(818 S. K. m. 44)
Dava: Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay'ca incelenmesi davacı ve davalı tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
Karar: 1- Dava, tarafların ortak olduklarının tespiti ile ortaklık sözleşmesinin gereklerinin yerine getirilmemesi nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.
İddia ve savunmaya, duruşma tutanaklarına yansıyan bilgi ve belgelere, toplanıp değerlendirilen delillere, hüküm yerinde gösterilen gerekçelere göre davacının tüm ve davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Davalının diğer temyiz itirazına gelince; davacı, dava dışı kişilere ait taşınmaz üzerinde birlikte inşaat yapmak üzere davalı ile sözleşme yaptığını, davalının sözleşmedeki edimlerini yerine getirmediğini, inşaat yapılacak taşınmazı davacının bilgisi dışında taşınmaz sahiplerinden aldığı vekaletname ile kendi oğluna devrederek zarara neden olduğunu ileri sürerek gelir kaybı maddi ve manevi tazminat istemlerinde bulunmuştur.
Davalı, sözleşmenin adi şirket sözleşmesi olarak kabulünün mümkün olmadığı, arsa malikleri ile kat karşılığı inşaat sözleşmesi yapılmadan arsaya inşaat yapılmayacağını ve sözleşmenin yerine getirilmesinin mümkün olmadığını, davacının kendi edimlerini yerine getirmeden davalıdan talepte bulunmayacağını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece davanın reddine dair verilen ilk karar, davacının temyizi üzerine Yargıtay 13. Hukuk Dairesince arsa üzerindeki pürüzlerin kaldırılmasını müteakip ortaklık sözleşmesinin gereklerini yerine getirmek üzere hareket etmek yerine davacıyı zarara uğratmak kasıt ve amacıyla ortaklığın gerçekleşmesine engel olacak işlemler yapan davalının davacının bu nedenle doğan zararına katlanması zorunludur; davalının kusurlu hareketi sonucu gerçekleşmeyen adi ortaklık nedeniyle davacının uğradığı zarar belirlenerek sonucuna göre karar verilmeli gerekçesiyle bozulmuştur.
Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda dava konusu edilen sözleşmedeki inşaatın yapılması halinde bilirkişi tarafından hesaplanan davacının elde edeceği net gelir miktarına hükmedilmiştir.
Dosya kapsamına göre davacı müteahhit olup dava konusu ortaklık sözleşmesinin yürürlüğe girmemesinden kaynaklanan zararının varlığı Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin bozma kararı ile sabit olup mahkemece varılan sonuç dosya kapsamına uygun düşmemiştir. Zira, davacı adi ortaklık sözleşmesi uyarınca yapılacak iş için herhangi bir masraf yapmamış, o dönemde başka inşaatlar yapmış ve parasını başka şekillerde değerlendirmiştir. Tazminat miktarının belirlenmesinde davacının uğradığı gerçek zarar miktarının hakkaniyet ilkeleri gözetilerek takdiri gerekir. Bu durumda, davalının kendi adına yaptığı işten elde ettiği kazancın yarısının davacıya verilmesi hakkaniyet kurallarına uygun düşmez. Aksi düşünce davacının sebepsiz zenginleşmesine yol açar. Bu durum hukuk düzenince korunmaz. 0 halde, mahkemece belirlenen tazminat miktarından hakkaniyete uygun indirim yapılmak suretiyle karar verilmelidir.
Anılan yön gözetilmeksizin verilen karar usul ve Yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
3- Bozma nedenine göre davalının vekalet ücretine ilişkin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına,
Sonuç: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacının tüm ve davalının sair temyiz itirazlarının REDDİNE; (2) numaralı bentte açıklanan nedenle kararın davalı yararına BOZULMASINA; (3) numaralı bentte açıklanan nedenle davalının vekalet ücretine ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına; davacıdan harç peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde davalı tarafa iadesine, 29.11.2012 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy