(818 S. K. m.41) (1086 S. K. m. 275, 284)
Dava ve Karar: Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün: Yargıtay'ca incelenmesi davacı tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Dava, haksız fiilden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir.
Mahkemece, benimsenen bilirkişi raporu doğrultusunda davacı tarafın tam kusurlu olduğu kabul edilerek davanın reddine karar verilmiş ise de, yapılan araştırma ve soruşturma yeterli olmadığı gibi, varılan sonuç da toplanan delillere uygun düşmemiştir.
H.U.M.K.nun 275. maddesine göre, genel hayat tecrübesi ve kültürünün sonucu olarak herkesin bilmesi gereken konularla hakimlik mesleğinin gereği olarak hakimin hukuki bilgisiyle çözümleyebileceği konular dışında kalan ve çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren hallerde bilirkişi oy ve görüşünün alınması zorunludur. Kural olarak bilirkişi raporu hakimi bağlamaz. Hakim raporu serbestçe takdir eder. H.U.M.K.un 284. maddesi hükmüne göre de hakim, raporu yeterli görmezse, bilirkişiden ek rapor isteyebileceği gibi gerçeğin ortaya çıkması için önceki bilirkişi veya yeniden seçeceği bilirkişi vasıtasıyla yeniden inceleme de yaptırabilir.
Dava dilekçesinde; davalı tarafından yapılan kazı çalışması sırasında kabloya hasar verildiği öne sürülmüştür. Mahkemece görüşüne başvurulan bilirkişi raporunda, davacı idareye ait hasar gören kablo kanallarının ilgili yönetmeliklerde belirtilen derinliklerde olmaması ve kablo döşeme işinin yeraltı şebeke inşaat tekniğine aykırı yapıldığı açıklanmış, tarafların kusur oranları yönünden değerlendirme yapılmamış, mahkemece zararın meydana gelmesinde davalı tarafın tamamen kusurlu olduğu kabul edilerek karar verilmiştir. Kusur oranının ve gerçek zararın belirlenmesi hakimin hukuki bilgisi ve genel hayat tecrübelerine göre değerlendirebileceği bir konu olmayıp, uzman bilirkişi incelemesini gerektiren özel ve teknik bilgiyi gerektiren bir konu olduğu kuşkusuzdur. Öte yandan, kablo güzergahı yeterli derinlikte olmasa ve kabloların geçtiği yerler işaretlenmemiş olsa dahi telefon hattı bulunduğu bilinen yerleşim merkezindeki bir yerde kazı çalışması yapan davalı şirketin kazıyı yaparken daha dikkatli çalışması ve gerekirse kazıyı elle yaptırması gerekir. Bu olgu ve hasarın davalı şirketin yapım çalışmaları sırasında meydana geldiği dikkate alındığında davacı tarafın tam kusurlu olduğundan değil, ancak bölüşük (müterafik) kusurundan söz edilebilir.
Hal böyle olunca, dosya yeniden bilirkişiye verilerek davacı ve davalıya yükletilmesi gereken müterafik kusur oranının saptanması, uzman bilirkişiden yukarda açıklanan maddi ve hukuki olguları yansıtacak biçimde ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınması, davalı tarafın kusur oranına göre sorumlu tutulabileceği gerçek zarar miktarı duraksamasız belirlendikten sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken, yetersiz bilirkişi raporu esas alınarak yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacının temyiz itirazlarının kabulüyle kararın davacı yararına BOZULMASINA, peşin ödenen harcın istenmesi halinde davacıya iadesine, 29.11.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy