(1086 S. K. m. 275, 284) (3095 S. K. m. 2) (818 S. K. m. 41)
Dava: Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay'ca incelenmesi davacı Türk Telekomünikasyon A.Ş. ve davalı Y. D. İnş. Taah. İth. İhr. San. ve Tic. Ltd. Şti. tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: 1) Dava, haksız fiilden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir.
Davacı tarafın temyizi hükmedilen faizin niteliğine yöneliktir. Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ise de, oluşturulan hüküm davanın niteliğine, tarafların sıfatına ve yasal düzenlemelere uygun düşmemiştir.
3095 Sayılı Kanunun 2/3 üncü maddesi uyarınca gerçek veya tüzel kişi tacirler arasında haksız eylem dahil her türlü sebepten kaynaklanan alacaklarda istenmesi halinde T.C.Merkez Bankası'nın kısa vadeli kredilere uyguladığı avans oranında temerrüt faizine hükmedilmesi zorunludur.
Davanın niteliği dosyanın içeriği tarafların sıfatı ve az yukarda açıklanan hukuksal olgu dikkate alındığında haksız fiilin meydana geldiği tarihten itibaren avans faizine hükmedilmesi gerekirken, hüküm yerinde yasal faize hükmedilmesi doğru olmamıştır.
2) Davalı tarafın mahkemece benimsenen kusura yönelik temyiz itirazına gelince, mahkemece kusur yönünden yapılan araştırma ve soruşturma hüküm vermeye yeterli değildir.
H.U.M.K.nun 275. maddesi hükmüne göre, genel hayat tecrübesi ve kültürünün sonucu olarak herkesin bilmesi gereken konularla hakimlik mesleğinin gereği olarak hakimin hukuki bilgisiyle çözümleyebileceği konular dışında kalan ve çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren hallerde bilirkişi oy ve görüşünün alınması zorunludur. Kural olarak bilirkişi raporu hakimi bağlamaz. Hakim raporu serbestçe takdir eder. H.U.M.K.284. maddesi hükmüne göre de hakim, raporu yeterli görmezse, bilirkişiden ek rapor isteyebileceği gibi gerçeğin ortaya çıkması için önceki bilirkişi veya yeniden seçeceği bilirkişi vasıtasıyla yeniden inceleme de yaptırabilir.
Somut olaya gelince; davacı, davalı tarafından yapılan kazı çalışması sırasında kabloya hasar verildiğini öne sürmüştür. Davalı, zararın meydana gelmesinde kendilerinin kusuru bulunmadığını, davacının kusurlu olduğunu savunmuştur. Mahkemece kusur ve zarar yönünden bilirkişi incelemesi yaptırılmış, uzman bilirkişi tarafından düzenlenen raporda, davalının kusurlu olmadığı açıklanmış, mahkemece yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırılmaksızın alınan kusur raporuna aykırı olarak davalı tarafın tamamen kusurlu olduğu kabul edilerek karar verilmiştir. Davaya konu olayda kusur değerlendirmesinin özel ve teknik bilgiyi gerektiren bir konu olduğu kuşkusuzdur. Mahkemece bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmiş olması kusur değerlendirilmesi konusunda özel ve teknik bilgi gerektirdiğini, mahkeme hakiminin bu konuda değerlendirme yapabilecek bilgiye sahip olmadığını göstermektedir. Yukarıda açıklanan hukuksal olgular dikkate alındığında, bilirkişi raporundaki kusur paylaştırılmasını yetersiz bulan mahkeme hakiminin özel ve teknik konuda yeni bir bilirkişi kurulundan rapor almaksızın kendi hukuki bilgisiyle kusur değerlendirmesi yapması ve bilirkişi düşüncesine aykırı biçimde belirlediği farklı kusur oranlarına göre karar vermesi yasal olarak mümkün değildir. Eksik araştırma ve soruşturma ile ve yasal düzenlemelere aykırı biçimde karar verilemez.
Hal böyle olunca, kusur yönünden yeni bir bilirkişi kurulundan rapor alınması, raporlar arasında çelişki meydana gelmesi halinde gerekirse 3. kez bilirkişi incelemesi yaptırılarak çelişkinin giderilmesi, daha sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, davalının temyiz itirazının kabulüne karar vermek gerekmiştir.
3) Davalının hükmedilen tazminat miktarına yönelik temyiz itirazlarına gelince, Yargıtay H.G.K.'nun, 8.12.2010 tarih, 2010/7-530 E, 2010/636 K.sayılı ilamında da vurgulandığı üzere, hukukumuzda gerçek zarar ilkesi geçerlidir. Zarar gören ancak haksız fiil sebebiyle uğradığı gerçek zararını haksız fiil sorumlularından isteyebilir.
Dosya içeriğinden alacak olarak istenilen bedelin bir bölümünün davacının kendi çalıştırdığı işçilere ve araç sürücülerine ödediği ücretlerle araçların yakıt giderlerine, bir başka deyişle genel idare giderlerine dair olduğu anlaşılmaktadır. Mahkemece bilgisine başvurulan bilirkişi raporunda yukarda açıklanan hukuksal olgular gözardı edilerek, zarar kalemleri sıralanırken genel idare giderlerine yer verilerek hesaplamaya dahil edilmiş, mahkemece de benimsenen bu rapor doğrultusunda karar verilmiştir. Davacı kurumun onarım giderleri belgelerinde belirtilen miktarlar doğru kabul edilerek, eksik araştırma ve soruşturmayla hüküm verilemez.
O halde, yukarda açıklanan maddi ve hukuki olgular dikkate alınarak, hasarın giderilmesi için özel olarak işçi tutup çalıştırma veya harcama yapma söz konusu ise bunların kanıtlanması için davacı tarafın delilleri sorulup saptanmalı, bu konudaki gösterilecek deliller toplanmalı, özel olarak işçi tutup çalıştırıldığının ve harcama yapıldığının kanıtlanması halinde gerekirse bu yönden de zararın hesaplanması için yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılarak rapor alınmalı, davacı tarafın isteyebileceği gerçek zarar miktarı duraksamasız belirlendikten sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir hüküm verilmelidir.
Mahkemece böylesine bir araştırma ve soruşturma yapılmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması dahi doğru görülmemiş, davalının temyiz itirazının bu yönden de kabulüne karar vermek gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda (1) numaralı bentlerde açıklanan sebeplerle kararın davacı yararına, (2) ve (3) numaralı bentlerde açıklanan sebeplerle kararın davalı yararına BOZULMASINA, peşin alınan harçların istenmesi halinde ilgililerine iadesine, 22.11.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy