(AİHS. m. 6) (2709 S. K. m. 36) (4857 S. K. m. 18, 20) (6100 S. K. m. 27) (YHGK. 21.03.2007 T. 2007/8-161 E. 2007/155 K.)
Dava: Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, fesih bildiriminin somut bir gerekçeye dayanmadığını belirterek feshin geçersizliğinin tespitine, işe iadesine, işe başlatmama tazminatıyla boşta geçen süre ücreti ve diğer haklara karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, şirketin dinamik işgücü yapısı, temel iş yapma tarzına dayalı uygulamalara yatkınlık önemli bir iş gereksinimi olarak ortaya çıktığını, ancak davacının tutum ve davranışları şirketin iş yapma tarzına uymamakta olduğunu, bu meyanda davacının 13.11.2012 tarihinde şirket İnsan Kaynakları Müdürlüğüne çağrıldığını ve savunma vermesi istendiğini, davacının savunma vermekten imtina ettiğini, oluşan yeni şartlar içerisinde iş yeterliliklerini tam olarak karşılayamayan davacının olumsuz tutum ve davranışlarına şirketin uzun süre tahammül etmesinin düşünülemeyeceğini, davacının görev tanımındaki işleri tam yapması gerekirken diğer çalışanlara kötü örnek oluşturacak şekilde tutum ve davranışlar sergilemesinin mazur görülemeyeceğini, bu sebeple iş aktinin gerekçesinin eğitim düzeyi ve yaptığı işin önemi değil, şirkete zarar verici tutum ve davranışlar sergilemesi olduğunu tüm yasal hakları ödenerek iş aktinin feshedildiğini savunarak davanın reddini istemiş.
Mahkemece, davalı işverenin davacı işçinin iş sözleşmesini 4857 Sayılı İş Kanunu'nun 18. maddesi uyarınca davranışlarından/verimsizliğinden kaynaklanan sebeplerle feshettiği, fesih tarihinde savunma vermekten imtina ettiğine dair tutanak tanzim edildiği ancak fesihten önce savunma vermeye davet edilmediği, işten çıkarma sebebinin açık ve kesin bir şekilde belirtilmediği, makul bir süre önceden belirtilen yer, gün ve saatte hazır bulunması, bulunmadığı takdirde yazılı bir savunma verebileceğinin: bildirilen yerde belirtilen gün ve saatte hazır bulunmadığı ve de buna rağmen yazılı bir savunma vermediği takdirde savunma vermekten vazgeçmiş sayılacağına dair ihtarın mevcut olmadığı, feshin geçerli bir nedene dayandığının ve feshin kaçınılmaz olduğunun (ölçülülük denetimi-feshin son çare olması ilkesi) davalı İşveren tarafından ispatlanamadığından geçerli fesihten söz edilemeyeceği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Yargıtay H.G.K.'nun 21.3.2007 tarih ve 2007/8-161 E., 2007/155 K. sayılı kararı ile de belirtildiği üzere adil yargılanma ve dinlenilme hakkının bir gereği olarak hakim, taraflara duruşmalarda hazır bulunmak, iddia ve savunmalarını bildirmek için imkan vermeli, tarafları usulüne uygun bir biçimde duruşmaya davet etmelidir. Fakat tarafların kendilerine tanınan bu imkana rağmen, duruşmaya gelmek zorunluluğu yoktur. Hukuk davalarında duruşmaya gelmemenin müeyyidesi, dava dosyasının işlemden kaldırılması veya yargılamanın gelmeyen tarafın yokluğunda devam edilmesidir.
Davayla ilgili olan kişilerin davaya dair bir işlemi öğrenebilmesi için. tebligatın usulüne uygun olarak yapılması, duruşma gün ve saatinin muhataba bildirilmesi gerekmektedir. Duruşma günüyle tebligatın çıkarıldığı tarih arasında makul bir süre olmalıdır. Aksi takdirde tarafların hukuksal dinlenme ve savunma hakkı kısıtlanmış olur.
AİHM'ye göre de iç hukuktaki duruşmada hazır bulunma hakkını kullanıp kullanmamaya karar verecek olan davanın bir tarafına, duruşmaya katılma imkanı verecek şekilde duruşmanın bildirilmemesi, silahlarda eşitlik ve çekişmeli yargılama ilkelerini özünden yoksun bırakır.
Diğer taraftan 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 27. maddesinde yer bulan Hukuki Dinlenilme Hakkı gereğince davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi haklarıyla bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hakkın yargılamayla ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını, mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içermektedir. Mahkeme, iki tarafa eşit şekilde hukuki dinlenilme hakkı tanıyarak hükmünü vermelidir. Anayasanın 36. maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsuru olan hukuki dinlenilme hakkı, adil yargılanma hakkı içinde teminat altına alınmıştır. Bu hakka, tarafın hakime meramını anlatma hakkı ya da iddia ve savunma hakkı da denilmektedir. Ancak, hukuki dinlenilme hakkı, bu ifadeleri de kapsayan daha geniş bir anlama sahiptir. Bu hak çerçevesinde, tarafların gerek yargı organlarınca gerekse karşı tarafça yapılan işlemler konusunda bilgilendirilmeleri zorunludur. Kişinin kendisinden habersiz yargılama yapılarak karar verilmesi, kural olarak mümkün değildir.
Bu kapsamda hukuki dinlenilme hakkı, bilgilenme/bilgilendirme, açıklama yapma, yargı organlarınca dikkate alınma ve kararların gerekçeli olması gibi hususları içerdiği açıktır. Bilgilenme hakkı, yargılamanın içeriğine dair tam bir bilgi sahibi olmanın yanında gerek karşı tarafın gerekse de yargı organlarının dosya içeriğine yapmış oldukları işlemleri öğrenmelerini kapsar. Bilgilenme/ bilgilendirme hakkının etkin biçimde kullanılabilmesi için gönderilecek tebligat ve davetiyelerde kanunda öngörülmüş şekil şartlarına sıkı sıkıya uyulması gerekmektedir. Ayrıca bu hak sadece davanın başındaki iddia ve savunmalar açısından değil yargılamanın her aşamasında dikkate alınmalıdır. Bu kapsamda devam eden bir yargılamada, tarafların açıklamaları için bilgilendirme yeterli olmayıp yargılamada yer alan diğer kişilerin (tanık, bilirkişi gibi) açıklamaları açısından da önemlidir. Bilgilenme hakkının usulüne uygun kullanımıyla tarafların haklarında öğrendikleri isnat ve iddialara karşı beyanda bulunabilme, davaya yönelik bilgi ve belge verebilme yani açıklama yapma hakkı da hukuki güvenceye bağlanmaktadır. Böylece davanın her iki tarafına eşit şekilde açıklama yapma hakkı tanınmasıyla adaletin görünür kılınması sağlanacaktır. Açıklamada bulunma hakkı, tarafların, yazılı veya sözlü şekilde iddia ve savunmalara karşı itirazda bulunabilme, davaya dair beyanda bulunmalarını sağlar.
Burada üzerinde durulması gereken bir diğer husus ise, yargılama makamlarının işlemlerinin çelişkili bulunmaması gerekmektedir. Yani mahkemece, adaletin görünür kılınmasını sağlayacak usul ve esaslara uyulurken, taraflarda farklı anlamlandırılabilecek işlemlerden kaçınılması gerekmektedir. Örneğin, taraflara tebliğ edilen davetiyelerde kesin süre verilmesine rağmen kesin süre sona ermeden karar verilmesi gibi...
Somut olayda mahkemece, 17.12.2012 tarihli hazırlık ilk tensip zaptı başlıklı zaptın 10 vd ara kararları uyarınca ön incelemenin duruşmalı yapılacağı, taraflardan birinin katılmaması halinde yokluğunda devam edileceği belirtilmiş olup bu tensip zaptının 2.1.2013 tarihinde davacı vekiline tebliğ edildiği, söz konusu bu tensip zaptının davalı vekiline de tebliğe çıkarıldığı ancak tebligat parçası üzerinde tebliğ tarihinin belirtilmediği görülmüştür. Dilekçeler safhası tamamlandıktan sonra ise mahkemece bu kez 30.1.2013 tarihli 2. bir tensip zaptı başlıklı zabıtla duruşma yapılmaksızın dosya üzerinden davanın kabulüne karar verildiği görülmüştür.
Mahkemece, taraflara bildirilen ilk tensip zaptında duruşma yapılacağı belirtilmesine rağmen dilekçeler aşaması tamamlandıktan sonra belirlenecek duruşmalı ön inceleme safhasının taraflara usulüne uygun şekilde tebliğ edilip duruşma açılarak sonucuna göre tahkikata başlanıp tarafların delilleri toplanarak karar verilmesi gerekir iken tarafların hak arama özgürlüğü kapsamında iddia, savunma, usulüne uygun şekilde bilgilendirilme ve açıklama yapma hakkı ihlal edilerek gösterilen deliller toplanmaksızın ve varsa tanıklar dinlenmeksizin ya da dinlenmesine gerek görülmemesi halinde gerekçesi de belirtilmeksizin karar verilmesi yanında hukuki dinlenilme hakkı ihlal edilmiştir.
Kaldı ki ilk tensip zaptının da davalı tarafa usulüne uygun olarak tebliğ edilmediği de anlaşılmıştır.
Yapılacak iş; taraflara usulüne uygun şekilde duruşma günü tebliğiyle davalı tarafın tüm delilleri toplanarak çıkacak sonuca göre bir karar vermektir. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin eksik inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması ve usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın, yukarda yazılı sebeple BOZULMASINA, bozma nedenine göre davalının öteki itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istenmesi halinde davalıya iadesine, 12.06.2013 tarihinde oybirliği ile kesin olarak karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy