(3402 S. K. m. 13, 14, 16, 18, 19, 20) (6831 S. K. m. 1, 2) (1086 S. K. m. 45, 259)
Dava: Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay'ca incelenmesi davacı Hasan Çakar ile katılan davacı hazine tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, dosyadaki belgeler okundu. Tetkik hakiminin açıklamaları dinlendi. Gereği görüşüldü:
Karar: İddia ve savunmaya, mahkemece toplanıp değerlendirilen deliller ile duruşma tutanaklarına yansıyan bilgi ve belgelere, özellikle hükmüne uyulan daire bozma kararının kapsamı ve sonucu dikkate alındığında mahkemece yapılan araştırma, soruşturma hüküm vermeye yeterli değildir.
Öğretide ve yerleşik yargıtay uygulamasında kararlılık kazanan görüşlere göre kural olarak bozma kararına uyulmakla orada belirtilen biçimde işlem yapılması yolunda lehine bozma yapılan taraf yararına kazanılmış hak aynı doğrultuda yerel mahkeme için zorunluluk doğar. Öte yandan bozma kararı dışında kalan yönler ise kesinleşir. Kuşkusuz ayrık hal kural olarak maddi yanılgıya dayalı bozma kararına uyulması taraflar yararına kazanılmış hak oluşturmaz.
Ne var ki, mahkemece bozma kararına uyulduğu halde gerekleri tümü ile ve tam olarak yerine getirilmemiştir. Gerçekten somut olayda sağlıklı bir sonuca varılabilmesi özellikle hükmüne uyulan daire bozma kararının aynen yerine getirilebilmesi için anılan daire bozma kararının kapsamı eşliğinde araştırma ve soruşturma yapılması zorunludur. Ne var ki, tutunulan tapu kayıtlarının uygulamasına ilişkin yerel bilirkişi ve tanık sözleri tüm dıştan komşu taşınmazların tespit tutanağı içeriği ve varsa dayanakları kayıtlarla denetlenmediğinden soyut nitelikte gerekçesiz sözlerden ibaret olduğu gibi uzman bilirkişi tarafından düzenlenen ve hükme esas alınan rapor ve eki haritada, tapu kayıtlarında tarif edilen sınır yerleri 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 20. maddesi hükmüne uygun biçimde gösterilmediğinden keşfi izlemeye, yerel bilirkişi ve tanık sözlerini denetlemeye imkan vermeyen harita ve eki raporda yetersizdir.
Öte yandan davaya katılan hazinenin öne sürdüğü iddialara dava dosyasına yansıyan bilgi ve belgelere göre somut olayda yöntemine uygun biçimde orman ve mera araştırması yapılması da zorunludur. Ne var ki, mahkemece bu doğrultuda yöntemine uygun biçimde araştırma, soruşturma ve uygulama yapılmamıştır.
Kural olarak orman kadastrosuna tabi tutulan bölgelerde bir yerin orman sayılan yerlerden olup olmadığı anılan yönetimsel işlemin kadastro tespit gününden önce kesinleşmiş olması koşulu ile orman sınırlandırma haritası ve eki belgelerin yöntemine uygun biçimde yerine uygulanması yoluyla belli edilir. Kuşkusuz bölgede orman sınırlandırması yapılmamış yada orman sınırlandırması yapıldığı halde sözü edilen yönetimsel işlem tespit gününden önce kesinleşmemiş ise aynı doğrultudaki araştırma 6831 sayılı Yasanın 1. maddesi hükmü uyarınca yapılır.
Öte yandan mahkemece bir yerin kamu malı niteliğinde mera olduğunun kabulü için taşınmazın yetkili idari merciler tarafından mera olarak tahsis edilmesi yada taşınmazın öncesinin bilinmeyen bir zamandan beri geleneksel biçimde mera olarak kullanılagelmiş olmasına bağlıdır. O halde öncelikle davaya konu yapılan 50 parsel sayılı taşınmaz ile dayanılan tapu kayıtlarının revizyon gördüğü 456 parsel sayılı taşınmazların (Ada) sayısı Kadastro Müdürlüğünden sorulup saptanmalı, bundan sonra dayanılan tapu kayıtlarının revizyon gördüğü dava dışı 103 ada 52 ve ada sayısı belirlenecek 456 parsel sayılı taşınmazlardan başka dava dışı taşınmaz yada taşınmazlara revizyon görüp görmediği, Tapu Sicil Müdürlüğü ve Kadastro Müdürlüğünden ayrı ayrı sorulup saptanmalı, revizyon görmüş ise ada sayısı belirlenecek dava konusu 50 parsel sayılı taşınmazla birlikte revizyon gördüğü dava dışı taşınmazları ve bu taşınmazlara dıştan komşu taşınmazları da bir arada gösterecek şekilde geniş kapsamlı birleşik harita Kadastro Müdürlüğü'nden getirtilmeli, bundan sonra dıştan komşu taşınmazların tespit tutanakları ve varsa dayanakları kayıtlar davalı iseler dava dosyaları da getirtilmeli, dayanılan tapu kayıtlarının revizyon gördüğü dava dışı taşınmazların davalı oldukları saptandığı takdirde usulün 45 ve onu izleyen maddeleri hükmü uyarınca dava dosyalarının birleştirilip birleştirilmeyeceği yönü üzerinde durulmalı, vurgulanan bu olgunun dava ekonomisi ve dayanılan tapu kayıtlarının kapsamının sağlıklı biçimde belirlenebilmesi için zorunlu olduğu özellikle dikkate alınmalı, daha sonra yöreyi iyi bilen elverdiğince yaşlı, yansız, yerel ve uzman bilirkişi, fen elemanı uzman ormancı bilirkişi ve uzman ziraatçi bilirkişi tespit tutanağı bilirkişilerinin tümü, tarafların aynı yöntemle göstereceği tanıklar hazır olduğu halde çekişmeli taşınmaz başında yeniden keşif yapılmalı, 3402 Sayılı Kadastro Kanunu'nun 20. maddesi hükmü uyarınca dayanılan tapu kayıtları yerel bilirkişi yardımı, uzman bilirkişi eliyle yerine uygulanmalı, tutunulan tapu kayıtlarının haritası varsa taşımazın bulunduğu bölgede mera tahsisi ve orman sınırlandırması yapılmış ise anılan yönetimsel işlemlerin dayanağı haritalar ile tapu kayıtlarının dayanağı haritalar ölçekleri geniş kapsamlı kadastro paftasının ölçeği ile eşitlendikten sonra tüm haritalar ve eki belgeler yerel bilirkişi yardımı, konularında uzman bilirkişiler eliyle yerine uygulanmalı, uygulamada haritalarda tarif edilen belli poligon ve röper noktalar ile arz üzerindeki doğal yada yapay sınır yerlerinden varsa değişmez nitelikte sınır yeri sayılabilecek kişi taşınmazlarından da yararlanılmalı, uygulamada tapu kayıtlarının revizyon gördüğü dava dışı taşınmazlar özellikle gözönünde tutulmalı, tapu kayıtlarının haritası yoksa kayıtlarda tarif edilen sınır yerleri uygulamada esas alınmalı, tapu kayıtlarında tarif edilen sınır yerlerinden yerel bilirkişice bilinemeyen sınır yerleri bulunduğu takdirde bu konuda taraflara tanık dinletme olanağı sağlanmalı, uzman bilirkişi fen elamanına kayıtlarda tarif edilen sınır yerleri düzenleyeceği haritada ayrı ayrı işaret ettirilmeli, uygulamaya ilişkin yerel bilirkişi ve tanık sözleri, dıştan komşu taşınmazların tümünün tespit tutanağı içeriği ve varsa dayanakları kayıtlarla denetlenmeli, bu yolla dava konusu taşınmazın dayanılan tapu kayıtları mera tahsis haritası ve orman sınırlandırma haritası ve eki belgelerin kapsamında kalıp kalmadığı duraksamasız saptanmalı, dava konusu taşınmazın tümü yada bir bölümü dayanılan tapu kayıtları ile mera tahsis haritası ve orman sınırlandırma haritasının kapsamı dışında kaldığı saptandığı takdirde anılan kayıt ve belgelerin kapsamı dışında kalan taşınmaz yada taşınmaz bölümleri yönünden yeterli biçimde zilyetlik araştırması yapılmalı, bu konuda dava konusu taşınmaz üzerinde sürdürülen zilyetliğin başlangıç günü, süresi ve sürdürülüş biçimi hakkında yerel bilirkişi ve tanıklardan ayrı ayrı olaylara dayalı somut bilgiler alınmalı, bu nedenlerle uzman ziraatçi bilirkişi hazır olduğu halde mahkeme heyeti ile birlikte taşınmaz görülüp gözlenmeli, gözlem keşif tutanağına aynen yansıtılmalı, özellikle gözlemde taşınmazın fiziksel yapası, mehil durumu, ile taşınmazın toprak yapısı dıştan komşu taşınmazlarla mukayese edilmeli, ayrıca dava konusu taşınmazda toprak yada taş unsurundan hangisinin galip olduğu kütle, kaya yada benzeri fiziki olgular bulunup bulunmadığı saptanmalı, tespit tutanağı bilirkişilerinin beyanları ile yerel bilirkişi ve tanık beyanları arasında aykırılık bulunduğu takdirde tespit tutanağı bilirkişileri de usulün 259. maddesi hükmü uyarınca çekişmeli taşınmaz başında ayrı ayrı dinlenerek, çelişki duraksamasız giderilmeli, uzman bilirkişilerden konularında keşfi izlemeye, yerel bilirkişi, tanık ve tespit tutanağı bilirkişilerinin sözlerini denetlemeye özellikle uzman ziraatçi bilirkişiden mahkemenin gözlemini yansıtmaya imkan verecek şekilde ayrıntılı, gerekçeli, rapor alınmalı, uygulamada tutunulan tapu kayıtlarının ayrı ayrı tapu kayıtları olduğu bir başka deyişle aynı kök tapu kaydından tedavül yoluyla oluşmadıkları saptandığı ve anılan tapu kayıtların iç içe girmesi başka değişle örtüşmesi halinde yüzölçümü daha fazla olan tapu kaydına değer verileceği düşünülmeli, sözü edilen tapu kayıtlarının aynı kökten gelen tedavül kayıtları olduğu belirlendiği ve iç içe girmesi açık anlatımla örtüşmesi halinde anılan tapu kaydının kapsamının kök tapu kaydı içerisinde aranacağı düşünülmeli, tapu kayıtlarının ifraz görmesi halinde ise ifraz yoluyla oluşan müfrez tapu kayıtlarının kapsamının da kök tapu kaydı içerisinde aranmasının zorunlu olduğu dikkate alınmalı, orman yönünden yapılacak inceleme ve değerlendirme de bölgede orman sınırlarında 6831 sayılı Yasanın 1744 sayılı Kanunla Değişik 2 ve aynı yasanın 2896, 3302 ve 3373 sayılı Kanunlarla Değişik 2/B maddesi hükümleri gözönünde tutulmalı, zilyetliğe ilişkin deliller değerlendirilirken de bir taşınmaz üzerinde salt ot biçmek suretiyle sürdürülen zilyetliğin süresi ne olursa olsun hukukça değer taşımadığı düşünülmeli, mera yönünden ise deliller değerlendirilirken meralar üzerinde de süresi ne olursa olsun sürdürülen zilyetliğin hukuksal sonuç doğurmayacağı düşünülmeli, taşınmazın kültür arazisi niteliğinde olması koşulu ile zeminin ekonomik amacına uygun olarak kullanılması ve iktisap sağlayan süreye ulaşan zilyetliğin hukuken sonuç doğuracağı düşünülmeli, çit, duvar, yada taş yığmak suretiyle bir başka deyişle insan eliyle meydana getirilen bu nitelikteki yapay sınır yerlerinin taşınmazlar arasında ayırıcı unsur olamayacağı özellikle dikkate alınmalı, bu olgu özellikle taşınmazın mera veya orman sayılan yerlerden olup olmadığı değerlendirilirken gözönünde tutulmalı, bu nitelikteki taşınmazlar içerisinde çukur, tepe, hendek, yol gibi doğal sınır yerlerinin bulunmasını her zaman mümkün olduğu düşünülmeli, özellikle dosya kapsamına göre taşınmazın para ve emek sarfıyla imar ve ihyaya konu olup olmadığı olgusu da düşünülmeli, bundan sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 13, 20, 14, 14/son 18, 16/B ve 19. maddeleri hükmü ile 6831 sayılı Kanunun konuyu düzenleyen hükümleri 6831 sayılı Kanunun 1744 sayılı Kanunla Değişik ve aynı Yasanın 1744 sayılı Kanunla Değişik ve 2896, 3302 ve 3373 sayılı Kanunla Değişik 2/B maddeleri eşliğinde sonucuna uygun bir karar verilmelidir.
Sonuç: Mahkemece böylesine bir araştırma ve soruşturma yapılmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz, davacı Hasar Çakar ve katılan davacı hazinenin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde ilgilisine iadesine, 27.10.2008 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy