(4721 S. K. m. 684, 718) (3402 S. K. m. 19) (1086 S. K. m. 237)
Dava: Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay'ca incelenmesi asıl ve birleşen dosya davalısı Nilgün tarafından istenilmiş olup, temyiz isteminin süresinde olduğu anlaşılmakla; dosya incelendi, dosyadaki belgeler okundu, raportör üyenin açıklamaları dinlendi. Gereği görüşüldü:
Karar: 1- Dava ve birleşen dava, niteliği ve içeriği itibariyle taşınmaz üzerinde bulunan muhdesatın davacı tarafa aidiyetinin tespiti ve tapu kütüğünün beyanlar hanesine yazılması istemine ilişkindir.
Mahkemece asıl ve birleşen davanın kabulüne karar verilmiş ise de, varılan sonuç davanın niteliğine, dosya içeriğinde toplanan delillere ve yasal düzenlemelere uygun düşmemiştir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 684. maddesi hükmünde, bir şeye malik olan kimsenin, o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olacağı, 718. maddesi hükmünde de, arazi üzerindeki mülkiyetin, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde, üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını kapsayacağı, bu mülkiyetin kapsamına yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere yapılar, bitkiler ve kaynakların da gireceği açıklanmıştır. Bu hükümler karşısında taşınmaz üzerinde bulunan bina, ağaç gibi bütünleyici parça niteliğindeki muhdesatların mülkiyeti kural olarak arzın mukadderatına tabidir. Muhdesatların taşınmazın arzından ayrı bir mülkiyetinin varlığı düşünülemeyeceğinden aksine bir kanun hükmü bulunmadıkça muhdesatların tapu kütüğünün beyanlar hanesinde gösterilmesi mümkün değildir. Davaya konu 45074 ada 12 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan muhdesat nitelikli binanın dava ve birleşen davaya konu zemin üstü 1. ve 2. katlarının kadastro tespitinden önce mevcut olmadığı, kadastro tespitinden sonra yapıldığı gözetildiğinde somut olayda az yukarıda açıklanan genel kuralın ayrık hükmü olan 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 19. maddesi hükmünün uygulanma imkanının bulunmadığı kuşkusuzdur.
Hal böyle olunca mahkemece asıl ve birleşen davalara konu muhdesatların tapu kütüğünün beyanlar hanesine yazılmasına ilişkin istemlerin reddi gerektiği gözetilerek muhdesatların davacılar tarafından yapıldığının tespitine ilişkin istem konusunda araştırma ve soruşturma yapılması ve bunun için de öncelikle dava koşullarının değerlendirilmesi gerekir.
Dosya içeriğinden asıl ve birleşen dosya davacılarının tespit davasını açmakta da hukuki yararlarının bulunmadığı belirlenmiştir.
Kural olarak tespit davalarının dinlenebilmesi için genel dava koşullarından başka iki özel koşula daha ihtiyaç vardır. Öğretide ve uygulamada bu koşullar Tespit Davasının Kendine Özgü Koşulları olarak nitelendirilmektedir. Sözü edilen özel koşullar;
1- Hukuki İlişki: Tespit davasının konusunu ancak bir hukuki ilişki oluşturabilir. Gerçekten tespit hükmü ancak hak ve alacakların doğduğu hukuki ilişkinin mevcut olup olmadığını tespit etmekte olup, miktarları hakkında bir şey içermez. Bu nedenle uygulamada, konusu yalnızca maddi olay ya da olaylar olan tespit davalarının dinlenemeyeceği, maddi olay ya da olayların ancak hukuki bir ilişki ile birlikte tespit davasına konu olabilecekleri sonucuna varılmıştır.
2- Hukuki Yarar: Davacının tespitini istediği hukuki ilişkinin mevcut olup olmadığının hemen tespitinde, hukuki bir yararı bulunmalıdır. Hukuki yarar koşulu, tespit davalarını düzenleyen tüm yasalarda, öğretide ve uygulamada kararlılıkla aranmaktadır. Öte yandan, bir hukuki ilişkinin hemen tespitinde hukuki yararın varlığının kabul edilebilmesi için, üç koşulun birlikte bulunması da zorunludur. Sözü edilen üç koşulu hemen açıklamak gerekirse;
a) Yakın Tehlike Ve Ciddi Tehdit: Davacının bir hakkı veya hukuki durumu halen mevcut bir tehlike ile ciddi biçimde tehdit edilmiş olmalıdır.
B) Tehdidin Zarar Doğurabilecek Nitelikte Olması: Yakın ve ciddi tehdit sebebiyle davacının hukuki durumu tereddüt ya da belirsizlik içinde olmalı, objektif olarak değerlendirildiğinde tehdit davacı için bir zarar meydana getirebilecek nitelikte olmalıdır.
C) Tespit Hükmünün Tehlikeyi Ortadan Kaldıracak Nitelikte Olması, Davacının da Hukuken Korunma İhtiyacı Bulunması: Yalnızca koşulları usulün 237. maddesi hükmünde tanımlanan biçimde kesin hüküm sonuçlarını meydana getiren, cebrî-icraya yetki vermeyen, bir başka deyişle icra ve infaz kabiliyeti bulunmayan tespit hükmünün tehlikeyi ortadan kaldıracak nitelikte olması zorunlu olduğu gibi, aynı zamanda davacının halihazırda hukuken korunma ihtiyacı da bulunmalıdır. Özellikle hukuki yarar koşulu tespit davasının açıldığı günde mevcut olmalı ve verilen hüküm kesinleşene değin de varlığını sürdürmelidir.
Öğreti ve uygulamada kural olarak davacının hukuki korunma ihtiyacını başka bir yolla tamamen giderebilmesinin mümkün olduğu hallerde, soyut hukuki ilişkinin tespitini istemekte hukuki yararının bulunmadığı, bu nedenle tespit davası açamayacağı, bu olgunun sonucu olarak da kural olarak eda davası açılması mümkün olan hallerde, hukuki yarar bulunmaması nedeniyle tespit davasının açılamayacağı kabul edilmektedir. Anılan kuralın ayrık hali olarak, eda davası ile elde edilecek tespit hükmünün kapsamının tespit davası ile elde edilecek tespit hükmünün kapsamından daha dar olması halinde, eda davası açılması mümkün olmasına rağmen, eda davasından bağımsız ayrı bir tespit davası açılabileceği de öğreti ve uygulamada kararlılık kazanmıştır.
Az yukarıda açıklanan tespit davasının kendine özgü koşullarının genel dava koşulları ile birlikte ve taraflarca öne sürülmese bile mahkemelerce kendiliğinden gözetilmesi gerekir. Bu hukuksal olgular ışığında duraksamasız belirtmek gerekirse Hukuki Yarar, Dava Koşuludur.
Somut olaya gelince; asıl ve birleşen davaya konu muhdesatların üzerinde bulunduğu 45074 ada 12 parsel sayılı taşınmazın ortaklığının giderilmesi için açılmış ve görülmekte olan bir davanın bulunmadığı, taşınmazın kamulaştırılmasının da söz konusu olmadığı gözetildiğinde asıl ve birleşen dosya davacılarının tespit davası açmakta hukuki yararları bulunmadığının kabulü gerekir.
Sonuç: Hal böyle olunca her iki davanın da tümüyle reddine karar verilmesi gerekirken davanın niteliğinde ve delillerin değerlendirilmesinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz, asıl ve birleşen dosya davalısı Nilgün'ün temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin ödenen 405,00. YTL temyiz harcının istek halinde hükmü temyiz eden davalıya iadesine, 16.09.2008 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy