(818 S. K. m. 60)
Dava: Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay'ca incelenmesi davalı N. Y. tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Dava, davacı tarafın paydaş bulunduğu ve ortaklığın giderilmesi davasına konu edilen taşınmaz üzerinde bulunan muhdesatın aidiyetinin tespiti istemine ilişkindir. Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda davanın kabulüne karar verilmiş ise de, varılan sonuç yasal düzenlemelere uygun düşmemiştir.
Toplanan delillerden, davaya konu muhdesatın üzerinde bulunduğu 1017 parsel sayılı taşınmazın 9/220 payının 7.5.2007 tarihinde davalı N. Y. tarafından Ferizli İcra Müdürlüğünün 2005/28 esas sayılı dosyası üzerinden satın alındığı, adı geçen davalının taşınmazda bu suretle paydaş olduğu, taşınmaz üzerinde bulunan betonarme mesken niteliğindeki muhdesatın davacı tarafça yapıldığı öne sürülerek görülen davanın açıldığı, davaya konu muhdesatın, davalı N. Y. tarafından alınan payın satış tarihinden önce davacı tarafça meydana getirildiği anlaşılmaktadır.
Duraksamadan belirtmek gerekir ki; gerek yürürlükten kaldırılan 743 Sayılı eski Medeni Kanun ve gerekse halen yürürlükte bulunan 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu hükümlerine göre arz üzerindeki bütünleyici parça nitelikli muhtesatların mülkiyeti kural olarak arzın mülkiyetine tabidir. Taşınmazın arzının maliki olan paydaşlar tapu payları oranında taşınmaz üzerindeki muhtesatların da maliki sayılırlar.
Somut olayda davalı N. Y., taşınmaz üzerindeki muhdesat meydana getirildikten sonra cebri satın alma yoluyla taşınmazda paydaş olduğuna göre, bu satın almayla üzerindeki muhdesatın da bedelini ödeyerek taşınmaza sahip olduğu tartışmasızdır. Bu halde sebepsiz zenginleşen tarafın taşınmazdaki payı satılan kişi olduğu, davacı tarafın ise ancak o kişiye karşı B.K.nun 60/1 inci maddesinde öngörülen sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre alacak davası açma hakkının doğduğu kuşkusuzdur. Bu nitelikteki dava ise eda davası niteliğindedir. Öğretide ve uygulamada eda davası açılmasının mümkün bulunduğu hallerde tespit davasının açılmasına yasal olanak bulunmamaktadır. Hukuki yarar dava koşulu olup, davalılardan herhangi birinin kabulü de dava şartı yokluğunu ortadan kaldırmayacağı gibi verilecek tespit hükmü de ortaklığın giderilmesi davasına bakan mahkemece dikkate alınamaz.
Sonuç: Hal böyle olunca, mahkemece bu olgular dikkate alınarak davanın hukuki yarar yokluğu sebebiyle reddine karar verilmesi gerekirken, delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek ve yasal düzenlemeler gözardı edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz olduğu gibi, kabule göre de muhdesatların taşınmazın zemininden bağımsız mülkiyetinin olamayacağı düşünülmeksizin mülkiyet olgusu doğuracak biçimde yazılı şekilde hüküm kurulması dahi isabetsiz, davalılardan N. Y.'in temyiz itirazları bu sebeplerle yerinde görüldüğünden kabulüyle hükmün bozulmasına, peşin alınan harcın istenmesi halinde ilgilisine iadesine, 23.11.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy