(3402 S. K. m. 14) (1086 S. K. m. 259)
Dava ve Karar: Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay'ca incelenmesi davalı Hazine tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Kadastro sırasında davaya konu 166 ada 120 parsel sayılı 1.255.390,44 m2 yüzölçümündeki taşınmaz hali arazi niteliğiyle davalı Hazine adına tespit edilmiştir. Davacı B. D. kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak dava açmıştır. Mahkemece davanın kısmen kabulüne, davaya konu taşınmazın uzman bilirkişiler F. B. ve E. G. tarafından hazırlanan 1.9.2009 tarihli rapor ve haritada 5. parça olarak (A) harfiyle gösterilen 4123.59 m2, 6. parça olarak (A) harfiyle gösterilen 2820.41 m2 ve 3. parça olarak (A) harfiyle gösterilen 3241.35 m2 yüzölçümündeki bölümlerin davacı adına, geriye kalan bölümün tespit gibi tapuya tesciline karar verilmiş; hüküm, davalı Hazine tarafından temyiz edilmiştir.
Davalı Hazine'nin temyizi davaya konu 166 ada 120 parsel sayılı taşınmazın uzman bilirkişiler F. B. ve E. G. tarafından düzenlenen 1.9.2009 tarihli rapor ve haritada 5. parça olarak (A) harfiyle gösterilen 4123.59 m2, 6. parça olarak (A) harfiyle gösterilen 2820.41 m2 ve 3. parça olarak (A) harfiyle gösterilen 3241.35 m2 yüzölçümündeki bölümlerine yöneliktir.
İddia ve savunmaya, mahkemece toplanıp değerlendirilen delillere, duruşma tutanaklarına yansıyan bilgiler eşliğinde saptanan dava niteliği dikkate alındığında mahkemece yapılan araştırma ve soruşturma hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır.
Kadastro tespitine bir kayıt ve belge esas alınmamış, yargılamada taraflar bir kayıt ve belgeye dayanmamışlardır. Komşu köylerden ve yerel bilirkişiler taşınmaz başında dinlenerek iddia ve savunmanın kıymetlendirilmesi yönünden keşif yapıldığı dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca taşınmazların tapuda kayıtlı olmadığı menkul mal hükümlerine tabi olduğu, bu sebeplerle yanlar arasındaki uyuşmazlığın zilyetlik hükümlerine göre çözümleneceği kuşkusuzdur.
Ne var ki, dosya içeriğine göre dinlenen komşu köy ve yerel bilirkişilerin sözleri soyut nitelikte gerekçesiz olaylara dayanmayan sözlerden ibarettir. Öte yandan zilyetlik yönünden yapılan araştırma ve soruşturma da yetersizdir. Tespit bilirkişileriyle davacının dosyaya bildirdiği tanıklar taşınmaz başında dinlenmemiş, davacının aynı çalışma alanında belgesizden adına tespit gören yer olup olmadığı araştırılmamıştır.
Kaldı ki, dava ve temyize konu taşınmaz bölümleri tespitte ham toprak olarak belirlenmiştir. Uzman ziraatçı bilirkişisi ise raporunda taşınmazın kültür arazisi niteliğinde olduğunu açıklamıştır. Ne var ki, taşınmaz bölümlerinin çekilerek dosyaya konulan fotoğrafların hangi taşınmaz bölümlerine ait olduğu anlaşılamadığından uzman ziraatçi bilirkişisinin raporunu denetleme olanağı bulunmadığı başka bir anlatımla anılan raporunda yargı denetimine açık olmadığı saptanmıştır.
Böylesine yetersiz araştırma ve soruşturmayla hüküm kurulamaz. O halde sağlıklı bir sonuca varılabilmesi için yöreyi iyi bilen elverdiğince yaşlı, yansız, yerel ve uzman bilirkişi fen elemanı ve uzman ziraatçi bilirkişi tespit tutanağı bilirkişilerinin tümü, davacının dosyaya bildirdiği tanıklarla davalı tarafın aynı yöntemle göstereceği tanıklar hazır olduğu halde taşınmaz başında yeniden keşif yapılmalı, davaya konu taşınmazın temyize konu bölümlerinin öncesinin kime ait olduğu, kimden kime kaldığı, taşınmaz üzerinde sürdürülen zilyetliğin başlangıç günü, süresi ve sürdürülüş biçimi hakkında yerel bilirkişi ve tanıklardan ayrı ayrı olaylara dayalı bilgiler alınmalı, tespitte saptanan hukuksal olgu dikkate alınarak tutanak bilirkişileri yeniden taşınmaz başında usulün 259. maddesi hükmüne uygun biçimde ayrı ayrı dinlenerek tespitte saptanan hukuksal olguyla hükme dayanak yapılan keşifte dinlenen yerel bilirkişi ve tanıkla yapılması muhtemel keşifte dinlenecek olan yerel bilirkişi ve tanıkların beyanları arasında aykırılık varsa duraksamasız giderilmeli, daha sonra uzman ziraatçi bilirkişi ve mahkeme heyeti hazır olduğu halde, taşınmaz bizzat mahkemece görülüp gözlenmeli, gözlem keşif tutanağına aynen yansıtılmalı, özellikle taşınmazın meyil durumu, fiziksel yapısı, dıştan komşu taşınmazlarla toprak mukayesesi yapılmalı, komşu taşınmazların tespit tutanağı içeriği ve varsa dayanakları kayıtlarla yerel bilirkişi ve tanık sözleri denetlenmeli, komşu taşınmazların tespitlerine bir kayıt ve belge esas alınmış ise nizalı parsel yönünü sözü edilen kayıt ve belgelerin ne biçimde ve kimin yeri olarak sınır gösterdiği üzerinde durulmalı, uzman bilirkişi fen elemanından keşfi izlemeye, yerel bilirkişi ve tanık sözlerini denetlemeye, uzman ziraatçi bilirkişiden ise mahkeme gözlemini yansıtmaya elverişli temyize konu taşınmaz bölümlerinin fotoğraflarını da içerir ayrıntılı, gerekçeli rapor alınmalı, daha sonra davanın dayanağını oluşturan 3402 Sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesi hükmüne göre davacı tarafla ortak miras bırakanı ölmüş ise ortak miras bırakanın varsa, dava dışı mirasçılarının onaylı nüfus kayıt örnekleri ilgili Nüfus Müdürlüğünden getirtilerek kimlikleri bu yolla sağlıklı biçimde belirlenip ilgililer adına aynı çalışma alanı içerisinde kayıtsız ve belgesizden salt kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğiyle başkaca taşınmaz mal tespit ya da tescil edilip edilmediği, Kadastro, Tapu Sicil ve Hukuk Mahkemeleri Yazı İşleri Müdürlüklerinden ayrı ayrı sorulup saptanmalı, bundan sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir hüküm kurulmalıdır.
Sonuç: Mahkemece böylesine bir araştırma ve soruşturma yapılmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz, davalı Hazine'nin temyiz itirazları bu sebeplerle yerinde görüldüğünden kabulüyle hükmün BOZULMASINA, temyiz harcının istenmesi halinde iadesine, 19.10.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy