana getirme sayılamayacağı, davacı tarafın ancak koşullarının varlığı halinde B.K. 61 ve onu izleyen maddeleri hükmüne ve sebepsiz zenginleşme kurallarına göre ileride açacağı eda nitelikli bir alacak davası ile yaptığı faydalı ve zorunlu giderlerden paylarına düşen kısmını taşınmazın diğer paydaşlarından isteme hakkı bulunacağının göz ardı edilmemesi, ortaklığın giderilmesi davasına ilişkin dosyanın da getirtilerek incelenmesi, davaya konu 1329 ve 1338 parsel sayılı taşınmazlar ile ilgili hükmün bozma kapsamı dışında kalıp kalmadığının, bu parseller ile ilgili hükmün kesinleşip kesinleşmediğinin, bunun sonucuna göre de davacının tespit davası açmakta hukuki yararı kalıp kalmadığının duraksamasız saptanması, dosyanın aslı veya onaylı örneğinin dosya içine alınması, davanın hak düşürücü süreye tabi olmadığının ve davacının dava açmakta hukuki yararı bulunduğunun belirlenmesi halinde davanın esasına girilmesi gerekir. Ne var ki, mahkemece taşınmazların tespit tutanakları ve ortaklığın giderilmesi davasına ilişkin dava dosyası getirtilip incelenmeden, davaya konu evin tapu kütüğünde kayıtlı evle aynı ev olup olmadığı araştırılıp soruşturulmadan ve az yukarıda açıklanan hak düşürücü süre ve hukuki yarar konusunda yeterince araştırma ve soruşturma yapılmadan davanın esasına girilerek hüküm verilmiştir. Eksik araştırma ve soruşturma ile hüküm verilemez.
O halde mahkemece az yukarıda açıklandığı şekilde davaya konu evin üzerinde bulunduğu 1329 ve 1338 parsel sayılı taşınmazların tapulama veya kadastro tespit tutanakları getirtilmeli, tespitlerin kesinleşme tarihleri araştırılmalı, yargılamaya gelen tarafların ve dinlenilen tanıkların yeniden ve kapsamlı beyanları alınmalı, davaya konu evle tapu kütüğünde kayıtlı evin aynı ev olup olmadığı, davacı tarafından tapu kütüğünde kayıtlı eski evin tamamen yıkılarak yeni ev yapılıp yapılmadığı taraflardan ve tanıklardan sorulmalı, gerekirse inşaat mühendisi bilirkişiden de bu konuda ek rapor alınmalı, davanın 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12/3. maddesi hükmünde belirtilen hak düşürücü süreye tabi olup olmadığı duraksamasız saptanmalı, ortaklığın giderilmesine ilişkin dava dosyası getirtilerek incelenmeli, 1329 ve 1338 parsel sayılı taşınmazlarla ilgili hükmün bozma kapsamı dışında kalıp kalmadığı, kesinleşip kesinleşmediği, bunun sonucuna göre de davacının tespit davası açmakta hukuki yararı kalıp kalmadığı belirlenmeli, dosyanın aslı veya onaylı örneği dosya içine alınmalı, davanın hak düşürücü süreye tabi olmadığı, davacının tespit davası açmakta hukuki yararı bulunduğu belirlendiği takdirde davanın esasına girilmeli ve daha sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir hüküm verilmelidir.
Sonuç: Mahkemece böylesine bir araştırma ve soruşturma yapılmaksızın, eksik araştırma ve soruşturma ile yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz olduğu gibi kabule göre de davacının şerhe yönelik bir istemi bulunmadığı halde HUMK 74. maddesi hükmüne aykırı olarak talebin aşılması ve binanın tapu kütüğünün beyanlar hanesinde şerhine karar verilmesi, davacının mülkiyet tespiti istemi yerinde olmadığı ve reddi gerektiği halde davanın kısmen kabulü yerine kabulüne şeklinde hüküm kurulması ve bu istem konusunda olumlu veya olumsuz bir hüküm verilmemesi dahi isabetsiz, davalı İsmail'in temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin ödenen 13,10. YTL temyiz harcının istek halinde hükmü temyiz eden davalıya iadesine, 16.09.2008 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy