(3402 S. K. m. 13, 14) (4721 S. K. m. 713)
Dava: Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay'ca incelenmesi davacılar Hazineyle H. D. tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Kadastro sırasında davaya konu 344 parsel sayılı 133.000 m2 yüzölçümündeki taşınmaz tapu kaydına dayanılarak davalı V. E. ve müşterekleri adına tespit edilmiştir. Davacı Hazine taşınmaza uygulanan tapu kaydının miktar fazlasının Hazine adına tescili istemiyle, davacı H. D. satın almaya ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak ayrı ayrı dava açmıştır. Mahkemece dava dosyaları birleştirilerek yapılan yargılama sonunda; davacı H. D.'ın davasının reddine, davacı Hazine'nin davasının kısmen kabulüne, davaya konu taşınmazın Uzman bilirkişi S. Y. tarafından düzenlenen 25.11.1985 tarihli rapor ve haritada (A) harfiyle gösterilen 48.000 m2 yüzölçümündeki bölümünün davalılar adına payları oranında (B) harfiyle gösterilen 85.000 m2 yüzölçümündeki bölümünün ise davacı Hazine adına tapuya tesciline karar verilmiş; hüküm davacı Hazineyle davacı H. D. tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece davalı tarafın tutunduğu ve tespite esas alınan tapu kaydının davaya konu taşınmaza ait olduğu, tapu kaydının sınırlarının sabit olmadığı bu sebeple kayıt miktarıyla geçerli olduğu, davacı H. D.'ın ise davasında kayıt ve belgeye dayanmadığı gerekçe gösterilerek hüküm kurulmuş ise de mahkemece yapılan araştırma hüküm vermeye yeterli değildir.
Mahkemece davalı tarafın tutunduğu aynı zamanda tespite esas alınan Ocak 1953 tarih 106 Sayılı tapu kaydının geldisi olan Temmuz 1289 yoklama 676 Sayılı tapu kaydı getirtilmemiş keşif mahallinde de yerine uygulanmamıştır. Adı geçen tapu kaydının sınırlarının sabit sınırlı olup olmadığı tereddütsüz olarak belirlenmediği gibi miktar fazlasının hangi gerekçeyle Hazine adına tesciline karar verildiği hükümde açıklanmamıştır. Davacı H. D. taşınmazı tapu kayıt maliklerinden İ. evlatları A., Z. ve kardeşlerinden satın aldığını öne sürerek dava açtığı, dinlenen yerel bilirkişi ve tanık da davacının 40 yılı aşkın zilyetliğini haber verdikleri halde bu husus mahkemece yeterince araştırılmamıştır.
O halde sağlıklı bir sonuca varılabilmesi için öncelikle davalı tarafın tutunduğu tespite esas alınan Ocak 1953 tarih 106 Sayılı tapu kaydının geldisi olan Temmuz 1289 yoklama 676 Sayılı tapu kaydının ilk oluştuğu günden itibaren tüm tedavülleriyle birlikte Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü ve Tapu Sicil Müdürlüğünden getirtilmeli, tapu kayıt maliklerinin yakın akraba oldukları dosya kapsamından anlaşılmakla davalı V. E.'in, Birecik, Cumhuriyet Mahallesi, Hane:60/...'te bulunan nüfus kaydından yola çıkılarak davalı bulunan tüm tespit maliklerinin nüfus kayıtları getirtilmeli, ölmüşler ise mirasçıları yöntemine uygun şekilde davaya dahil edilmeli, tutanak bilirkişilerinin sağ olup olmadıkları araştırılmalı, ölmüş iseler nüfus kayıtları getirtilerek dosya arasına konulmalı, daha sonra yöreyi iyi bilen elverdiğince yaşlı üç kişilik yerel bilirkişi heyeti ve uzman fen bilirkişisi ve tutanak bilirkişilerinin tümü, tarafların yöntemine uygun şekilde gösterecekleri tanıklarıyla taşınmaz başında yeniden keşif yapılmalı, dayanılan tapu kayıtları tüm tedavülleriyle birlikte yerel bilirkişi yardımı, uzman bilirkişi eliyle yerine uygulanmalı, kayıtlarda tarif edilen sınır yerlerinden yerel bilirkişice bilinemeyen sınırlar yönünden tanık bilgisine başvurulmalı, uzman bilirkişiden keşfi denetlemeye imkan verecek şekilde rapor alınmalı, tapu kaydının sınırlarının sabit olup olmadığı tartışılmalı, değişebilir sınırlı olduğu anlaşıldığı taktirde tapu kaydının miktarıyla geçerli olduğu düşünülmeli, miktar fazlası üzerinde tespit gününde zilyetleri yararına 3402 Sayılı Kadastro Kanunu'nun 14. maddesi hükmünde öngörülen kısıtlamalar da dikkate alınarak taşınmaz edinme koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği belirlenmeli, tapu kaydının taşınmazı kapsadığı anlaşıldığı taktirde, davacı H. D. tapu kayıt maliklerinden satın aldığını ve taşınmaza zilyet olduğunu öne sürdüğüne göre 3402 Sayılı Kadastro Kanunu'nun 13/B maddesinde öngörülen şartların davacı H. D. lehine oluşup oluşmadığı duraksamasız belirlenmeli, bundan sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna uygun bir karar verilmelidir.
Sonuç: Mahkemece böylesine bir araştırma yapılmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz, davacı Hazine ve davacı H. D.'ın temyiz itirazları bu sebeplerle yerinde görüldüğünden kabulüyle hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istenmesi halinde ilgilisine iadesine, 23.11.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy