(1086 S. K. m. 237) (818 S. K. m. 61)
Dava ve Karar: Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay'ca incelenmesi davacı tarafça istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, dosyadaki belgeler okundu. Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendi, gereği görüşüldü:
İddia ve savunmaya mahkemece toplanıp değerlendirilen deliller ile duruşma tutanaklarına yansıyan bilgi ve belgelere göre dava taşınmaz üzerinde bulunan muhdesatı meydana getiren müteahhitten şahsi hak devri yoluyla pay devralan davacılar tarafından muhdesata yapılan iyileştirici giderlerin tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece davanın reddine karar verilmiştir.
Saptanan dava niteliği ve dosya içeriğine göre davacı tarafın dava açmakta hukuki yararının bulunmadığı belirlenmiştir. Kural olarak tespit davasının dinlenebilmesi için genel dava şartlarından başka iki özel koşula daha ihtiyaç vardır. Gerçekten sözü edilen ve aşağıda açıklanan koşulların öğretide ve yerleşik Yargıtay uygulamasında Tespit davasının kendine özgü koşulları olarak nitelendirilmektedir".
Sözü edilen koşullara gelince;
1- Özel koşulların ilki, tespit davasının konusunu ancak bir hukuki ilişkisinin oluşturabileceği tartışmasızdır. Gerçekten, tespit hükmü, hak ve alacakların doğduğu hukuki ilişkinin mevcut olup, olmadığını tespit etmekte olup, miktarları hakkında bir şey içermez. Bu nedenle uygulamada, konusu, yalnızca maddi vakıa ya da vakıalar olan tespit davaların dinlenemeyeceği sonucuna varılmıştır. Kural olarak maddi vakıa ya da vakıalar ancak hukuki bir ilişki ile birlikte tespit davasına konu olabilirler.
2- Davacının sözünü ettiği açık bir anlatımla öne sürdüğü hukuki ilişkinin, mevcut olup olmadığının, hemen tespitinde, hukuki bir yararı bulunmalıdır. Hukuki yarar koşulu, tespit davasını hükme bağlayan tüm yasalarda öğretide ve uygulamada kararlılıkla aranmaktadır.
Öte yandan, bir hukuki ilişkinin, hemen tespitinde, hukuki yararın varlığının kabul edilebilmesi için, 3 koşulun birlikte olması zorunludur. Sözü edilen 3 koşulu hemen açıklamak gerekirse;
A) Davacının bir hakkı veya hukuki durumun hali hazır bir tehlike ile ciddi biçimde tehdit edilmiş olması ve sözü edilen tehlikenin yakın ve tehdidin ciddi olması gerekir.
B) Bu ciddi tehdit sebebiyle davacının hukuki durumunun tereddüt ya da belirsizlik içinde olması, bu hususun davacı için bir zararı meydana getirebilecek nitelikte bulunması gerekir. Tehdit, objektif olarak değerlendirildiğinde, bir zarar doğurabilecek nitelikte olmalıdır.
C) Yalnızca koşulları usulün 237. maddesi hükmünde tanımlanan biçimde kesin hüküm sonuçlarını meydana getiren, cebri-icraya yetki vermeyen bir başka deyişle icra ve infaz kabiliyeti bulunmayan tespit hükmünün bu tehlikeyi ortadan kaldıracak nitelikte olması zorunlu olduğu gibi, davacının, hukukun korunma ihtiyacı da halihazırda bulunmalıdır. Özellikle hukuki yarar koşulu tespit davasını açıldığı günde mevcut olmalı ve hüküm verilene kadar varlığını da sürdürmesi zorunludur. Açıklanan nedenle davacının, hukuki koruma (himaye) ihtiyacını bir başka vasıta ile tamamen tatmin edebilmesinin, mümkün olduğu hallerde hukuki ilişkinin mücerret tespitinde, hukuki yararın bulunmadığı, bu nedenle tespit davası açamayacağı kuşkusuzdur.
Kural olarak öğretide ve yerleşik Yargıtay uygulamasında eda davası açılmasının mümkün olduğu hallerde tespit davası açılmasında hukuki bir yararın bulunmadığı kabul edilmiştir.
Sözü edilen kuralın ayrık hali olarak eda davası ile elde edilecek tespit hükmünün kapsamı, tespit davası ile elde edilecek tespit hükmünün kapsamına dair ise eda davası açılması mümkün olmasına rağmen, eda davasından bağımsız olarak ayrı bir tespit davası açabileceği de öğretide ve uygulamada kararlılık kazanmıştır.
Yukarıda genel dava şartlarından ayrık olmak üzere tespit davasına özgü koşulların mahkemece resen gözetilmesi zorunludur. Bu hukuksal olguların ışığı altında duraksamasız belirtmek gerekirse hukuki yarar, dava koşuludur.
Somut olaya gelince: Davacı tarafın, davaya konu muhdesatm kendisi tarafından meydana getirildiğinin tespiti istemi ile dava açmamış. Mevcut muhdesata iyileştirici nitelikte giderler yaptığı öne sürerek bunların ve bedelinin tespitini istemiştir. Taşınmazda paydaş olan ve taşınmaz üzerindeki muhdesata payından fazla olarak gider yapan davacının fazladan yaptığı giderleri koşullarının varlığı halinde BK'nın 61. ve devam eden maddelerinde düzenlenen sebepsiz zenginleşme kurallarına göre taşınmazın diğer paydaşlarından eda nitelikli bir alacak davası ile isteyebileceği kuşkusuzdur. Eda davasında belirlenecek bir olgunun önceden tespitinin istenilmesine hukuki yarar bulunduğundan söz edilemez.
Sonuç: Hal böyle olunca, mahkemece bu olgular göz önüne alınarak hukuki yarar yokluğu nedeni ile davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yersiz gerekçelerle yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz ise de, verilen hüküm sonucu bakımından doğru olduğundan, davacı tarafın yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi ile gerekçesi bakımından yanılgılı, sonucu bakımından doğru hükmün ONANMASINA, peşin alınan harcın mahsubu ile geriye kalan 0,90 TL. harcın davacı taraftan alınmasına, 06.11.2008 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy