(4857 S. K. m. 68)
Dava ve Karar: Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
1- Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayandığı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine,
2- Davacı vekili, davacının davalı Sulama Birliği Başkanlığında zincirleme nitelikte belirli süreli sözleşmelerle işçi olarak çalışmakta iken iş akdinin davalı işverence iş süresinin bitimi gerekçe gösterilerek feshedildiğini, ancak gerçekte Sulama Birliği Başkanlığı seçimlerinde Başkan Cemal Tatlıdil'i desteklemediği için davacının iş akdinin kötüniyetli olarak feshedildiğini, davacının sendikalı işçi olduğunu, fazla mesai yaparak çalışmasına rağmen karşılığının ödenmediğini, çalıştığı süre içinde hafta tatili, genel tatil ve yıllık izinlerinin kullandırılmadığını ve iş arama için ihbar öneli verilmediğini ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatı ile bazı işçilik alacaklarının davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı vekili, davacının davalı Sulama Birliğinde belirli süreli iş sözleşmesine dayanarak çalıştığını, iddia edildiği gibi mevcut başkanı desteklemedikleri için işten çıkarılmaları iddiasının tamamen gerçek dışı olduğunu, belirli süreli iş sözleşmesinin süresi dolması durumunda işçinin kıdem tazminatına hak kazanamayacağını, davacının ihbar tazminatı isteğinin de yasal dayanağı olmadığını, davacının çalıştığı süre içerisinde ücret ve yasal haklarının davacıya eksiksiz ödendiğini, işyerinde 45 saati aşan çalıştırılma yapılmadığı gibi tüm çalışanlara hafta tatilleri eksiksiz kullandırıldığını ve davacının yıllık ücretli izni hak etmediğini savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna göre davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Taraflar arasında fazla çalışma alacağına ilişkin uyuşmazlık bulunmaktadır.
Fazla çalışma yaptığını iddia eden işçi bu iddiasını ispatla yükümlüdür. İşçinin imzasını taşıyan bordro sahteliği ispat edilinceye kadar kesin delil niteliğindedir. Bir başka anlatımla bordronun sahteliği ileri sürülüp kanıtlanmadıkça, imzalı bordroda görünen Fazla çalışma alacağının ödendiği varsayılır.
Fazla çalışmanın ispatı konusunda işyeri kayıtları, özellikle işyerine giriş çıkışı gösteren belgeler, işyeri iç yazışmaları delil niteliğindedir. Ancak, Fazla çalışmanın bu tür yazılı belgelerle kanıtlanamaması durumunda tarafların dinletmiş oldukları tanık beyanları ile sonuca gidilmesi gerekir. Bunun dışında herkesçe bilinen genel bazı vakıalar da bu noktada gözönüne alınabilir. İşçinin fiilen yaptığı işin niteliği ve yoğunluğuna göre de Fazla çalışma olup olmadığı araştırılmalıdır.
İmzalı ücret bordrolarında fazla çalışma ücreti ödendiği anlaşılıyorsa, işçi tarafından gerçekte daha Fazla çalışma yaptığının ileri sürülmesi mümkün değildir. Ancak, işçinin Fazla çalışma alacağının daha fazla olduğu yönündeki ihtirazi kaydının bulunması halinde, bordroda görünenden daha Fazla çalışmanın ispatı her türlü delille sözkonusu olabilir. Buna karşın, bordroların imzalı ve ihtirazi kayıtsız olması durumunda dahi, işçinin geçerli bir yazılı belge ile bordroda yazılı olandan daha fazla çalışmayı yazılı delille kanıtlaması gerekir. İşçiye bordro imzalatılmadığı halde, fazla çalışma ücreti tahakkuklarını da içeren her ay değişik miktarlarda ücret ödemelerinin banka kanalıyla yapılması durumunda da ihtirazi kayıt ileri sürülmemiş olması, ödenenin üzerinde fazla çalışma yapıldığının yazılı delille ispatlanması gerektiği sonucunu doğurmaktadır.
Fazla çalışmanın yazılı delil ya da tanıkla ispatı imkan dahilindedir. İşyerinde çalışma düzenini bilmeyen ve bilmesi mümkün olmayan tanıkların anlatımlarına değer verilemez.
Fazla çalışmanın belirlenmesinde 4857 sayılı İş Kanunu'nun 68. maddesi uyarınca ara dinlenme sürelerinin dikkate alınması gerekir.
Somut olayda, davacı fazla mesai yaparak çalışmasına rağmen karşılığının ödenmediğini iddia etmiş, davalı ise davalı birliğin sezonluk çalışan bir kurum olduğunu, Nisan ayının sonunda başlayan çalışmanın Eylül ayının başında sona erdiğini ve davacının 45 saati aşan çalışmasının bulunmadığını savunmuştur.
Davacı tanıkları davacının geçici işçi olduğu, Mart ayının 1. Günü işe girip Kasım ayının 1.günü işten çıktığı, haftanın 7 günü 06.00/07.00-20.00/21.00/22.00 saatleri arasında çalıştığı, davalı tanığı ise davalı işyerinde sulama sezonunun 01 Martta açıldığı, 1 Eylül de kapandığı, davacı işçinin de bu sezonda çalıştığı, yaz sezonu olan Nisan-Mayıs-Haziran-Temmuz aylarında 07.30-18.00,diğer aylarda ise 07.30-17.00 saatleri arasında haftada 1 gün izin kullanmak suretiyle çalıştığı yönünde beyanda bulunmuşlardır.
Davalı işyerinde çalışma saatlerinin yaz sezonunda farklılık gösterdiği dosya kapsamından anlaşılmaktadır.
Dosyada bulunan bilirkişi raporunda davacının fiilen yaptığı işin niteliği ve yoğunluğu dikkate alınmadan, sezon dönemleri açısından herhangi bir ayrım gözetilmeden, davacının günlük çalışma saatleri ile ara dinlenme süreleri raporda açıkça gösterilmeden davacının tüm çalışma süresi boyunca haftalık 24 saat fazla çalışma yaptığının kabulü ile fazla mesai alacağı hesaplanmış, mahkemece bilirkişi raporuna dayanılarak anılan istek hüküm altına alınmıştır.
Hükme esas alınan bilirkişi raporunda fazla çalışma alacağına ilişkin hesabın nasıl yapıldığı açık değildir.
Mahkemece, yukarıda açıklanan ilkeler ışığında dosya içeriği ile uyumlu ve denetime elverişli rapor alınarak hüküm kurulması gerekirken denetime elverişli olmayan ve dosya kapsamı ile örtüşmeyen bilirkişi raporuna itibar edilerek yazılı şekilde karar verilmiş olması hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı nedenle bozulmasına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, 02.12.2013 tarihinde oybirliği ile, karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy