(3402 S. K. m. 12)
Dava: Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacıyla davalılardan N. O. ve G. G. tarafından istenilmiş olup, temyiz istemlerinin süresinde olduğu anlaşılmakla; dosya incelendi, gereği görüşüldü:
Karar: Dava taşınmaz üzerinde bulunan muhdesatın aidiyetinin tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ise de varılan sonuç ve kurulan hüküm dosyada toplanan delillere ve yasal düzenlemelere uygun düşmemiştir.
1- Toplanan delillerden davaya konu muhdesatın üzerinde bulunduğu 813 ada 15 parsel sayılı taşınmazın tarafların ortak miras bırakanı A. A. adına "avlulu üç katlı kargir bina ve tek katlı kargir bina" niteliğiyle tapuya kayıtlı olduğu belirlenmiştir.
3402 Sayılı Kadastro Kanununun 12/3 maddesi hükmünde kadastro tutanaklarının kesinleştiği tarihten itibaren 10 yıl geçtikten sonra bu tutanaklarda belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere karşı kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak dava açılamayacağı açıklanmıştır. Bu sürenin hak düşürücü nitelikte olduğu ve taraflarca öne sürülmese bile mahkemece kendiliğinden değerlendirileceği kuşkusuzdur.
Somut olaya gelince, davaya konu muhdesatın ilk üç katının kadastro tespit gününden önce meydana getirildiği ve anılan taşınmazın tespitinin kesinleştiği 12.7.1996 günüyle davanın açıldığı 11.2.2011 tarihi arasında 3402 Sayılı Kadastro Kanununun 12/3 maddesi hükmünde sözü edilen kamu düzenine dair 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği anlaşılmaktadır. Davanın hak düşürücü süreden sonra açıldığının belirlenmesi halinde salt bu sebeple davanın reddine karar verilmesi gerekir, davanın esasına girilemez. Bu halde davalı tarafın davayı kabulü dahi sonuç doğurmaz.
Hal böyle olunca; muhdesatın ilk üç katı yönünden davanın hak düşürücü süre sebebiyle reddine karar verilmesi gerekirken, yasal düzenlemeler göz ardı edilerek yazılı şekilde davacı adına tespitine karar verilmesi, yine dava ve talep bulunmadığı halde taşınmaz üzerindeki tek katlı bina yönünden de tespit hükmü kurulması doğru görülmemiş az yukarda isimleri geçen davalıların temyiz itirazlarının bu yönden kabulüne karar vermek gerekmiştir.
2- Davacı tarafın temyiz itirazlarına gelince; davaya konu muhdesatın son katının kadastro tespitinin kesinleştiği tarihten sonra meydana getirildiği anlaşılmaktadır. Taşınmaz üzerindeki muhdesatın kim tarafından meydana getirildiğinin tespitine dair davalarda mahkemece araştırılması gereken husus muhdesatın kim tarafından, hangi gelirlerle, kimin adına ve hesabına yaptırıldığıdır. Mahkemece taraf tanıkları dinlenmiş ise de, tanık anlatımları hüküm vermeye yeterli değildir. Tarafların muhdesatı tek başlarına meydana getirmeye yeterli bir gelirlerinin bulunup bulunmadığı, muhdesatın hangi gelirlerle ne şekilde yaptırıldığı araştırılmamış, bu hususlar dinlenen tanıklara sorulmamış, soyut olarak alınan tanık beyanlarıyla yetinilerek hüküm verilmiştir. Davada karar verilebilmesi için belirlenmesi zorunlu olan hususlar tanıklara sorulup, yeterli beyanları alınmadan eksik araştırma ve soruşturmayla hüküm verilemez. Ne var ki öğretide ve uygulamada kararlılık kazanan görüşlere göre davada yöntemine uygun biçimde taraf koşulunun oluşturulmamış olması başlı başına bozma nedenidir. Muhtesat aidiyetinin tespiti davalarında ortaklığın giderilmesi davasının yargılaması sırasında muhtesatın davacı tarafça meydana getirildiğini açıkça kabul edenler dışında kalan ve muhtesatın üzerinde bulunduğu taşınmazda paydaş olan tüm tapu maliklerinin davada taraf olmaları zorunludur.
Dosya içeriğindeki tapu kayıtlarından davaya konu muhdesatın üzerinde yer aldığı 813 ada 15 parsel sayılı taşınmazda taraflar dışında başka paydaşın da bulunduğu anlaşılmaktadır. Ortaklığın giderilmesine dair dava dosyasının aslı veya onaylı örneği getirtilmediğinden tapuda kayıt maliki olarak gözüken ve davada yer alan taraflar dışındaki diğer paydaşın ortaklığın giderilmesi davasının yargılaması sırasında davaya konu muhtesatın davacı tarafa ait olduğunu kabul edip etmediği anlaşılamamaktadır. Şu durumda davada taraf koşulunun oluşup oluşmadığı belli değildir.
O halde, öncelikle ortaklığın giderilmesine dair dava dosyası getirtilmeli, daha sonra davaya konu muhtesatın son katının davacı tarafa ait olduğunu kabul etmeyen tüm paydaşların davada taraf olmalarının zorunlu olduğu düşünülerek davada taraf olarak yer almaları sağlanmalı, yargılamaya geldiklerinde davaya karşı diyecekleri, delilleri sorulup saptanmalı, gösterecekleri deliller toplanmalı, daha sonra az yukarda açıklanan doğrultuda araştırma ve soruşturma yapılmalı, gerekirse davacı tarafın diğer deliller demekle yemin deliline de dayandığı gözetilerek davacıya yemin teklifi hakkı da hatırlatılmalı, deliller tam olarak toplanmalı daha sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna uygun bir karar verilmelidir.
Mahkemece böylesine bir uygulama yapılmaksızın, eksik araştırma ve soruşturmayla yazılı şekilde hüküm verilmesi isabetsiz olduğu gibi, ölü D. A. mirasçılarının bir davası bulunmadığı göz ardı edilerek davaya konu muhdesatın son katının adı geçene aidiyetinin tespitine karar verilmesi dahi isabetsiz olup, davacı tarafın temyiz itirazlarının bu yönlerden kabulüne karar vermek gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan sebeplerle kararın davalılar yararına, (2) numaralı bentte açıklanan sebeplerle de davacı taraf yararına BOZULMASINA, bozma nedenine göre de davalı tarafın yargılama gideri ve avukatlık ücretine yönelen sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin ödenen harçların istenmesi halinde ilgililerine ayrı ayrı iadesine, 20.06.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy