Mahkemesi :Asliye Hukuk Mahkemesi
(İş Mahkemesi Sıfatıyla)
2-... vekili Av....
Dava Türü : Alacak
YARGITAY İLAMI
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay'ca incelenmesi davalılar vekillerince istenilmekle, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
1-Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayandığı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davalı ... Müdürlüğünün ve SGK Başkanlığının aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazlarının reddine,
2-Davacı, iş akdinin haksız nedenle sona erdirildiğini iddia ederek kıdem ve ihbar tazminatı ile fazla çalışma ücret alacağının davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı, davacının iş akdini kendisinin haksız olarak feshettiğinden kıdem ve ihbar tazminatına hak kazanamadığını ve iş yerinde fazla mesai yapılmadığını, fazla mesai yapıldığı durumlarda ise bunun maaş bordrolarına yansıtıldığını bildirerek davanın reddini istemiştir..
Mahkemece, alınan bilirkişi raporunun denetime elverişli olduğu belirtilerek gerekçe bildirilmeden davanın kabulüne karar verilmiştir.
Anayasanın 141'nci maddesi uyarınca, yargı kararlarının gerekçeli olarak yazılması gerekir. Bu husus 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 297nci maddesinde de hüküm altına alınmıştır. Anılan anayasal ve yasal düzenlemeler gereğince yargıcın, tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri kararda göstermesi zorunludur. Maddi olgularla hüküm fıkrası arasındaki hukuki bağlantı da ancak bu şekilde kurulabilecek, ayrıca yasal unsurları taşıyan bu gerekçe sayesinde, kararların doğruluğunun denetlenebilmesi mümkün olacaktır. Kararın gerekçesi ile hüküm fıkrasının birbirine aykırı olmaması gerekir.
Somut olayda mahkemece sadece hükme esas alınan bilirkişi raporunun denetime elverişli olması, dosya içeriğine ve bilimsel verilere uygun olması nedeniyle davanın kabulüne karar verildiğinden bahsedilmiş ise de dava konusu olaylar ve vakıalara ilişkin olarak her hangi bir gerekçe yazılmamıştır. Yukarıda detaylı şekilde anlatıldığı üzere mahkeme kararları gerekçeli olmalıdır. Mahkemece bu hususa dikkat edilmeksizin gerekçeli kararın HMK 297. maddede yazılı koşulları taşımaması hatalıdır. Ayrıca mahkemece hüküm kısmında "1-Davanın KABULÜ ile; a)Davacının 3.059,49 TL kıdem tazminatı alacağının 31/03/2009 tarihinden itibaren işleyecek bankalarca mevduata uygulanan en yüksek faiz ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, b)Davacının 1.325,76 TL ihbar tazminatı alacağının dava tarihinden itibaren, işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, c)Davacının 8.900,86 TL fazla mesai alacağının dava tarihinden itibaren, işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, ..." şeklinde karar verilmişken gerekçeli kararda " kıdem tazminatı alacağının 3.049,71 TL, ihbar tazminatı alacağının 1.231,14 TL, fazla mesai ücretinin 6.775,78 TL, olduğu tespit edilmiştir. Alınan bilirkişi raporu denetime elverişli olması, dosya içeriğine ve bilimsel verilere uygun olması hasebiyle hükme esas alınmıştır. “ şeklinde karar verilerek hüküm ile gerekçeli karar arasında çelişki yaratılmış olup, bu durum bozma nedenidir.
3- Taraflar arasında, davacının alacaklarının zamanaşımına uğrayıp uğramadığı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
Zamanaşımı, alacak hakkının belli bir süre kullanılmaması yüzünden dava edilebilme niteliğinden yoksun kalmasını ifade eder. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere zamanaşımı, alacak hakkını sona erdirmeyip sadece onu "eksik bir borç" haline dönüştürür ve "alacağın dava edilebilme özelliğini ortadan kaldırır.
Bu itibarla zamanaşımı savunması ileri sürüldüğünde, eğer savunma gerçekleşirse hakkın dava edilebilme niteliği ortadan kalkacağından, artık mahkemenin işin esasına girip onu incelemesi mümkün değildir.
4857 sayılı Kanundan daha önce yürürlükte bulunan 1475 sayılı Yasada ücret alacaklarıyla ilgili olarak özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediği halde, 4857 sayılı İş Kanunun 32/8 maddesinde, işçi ücretinin beş yıllık özel bir zamanaşımı süresine tabi olduğu açıkça belirtilmiştir. Ancak bu Kanundan önce tazminat niteliğinde olmayan, ücret niteliği ağır basan işçilik alacakları, Borçlar Kanununun 126/1 maddesi (6098 Sayılı TBK 147) uyarınca beş yıllık zamanaşımına tabidir.
5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 7nci maddesinde, iş mahkemelerinde sözlü yargılama usulü uygulanır. Ancak 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 447 inci maddesi ile sözlü yargılama usulü kaldırılmış, aynı yasanın 316 ve devamı maddeleri gereğince iş davaları için basit yargılama usulü benimsenmiştir.
Sözlü yargılama usulünün uygulandığı dönemde zamanaşımı def'i ilk oturuma kadar ve en geç ilk oturumda yapılabilir. Ancak 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlükte olduğu dönemde 319 uncu madde hükmü uyarınca savunmanın değiştirilmesi yasağı cevap dilekçesinin verilmesiyle başlayacağından, zamanaşımı defi cevap dilekçesi ile ileri sürülmelidir. 01.10.2011 tarihinden sonraki dönemde ilk oturuma kadar zamanaşımı definin ileri sürülmesi ve hatta ilk oturumda sözlü olarak bildirilmesi mümkün değildir.
Dava konusunun ıslah yoluyla arttırılması durumunda, 1086 sayılı HUMK hükümlerinin uygulandığı dönemde, ıslah dilekçesinin tebliğini izleyen ilk oturuma kadar ya da ilk oturumda yapılan zamanaşımı defi de ıslaha konu alacaklar yönünden hüküm ifade eder. Ancak Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 01.10.2011 tarihinden sonraki uygulamada, 317/2 ve 319. maddeler uyarınca ıslah dilekçesinin davalı tarafa tebliği üzerine iki haftalık süre içinde ıslaha konu kısımlar için zamanaşımı definde bulunulabileceği kabul edilmelidir.
Cevap dilekçesinde zamanaşımı defi ileri sürülmemiş ya da süresi içince cevap dilekçesi verilmemişse ilerleyen aşamalarda 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 141/2 maddesi uyarınca zamanaşımı defi davacının açık muvafakati ile yapılabilir.
1086 sayılı HUMK yürürlükte iken süre geçtikten sonra yapılan zamanaşımı define davacı taraf süre yönünden hemen ve açıkça karşı çıkmamışsa (suskun kalınmışsa) zamanaşımı defi geçerli sayılmakta iken, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun uygulandığı dönemde süre geçtikten sonra yapılan zamanaşımı definin geçerli sayılabilmesi için davacının açıkça muvafakat etmesi gerekir. Başka bir anlatımla 01.10.2011 tarihinden sonraki uygulamalar bakımından süre geçtikten sonra ileri sürülen zamanaşımı define davacı taraf muvafakat etmez ise zamanaşımı defi dikkate alınmaz.
Zamanaşımı definin cevap dilekçesinin ıslahı yoluyla ileri sürülmesi de mümkündür (Yargıtay HGK. 04.06.2011 gün 2010/ 9-629 E. 2011/ 70. K.).
Somut olayda, davacı kısmi dava açmış ve ıslah dilekçesi ile de talep miktarlarını artırmıştır. Islah dilekçesi davalı tarafa 20.05.2015 tarihinde tebliğ edilmiş olup davalı vekilince uyap sistemi üzerinden 25.05.2015 tarihinde ıslah talebine karşı süresi içinde ve usulüne uygun olarak dilekçe verilmiş ve zamanaşımı definde bulunmuştur. Bu nedenle kıdem ve ihbar tazminatı dışındaki fazla mesai ücret alacağı yönünden ıslaha karşı yapılan zamanaşımı savunması dikkate alınarak ıslah edilen miktarlar açısından zamanaşımına uğrayan alacak bulunup bulunmadığı incelenerek karar vermek gerekmektedir. Ayrıca davacının ıslah dilekçesinde talep ettiği alacakları tek tek belirtmek suretiyle artırım miktarlarını ayrı ayrı belirtmesi gerekirken tüm alacakların toplam miktarı belirtilerek tek kalemde talep edilmesi hatalı olduğu gibi dava kısmi dava olarak açıldığından ıslahla artırılan fazla çalışma ücretine ıslah tarihinden itibaren faiz uygulanması gerekirken, fazla çalışma ücretinin tümü için dava tarihinden itibaren faize hükmedilmesi hatalı olup bozma sebebidir.
4-Taraflar arasında davacı işçinin fazla mesai ücretinin hesabı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
Fazla çalışma yaptığını iddia eden işçi bu iddiasını ispatlamalıdır. İşçinin imzasını taşıyan bordroların sahteliği ortaya konmadıkça bu bordrolardaki fazla çalışma karşılığının ödendiği kabul edilir. İşyerine giriş çıkış kayıtları vb. belgeler fazla çalışmayı ispat vasıtasıdır. Yazılı belge bulunmaması halinde ise tanık anlatımlarına göre değerlendirme yapılması gerekir.
İmzalı ücret bordrolarında fazla çalışma ücreti ödendiği anlaşılıyorsa, işçi tarafından gerçekte daha fazla çalışma yaptığının ileri sürülmesi mümkün değildir. Ancak, işçinin fazla çalışma alacağının daha fazla olduğu yönündeki ihtirazi kaydının bulunması halinde, bordroda görünenden daha fazla çalışmanın ispatı her türlü delille yapılabilir. Bordroların imzalı ve ihtirazi kayıtsız olması durumunda, işçinin bordroda belirtilenden daha fazla çalışmayı yazılı belge ile kanıtlaması gerekir. İşçiye bordro imzalatılmadığı halde, fazla çalışma ücreti tahakkuklarını da içeren her ay değişik miktarlarda ücret ödemelerinin banka kanalıyla yapılması durumunda, ihtirazi kayıt ileri sürülmemiş olması, ödenenin üzerinde fazla çalışma yapıldığının yazılı delille ispatlanması gerektiği sonucunu doğurmaktadır.
Somut olayda dosya içerisinde yer alan bir kısım bordrolarda fazla mesai tahakkuku yapılmış olup bu aylarda daha fazla çalışma hususunun davacı tarafça yazılı belge ile kanıtlandığının söz konusu olmadığı, bu durumda tahakkuk bulunan ayların hesaplama da dışlanması gerektiği düşünülmeden tahakkuk bulunan aylardaki miktarların mahsup edilmesi bozmayı gerektirmiştir.
5-Davacı, kıdem ve ihbar tazminatı ile fazla çalışma ücreti ile beraber hizmet tespiti talebinde bulunmuştur. Mahkemece, hizmet tespitine ilişkin dava bu davadan tefrik edilmiş ve bu davada davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Hizmet tespitine ilişkin dava tefrik edilerek bu davadan ayrıldığına göre, hizmet tespiti davasında davalı olan SGK Başkanlığı artık alacak davasında taraf değildir. Bu davada taraf olmayan SGK Başkanlığı’nın gerekçeli karar başlığında davalı olarak yazılması ve yargılama giderlerinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine şeklinde hüküm kurularak aleyhine hüküm kurulmuş olması da hatalı olup karar bu yönüyle de ayrıca bozulmalıdır.
6-Hükmedilen alacakların net ya da brüt olduğunun kararda gösterilmemesi infazda tereddüte yol açacağından bozma nedenidir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı nedenle BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde davalı ... ya iadesine, 05.12.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy