(3402 S. K. m. 19)
Dava: Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay'ca incelenmesi davalı tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Dava, davacı tarafın paydaş bulunduğu ve ortaklığın giderilmesi davasına konu edilen taşınmaz üzerinde bulunan muhdesatın mülkiyetinin tespiti ve tapu kaydına şerh verilmesi istemine ilişkindir. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş ise de, varılan sonuç ve oluşturulan hüküm yasal düzenlemelere uygun düşmemiştir.
Toplanan delillerden, davaya konu muhdesatın üzerinde bulunduğu 1189 ada 3 parsel sayılı taşınmazda davacının 29.1.2001. davalının ise 27.5.2005 tarihinde pay satın almak suretiyle paydaş oldukları, taşınmaz üzerinde bulunan davaya konu üç katlı bina niteliğindeki muhdesatın, davalı tarafça alınan pay satış tarihinden önce meydana getirildiği anlaşılmaktadır.
Duraksamadan belirtmek gerekir ki; gerek yürürlükten kaldırılan 743 Sayılı eski Medeni Kanun ve gerekse halen yürürlükte bulunan 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu hükümlerine göre arz üzerindeki bütünleyici parça nitelikli muhtesatların mülkiyeti kural olarak arzın mülkiyetine tabidir. Taşınmazın arzının maliki olan paydaşlar tapu payları oranında taşınmaz üzerindeki muhtesatların da maliki sayılırlar.
Somut olayda davalı taraf taşınmaz üzerindeki muhdesat meydana getirildikten sonra satın alma yoluyla taşınmazda paydaş olduğuna göre, bu satın almayla üzerindeki muhdesatın da aynı oranda paydaşı olacağı kuşkusuzdur. Bu halde sebepsiz zenginleşen tarafın taşınmazdaki payını davalıya satan kişi ya da kişiler olduğu, davacı tarafın ise ancak o kişilere karşı B. K.nun 60/1 inci maddesinde öngörülen sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre alacak davası açma hakkının doğduğunun kabulü gerekir.
Bu nitelikteki dava ise eda davası niteliğindedir. Öğretide ve uygulamada eda davası açılmasının mümkün bulunduğu hallerde tespit davasının açılmasına yasal olanak bulunmamaktadır. Hemen belirtmek gerekir ki hukuki yarar dava koşulu olup mahkemelerce kendiliğinden gözetilmesi zorunludur.
Hal böyle olunca, mahkemece bu olgular dikkate alınarak davanın hukuki yarar yokluğu sebebiyle reddine karar verilmesi gerekirken, delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek ve yasal düzenlemeler gözardı edilerek davanın kabulüne karar verilmesi isabetsiz olduğu gibi, kabule göre de; somut olayda Kadastro Kanununun 19. maddesi hükmünün uygulanması imkanının bulunmadığı, gerek eski Medeni Kanun ve gerekse sonradan yürürlüğe giren Türk Medeni Kanunu hükümlerine göre arz üzerindeki bütünleyici parça nitelikli muhtesatların mülkiyetinin arzın mülkiyetine tabi olduğu gözetildiğinde sadece muhtesatın davacı tarafça meydana getirildiğinin tespitine karar verilmekle yetinilmesi, mülkiyetin tespiti ve muhtesatın tapu kütüğünün beyanlar hanesinde şerh ve tescil edilmesi istemlerinin de reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması, yine taşınmazda davacının da paydaş olup dava konusunun davalı payına isabet eden muhdesat değeri olduğu gözardı edilerek, karar ve ilam harcının muhdesat değerinin tamamı üzerinden belirlenmesi dahi isabetsiz,
Sonuç: Davalı tarafın temyiz itirazları bu sebeplerle yerinde görüldüğünden kabulüyle hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre de sair yönlerin incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin ödenen 1.016,05 TL harcın istenmesi halinde davalıya idesine, 06.12.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy