(4721 S. K. m. 684) (818 S. K. m. 60)
Dava: Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay'ca incelenmesi asıl davanın davalısı birleşen davanın davacısı F. K. tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Asıl ve birleşen dava, tapuya kayıtlı ve ortaklığın giderilmesi davasına konu edilen taşınmaz üzerindeki muhdesatın aidiyetinin tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece asıl davanın kabulüne, birleşen davanın reddine karar verilmiş; hüküm, asıl davanın davalısı, birleşen davanın davacısı F. K. tarafından temyiz edilmiştir.
Toplanan delillerden, davaya konu muhdesatın üzerinde bulunduğu 3765 ada 2 parsel sayılı taşınmazda davacı-davalı H. Ö.'nın 13.2.2008 tarihinde, davalı-davacı Fehmi K.'nın ise 21.1.1998 tarihinde pay satın almak suretiyle paydaş oldukları, muhdesatın pay satım alımından önce dava dışı önceki bir paydaş tarafından meydana getirildiği anlaşılmaktadır.
Duraksamadan belirtmek gerekir ki;4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu hükümlerine göre bütünleyici parça niteliğindeki muhtesatların mülkiyeti kural olarak arzın mukadderatına tabidir. Taşınmazın arzının maliki olan paydaşlar tapu payları oranında taşınmaz üzerindeki muhtesatların da maliki sayılırlar.
Somut olayda davalı ve davacı taraf taşınmaz üzerindeki muhdesat meydana getirildikten sonra satın alma yoluyla taşınmazda paydaş olduklarına göre, bu satın almayla üzerindeki muhdesatın da bedelini ödeyerek taşınmaza, dolayısıyla payları oranında üzerindeki muhdesata sahip oldukları tartışmasızdır. Az yukarda açıklanan hukuki olgu gözetildiğinde paydaşların muhdesatın tamamı üzerinde hak iddia edemeyeceklerinin kabulü gerekir. Bu halde sebepsiz zenginleşen tarafın taşınmazdaki paylarını davacı ve davalıya satan kişiler olduğu, asıl ve birleşen davada davacıların ancak kendilerine pay satan kişilere karşı B.K.nun 60/1. maddesinde öngörülen haksız zenginleşme hükümlerine göre alacak davası açma haklarının doğduğu kuşkusuzdur. Bu nitelikteki dava ise eda davası niteliğindedir. Öğretide ve uygulamada eda davası açılmasının mümkün bulunduğu hallerde tespit davasının açılmasına yasal olanak bulunmamaktadır.
Hal böyle olunca, mahkemece bu olgular dikkate alınarak asıl ve birleşen davanın hukuki yarar yokluğu sebebiyle reddine karar verilmesi gerekir.
Sonuç: Mahkemece delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek ve yasal düzenlemeler gözardı edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz, asıl davanın davalısı birleşen davanın davacısı F. K.'nın temyiz itirazları bu sebeplerle yerinde görüldüğünden kabulüyle hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istenmesi halinde ilgilisine iadesine, 14.06.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy