(6100 S. K. m. 176)
Dava: Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün süresi içinde Yargıtay'ca duruşmalı olarak incelenmesi; davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
Karar: 1- Dosyadaki yazılara, hükmün dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayandığı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine,
2- Davacı vekili, davacının davalıya ait işyerinde çalışırken iş sözleşmesini ücretlerinin ödenmemesi, yıllık izinlerinin kullandırılmaması, uluslararası TIR şoförü olmasına rağmen küçük kamyonlarla şehir içinde nakliyat yapmaya zorlanması nedeni ile haklı sebeplerle feshettiğini iddia ederek kıdem tazminatı ile bazı işçilik alacaklarının davalıdan tahsilini istemiştir.
Davalı vekili, davacının hatırlatılmasına rağmen talimatlara uymamakla ısrar etmesi nedeni ile haklı sebeplerle işten çıkarıldığını, iddialarının asılsız olduğunu savunarak davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece yapılan yargılama sonucu toplanan delillere göre; davacının işten haksız olarak çıkarıldığı, kıdem ve ihbar tazminatına hak kazandığı, bilirkişi raporunda hesap edilen alacaklarının bulunduğu gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
HMK'nun 176 ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olan ıslah müessesesi, mahkemeye yöneltilmesi gereken tek taraflı ve açık bir irade beyanı ile tarafların dilekçelerinde belirttikleri vakıaları, dava konusunu veya talep sonucunu değiştirebilmesi imkanını sağlamaktadır, iki taraf da duruşmada hazır iseler ıslah sözlü olarak yapılabilir. Usule ilişkin işlemlerin tamamen ya da kısmen ıslahı mümkündür. Ancak, her iki durumda da usulüne uygun açılmış bir davanın bulunması şarttır. Başka bir anlatımla ıslah, açılmış bir davada taraflarca yapılmış usule ilişkin işlemlere yönelik olarak yapılmalıdır. Bu bağlamda, yargılaması devam eden bir dava içinde ıslah ile ikinci bir talepte bulunma olanağı bulunmamaktadır. Davacı isterse dava dilekçesini tamamen ıslah ederek dava konusunu değiştirebilirse de, yeni dava konusu önceki dava konusunun yerine geçer ve yine tek bir dava söz konusu olur. Ancak, davacının peşin harç yanında başvuru harcını da yatırarak yeni bir talepte bulunması hallerinde ise bir ek dava olarak nitelendirilme hali olayımız dışındadır.
Somut olayda; davacı vekili dava dilekçesinde ihbar tazminatı isteminde bulunmamıştır.
Bilirkişi raporunun ibrazından sonra ıslah dilekçesinde ihbar tazminatı da talep etmiştir. Dava tümden ıslah edilmediği gibi ıslah harcı ile birlikte başvuru harcı yatırılmadığından sadece dava ile istenen alacakların miktarı arttırıldığından dilekçenin bir ek dava dilekçesi olarak kabulü de mümkün değildir. Bu alacak hakkında dava açma hakkı saklı kalmak kaydıyla ihbar tazminatına ilişkin ıslah isteminin reddine karar vermek gerekirken usulsüz ıslah dilekçesine değer verilerek bu alacak hakkında hükmün kurulması isabetsiz olmuştur.
O halde davalı vekilinin bu yöne ilişkin temyiz itirazı kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı nedenle BOZULMASINA, Yargıtay duruşmasında kendisini vekille temsil ettiren davalı yararına takdir olunan 990,00.-TL avukatlık ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine. 24.09.2013 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy