(4857 S. K. m. 32)
Dava: Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda; hüküm taraf vekillerince süresi içinde temyiz edilmiş, davalı vekili tarafından duruşma istemiş ise de; HUMK'nun 438.maddesi gereğince duruşma isteğinin miktardan reddine ve incelemenin evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: 1-Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayandığı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davalının tüm davacının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine,
2-Davacı vekili, taraflar arasındaki iş sözleşmesinin işverence haklı bir sebebe dayanmaksızın feshedildiğini ileri sürerek, kıdem ve ihbar tazminatı ile fazla çalışma, ulusal bayram genel tatil, hafta tatili, yıllık izin ve işçilik ücretleri ve prim alacağının tahsilini istemiştir.
Davalı vekili, iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiğini, davacının işverenden herhangi bir alacağı bulunmadığını savunarak, davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davalının iş sözleşmesini fesihte haksız olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının aldığı ücretin miktarı noktasında toplanmaktadır.
Kıdem ve ihbar tazminatına esas alınacak olan ücretin tespitinde, Yasa'nın 32. maddesinde sözü edilen asıl ücrete ek olarak işçiye sağlanan para veya para ile ölçülebilen menfaatler göz önünde tutulur. Buna göre devamlılık gösteren prim ödemeleri kıdem tazminatı hesabında dikkate alınmalıdır.
Dosya kapsamında yer alan bordroların bir kısmında prim ödemelerine yer verilmesi ve tanık anlatımlarında da prim ödemesi yapıldığının belirtilmesi karşısında işyerinde prim ödemesi uygulamasının bulunduğu anlaşılmaktadır. Kıdem ve ihbar tazminatına esas alınacak olan ücretin tespitinde prim ödemelerinin dikkate alınması gerekir aksine uygulama ile ücretin belirlenmesi isabetsizdir.
3-Taraflar arasında davacının prim alacağına hak kazanıp kazanmadığı noktasında uyuşmazlık vardır.
4857 sayılı İş Kanunu'nun 32. maddesinin ilk fıkrasına göre, genel anlamda ücret, bir kimseye bir iş karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve para ile ödenen tutar olarak tanımlanmıştır. Yasada ücretin eklerinin neler olduğu müstakilen düzenlenmemiş olmakla birlikte, değinilen maddenin ikinci fıkrasındaki "
banka hesabına yatırılacak ücret, prim, ikramiye ve bu nitelikteki her çeşit istihkakının.." ibaresi gereğince, ücretin yanı sıra prim, ikramiye ve bu nitelikteki her türlü ödemelerin banka hesabına yatırılması öngörüldüğünden, "prim" ve "ikramiye" ücretin eki olarak İş Kanunu'nda ifadesini bulmuştur.
İşçinin prime hak kazanması için işyerinde pirim ödemesini gerektiren dönemin sonuna kadar çalışmış olması gerekmez. İşyerinde çalışılan süreyle sınırlı olmak üzere işçinin prim talep hakkı vardır.
Mahkemece prim alacağının ispatlanamadığından bahisle talebin reddine karar verilmiştir. Oysa dosya içerisindeki bir kısım bordrolar ve tanık ifadelerine göre işyerinde prim ödemesi uygulamasının bulunduğu sabittir. Bu nedenle mahkemece işverence gerçekleştirilen prim ödemelerinin ortalaması alınarak davacının son ay için hak ettiği prim alacağı belirlenerek hüküm altına alınması gerekirken, yazılı gerekçeyle talebin reddine karar verilmesi isabetsiz olup bozma nedenidir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenlerle BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, aşağıda yazılı temyiz harcının davalıya yükletilmesine, 27.05.2013 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy