(1086 S. K. m. 388, 389) (2004 S. K. m. 67) (818 S. K. m. 42, 104)
Dava: Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay'ca incelenmesi davalı tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, dosyadaki belgeler okundu. Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendi. Gereği görüşüldü:
Karar: Dava, haksız fiilden bir başka deyişle kaçak elektrik kullanmadan kaynaklanan alacağın tahsili için başlatılan icra takibine karşı öne sürülen itirazın iptali istemine ilişkindir.
Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ise de yapılan inceleme ve araştırma hüküm vermeye yeterli olmadığı gibi varılan sonuç ve oluşturulan hüküm de davanın niteliğine ve yasal düzenlemelere uygun düşmemiştir.
Alacak davalarında davalı olma sıfatı, alacağın borçlusuna, haksız fiillerde zarar sorumlularına aittir. Borçlu veya zarar sorumluları dışında 3. bir kişiye karşı dava açılması durumunda davanın sıfat yokluğu, bir başka deyişle husumet yönünden reddine karar verilmesi zorunludur. Ayrıca HUMK 388/son ve 389. maddeleri hükmüne göre hüküm fıkrasında istek sonuçlarının her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında birer birer, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi, infaza elverişli bir şekilde hüküm kurulması zorunludur. Bu olgunun sonucu olarak itirazın iptali davalarında itiraz iptal edilen asıl alacak ve işlemiş faiz alacağı ile varsa diğer kalem alacakların hüküm yerinde gösterilmesi, davacının yerinde görülen toplam alacağına yönelik itirazın iptaline karar verilmesi, hüküm oluşturulurken Borçlar Kanununun 104/son maddesi hükmüne göre temerrüt faizine takip tarihinden sonraki dönemde yeniden faiz işletilmesinin yasak olduğu olgusunun gözden kaçırılmayarak sadece asıl alacak ve faiz yürütülmesi mümkün olan diğer alacaklara takip tarihinden itibaren faiz yürütülerek tahsiline imkan verecek şekilde hüküm oluşturulması, işleyen faize takip tarihinden sonraki dönem için faiz yürütülmemesi gerekir.
Bunun yanında, İcra iflas Kanunu'nun 67. maddesi hükmüne göre itirazın iptaline karar verilmesi halinde alacaklı taraf yararına icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için alacaklı tarafın haklılığının tespit edilmiş olması yeterli olmayıp alacağın da likit ve muayyen, bir başka deyişle taraflarca önceden belirlenmiş veya basit bir işlemle hesaplanabilecek nitelikte olması miktarının belirlenebilmesi için yargılamanın gerekmemesi zorunludur. Haksız fiilden kaynaklanan tazminat alacaklarında hükmedilecek miktarın belirlenmesi B.K.'nun 42. maddesi hükmüne göre hakimin takdirinde olduğundan öğreti ve uygulamada bu tür alacakların likit ve muayyen olmadığı kabul edilmektedir.
Somut olaya gelince, davalı taraf dava konusu kaçak elektrik tutanağının düzenlendiği yerde kiracı olduğunu, kaçak elektriğin kendisinden önce aynı yerde faaliyette bulunan kişiler tarafından kullanıldığını savunarak husumet itirazında bulunmuştur. Yargılama sırasında dava konusu tutanağın tutulduğu işletmenin bulunduğu adreste kimin ve hangi tarihten itibaren faaliyette bulunduğu araştırılmamış, mahkemece davacı kurumun 5.160,80 TL toplam alacağı olduğu kabul edilerek davanın kısmen kabulüne, itirazın iptaline, takibin devamına, asıl alacağın %40'ı oranında icra inkar tazminatının tahsiline karar verilmiş, itiraza konu alacağın içinde işlemiş faizin de bulunduğu gözardı edilerek, Borçlar Kanununun 104/son maddesi hükmüne aykırı olarak işlemiş faize takip tarihinden sonraki dönemde yeniden faiz yürütülmesine neden olacak şekilde hüküm oluşturulmuştur. Eksik araştırma ve soruşturma ile yasal düzenlemelere aykırı olarak karar verilemez.
Hal böyle olunca, yukarıda açıklanan hukuki ve maddi olgular dikkate alındığında, mahkemece tutanak düzenlenen adreste davalının faaliyette bulunup bulunmadığı, faaliyette bulunuyor ise faaliyetin hangi tarihten itibaren başladığı konusunda taraflarca gösterilen ve gösterilecek deliler toplanmalı, bu husus ilgili Ticaret Sicil Müdürlüğü ve Vergi Dairesi Müdürlüğünden de sorularak saptanmalı, kaçak elektrik kullanma fiilinin kim tarafından işlendiği varsa taraf tanıkları da dinlenerek duraksamasız belirlenmeli, öncelikle husumet sorunu çözümlendikten sonra dava dosyası konusunda uzman bir bilirkişiye tevdii edilerek rapor alınmalı, daha sonra davanın esasına yönelik hüküm oluşturulmalı, hüküm verilirken yukarıda açıklanan hukuki olgular da göz önüne alınmalı, asıl alacak ve işlemiş faiz toplam miktarı üzerinden itirazın iptaline, B.K. 104/son maddesi hükmüne uygun bir şekilde takip tarihinden sonraki dönemde yalnızca asıl alacak üzerinden faiz uygulanarak alacağın tahsiline imkan verecek şekilde hüküm oluşturulmalıdır.
Sonuç: Mahkemece böylesine bir araştırma ve soruşturma yapılmaksızın eksik araştırma ve soruşturma ile yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz olduğu gibi alacak likit ve muayyen olmadığı halde icra inkar tazminatına hükmedilmesi dahi isabetsiz, davalı tarafın temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin ödenen 74,00 TL harcın istek halinde davalı tarafa iadesine, 23.02.2010 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy