(4857 S. K. m. 24, 32, 33) (818 S. K. m. 81) (6098 S. K. m. 97) (5953 S. K. m. 14)
Dava: Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı, 4 yıl boyunca ücretine hiç zam yapılmadığı ve işveren tarafça ücretinin düzenli olarak ödenmediği gerekçesiyle kendisinin işi bırakmak zorunda kaldığını iddia ederek, kıdem tazminatının tahsilini istemiştir.
Davalı işveren, davacının devamsızlığı sebebiyle önce 25.4.2009 tarihinde posta bildirimiyle devamsızlığının nedeninin sorulduğunu, davacının cevap vermemesi sebebiyle 28.4.2009 tarihinde devamsızlık sebebiyle haklı fesih yaptıklarını savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece, davacı iddiasının ispatlanamamış olması sebebiyle işveren tutanaklarına itibar edilerek feshin haklı olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. İşçinin ödenmeyen işçilik hakları sebebiyle iş sözleşmesini haklı olarak feshedip feshetmediği konusu taraflar arasında uyuşmazlık konusudur.
İşçinin emeğinin karşılığı olan ücret işçi için en önemli hak, işveren için en temel borçtur. 4857 Sayılı İş Kanununun 32 nci maddesinin 4. fıkrasında, ücretin en geç ayda bir ödeneceği kurala bağlanmıştır. 5953 Sayılı Basın İş Kanununun 14 üncü maddesinin aksine, 4857 Sayılı Yasada ücretin peşin ödeneceği yönünde bir hüküm bulunmamaktadır. Buna göre, aksi bireysel ya da toplu iş sözleşmesinde kararlaştırılmadığı sürece işçinin ücreti bir ay çalışıldıktan sora ödenmelidir.
Ücreti ödenmeyen işçinin, bu ücretini işverenden dava ya da icra takibi gibi yasal yollardan talep etmesi mümkündür.
1475 Sayılı Kanun döneminde, toplu olarak hareket etmemek ve kanun dışı grev kapsamında sayılmamak kaydıyla 818 Sayılı B.K.nun 81. maddesi uyarınca ücreti ödeninceye kadar iş görme edimini ifa etmekten, yani çalışmaktan kaçınabileceği kabul edilmekteydi. 1.7.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 Sayılı Türk B.K.'nun 97. maddesinde de benzer bir düzenleme yer almaktadır. 4857 Sayılı İş Kanununda ise ücret daha fazla güvence altına alınmış ve işçi ücretinin yirmi gün içinde ödenmemesi durumunda, işçinin iş görme edimini yerine getirmekten kaçınabileceği açıkça düzenlenmiş, toplu bir nitelik kazanması halinde dahi bunun kanun dışı grev sayılamayacağı kurala bağlanmıştır.
Ücreti ödenmeyen işçinin alacağı konusunda takibe geçmesi ya da ücreti ödeninceye kadar iş görme edimini yerine getirmekten kaçınması, iş ilişkisinin devamında bazı sorunlara yol açabilir. Bu bakımdan, işverenle bir çekişme içine girmek istemeyen işçinin, haklı nedene dayanarak iş sözleşmesini feshetme hakkı da bulunmaktadır. Ücretin hiç ya da bir kısmının ödenmemiş olması bu konuda önemsizdir.
Ücretin ödenmediğinden söz edebilmek için işçinin yasa ya da sözleşmeyle belirlenen ücret ödenme döneminin gelmiş olması ve işçinin bu ücrete hak kazanması gerekir.
4857 Sayılı İş Kanununun 24. maddesinin (II) numaralı bendinin (e) alt bendinde sözü edilen ücret, geniş anlamda ücret olarak değerlendirilmelidir. İkramiye, prim, yakacak yardımı, giyecek yardımı, fazla mesai, hafta tatili, genel tatil gibi alacakların ödenmemesi durumunda da işçinin haklı fesih imkanı bulunmaktadır.
İşçinin ücretinin işverenin içine düştüğü ödeme güçlüğü sebebiyle ödenememiş olmasının sonuca bir etkisi yoktur. İşçinin, ücretinin bir kısmını Kanunun 33üncü maddesinde öngörülen ücret garanti fonundan alabilecek olması da işçinin fesih hakkını ortadan kaldırmaz. Bireysel veya toplu iş sözleşmesinden kaynaklanan ayni yardımların yerine getirilmemesi de (erzak ve kömür yardımı gibi) bu madde kapsamında değerlendirilmeli ve işçinin "haklı fesih" hakkı bulunduğu kabul edilmelidir.
İşçinin sigorta primlerinin hiç yatırılmaması veya eksik bildirilmesi, sosyal güvenlik hakkını ilgilendiren bir durum olsa da Dairemizin 1475 Sayılı Kanun döneminde istikrar kazanmış olan görüşü, 4857 Sayılı İş Kanunu döneminde de devam etmekte olup, sigorta primlerinin hiç yatırılmaması, eksik yatırılması veya düşük ücretten yatırılması hallerinde de işçinin haklı fesih imkanı vardır.
Somut olayda: davacı, ücretleri düzenli ödenmediği için iş sözleşmesinin haklı sebeple kendisi tarafından feshedildiğini iddia etmiştir. Davalı işveren ise, davacının devamsızlık yaptığını, devamsızlık sebebiyle işçinin iş aktinin haklı sebeple feshedildiğini savunmuştur. Dosya içeriğinden davacının iş sözleşmesini fiilen ayrılmak suretiyle kendisinin feshettiği anlaşılmaktadır. Davalının zımmen de kabul ettiği gibi işyerinde ücretlerin düzensiz ödendiği anlaşılmaktadır. İşçinin ücretinin makul sürede ödenmemesi işçiyi mağdur edeceği için haklı fesih sebebi olarak kabul edilmektedir. Bütün bunlar değerlendirildiğinde davacının 30.3.2009 tarihinde haklı sebeple sözleşmeyi feshettiği ve bir daha işe gelmediği sabittir.
Mahkemece davacının bu tarih itibarıyla kıdem tazminatına hak kazandığı gözetilmeden hatalı değerlendirmeyle kıdem tazminatı talebinin reddine karar verilmesi bozma nedenidir.
O halde davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazı kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Yukarıda açıklanan sebeplerle hükmün bozulmasına, peşin alınan harcın istenmesi halinde davacıya iadesine, 06.06.2013 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy