(1412 S. K. m. 263, 315, 317) (765 S. K. m. 313, 314) (5237 S. K. m. 7, 220) (5252 S. K.m. 9, 12)
Dava: Çıkar amaçlı suç örgütü kurma, yönetme, bu örgüte üye olma, yargı görevi yapanı etkileme ve devlet memurlarına intisap iddiası ile menfaat temin etme suçlarından sanıklar Haldun Erdavran, Galip Altuntaş, çıkar amaçlı suç örgütü kurma, yönetme, bu örgüte üye olma ve yargı görevini yapanı etkileme suçlarından sanıklar Cenk Güryel ve Özgün Öztunç, çıkar amaçlı suç örgütü kurma, yönetme ve bu örgüte üye olma suçundan sanık İffet Gökbakan ile çıkar amaçlı suç örgütüne yardım etme suçundan sanıklar Ersin Refik Pamuksüzer, Orhan Gemicioğlu, Saner Ayar, İhsan Coşkun, Ali Can Verdi, Betül Ebru Edin, Hulki Selim Edin, Rasim Esat Edin, Yasin Gökmen Mungan, Harun Utçu, Cemil Kazancı, Refik Renda, Burçin Özdemir ve Ahat Erbil'in yapılan yargılamaları sonunda; sanıkların çıkar amaçlı suç örgütü kurma, yönetme, bu örgüte üye olma ve çıkar amaçlı suç örgütüne yardım etme suçundan beraatlerine, sanıklar Haldun Erdavran, Cenk Güryel, Galip Altuntaş ve Özgün Öztunç haklarında yargı görevini yapanı etkileme ve Devlet memurlarına intisap iddiası ile menfaat temin etme suçlarından mahkemenin görevsizliğine ve dosyanın görevli ve yetkili Nöbetçi Asliye Ceza Mahkemesine gönderilmesine dair Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 10.5.2005 gün ve 178 esas, 76 karar sayılı hüküm ile bu hükme karşı Sağlık Bakanlığı ve Sosyal Sigortalar Kurumu Başkanlığı vekillerinin temyiz taleplerinin reddine ilişkin 31.5.2005 günlü hükmün süresi içinde Yargıtay'ca incelenmesi C.Savcısı ve müdahiller vekilleri tarafından istenilmiş olduğundan dava evrakı C.Başsavcılığından tebliğname ile 14.10.2005 günü daireye gönderilmekle incelendi. Gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: 1-) Adli yargı içerisindeki mahkemeler bakımından verilen görevsizlik kararlarına karşı, karar tarihinde yürürlükte bulunan CMUK. nun 263/2. madde ve fıkrası uyarınca C.Savcısının acele itirazı mümkün olup temyiz olanağı bulunmadığından, C.Savcısının temyiz isteğinin CMUK.nun 317. maddesi gereğince istem gibi oybirliğiyle REDDİNE,
2-) Sanıkların üzerlerine atılı suçlardan doğrudan doğruya zararı bulunmayan Sağlık Bakanlığı ile Sosyal Sigortalar Kurumu Başkanlığının davaya müdahil olarak katılma hakları bulunmadığından, bu yöndeki isteklerinin reddine ilişkin kararların usul ve yasaya uygun olduğu ve müdahil sıfatını kazanmayan adı geçen kurumların hükmü temyize yetkisi bulunmadığı cihetle, yerel mahkeme tarafından aynı kanunun 315. maddesi uyarınca temyiz dilekçelerinin reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmediğinden, Sağlık Bakanlığı ve Sosyal Sigortalar Kurumu Başkanlığı vekillerinin temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun bulunan temyiz dilekçesinin reddine ilişkin kararın istem gibi oybirliğiyle ONANMASINA,
3-) C.Savcısının, sanıklar hakkında kurulan beraat kararlarına ilişkin temyizine gelince;
Sanıklar Haldun Erdavran, Cenk Güryel, Galip Altuntaş, Özgün Öztunç ve İffet Gökbakan'ın sanık Haldun Erdavran liderliğinde, süreklilik gösterecek şekilde, planlı bir ortaklık, işbölümü ve paylaşım anlayışıyla bir araya gelerek, İstanbul ve Ankara'daki çeşitli mahkemeler ile Danıştay ve Yargıtay'daki bir kısım davaları takip edip, buralarda görev yapan hakimleri etkilemek suretiyle kendilerine başvuran şahıslar lehine kararlar çıkartma vaadiyle haksız çıkar sağlamaktan ibaret eylemlerinin 765 sayılı TCK. nun 313. maddesinde (5237 sayılı TCK.nun 220 md.) yazılı suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçunu oluşturduğu ve haklarında 765 sayılı TCK.nun 314. maddesi uyarınca cezalandırılmaları istemiyle dava açılan diğer sanıkların hukuki durumlarının da buna göre tayin ve takdirinin gerektiği gözetilmeden yazılı gerekçeyle beraat kararı verilmesi,
Buna göre de;
5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 7. maddesinde zaman bakımından uygulama, 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 9. maddesinde lehe olan hükümlerin uygulanmasında usul kurallarının düzenlenmesi, aynı Kanunun 12. maddesi ile 765 sayılı Türk Ceza Kanununun yürürlükten kaldırılması, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve bu Kanunların hükümden sonra 1.6.2005 tarihinde yürürlüğe girmiş bulunması karşısında;
5237 sayılı Kanunun 7. ve 5252 sayılı Kanunun 9. maddeleri uyarınca sanıkların hukuki durumunun 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu hükümleri de nazara alınarak yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
Sonuç: Bozmayı gerektirmiş C.Savcısının temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı istem gibi BOZULMASINA, 27.12.2006 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
MUHALEFET ŞERHİ
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 2. maddesi Hukuk Devleti İlkesinin Cumhuriyetin niteliklerinden olduğunu buyurmaktadır. Bir devletin; sistemini, işleyişini ve organlarının da faaliyetlerini insan hak ve hürriyetlerine dayalı olarak gerçekleştirmesi ve yargı denetimine açık olması şeklinde tanımlanabilecek olan Hukuk Devleti ilkesi; öngördüğü hukuk kurallarına önce kendisi saygı gösteren ve uyan, bu kuralları toplumsal ihtiyaçlara uygun, fakat demokratik toplumda dayanılan somut zorunlulukları aşmayacak bir şekilde insan hak ve hürriyetlerine dayalı bir anlayışla kabul eden, organları vasıtasıyla gerçekleştirdiği işlem ve eylemlerinde bu kurallara sadece sözde değil, gerçekten bağlı kalan, bunlar arasında hukuka aykırılık taşıyanların tespit edilebilmesi için yargı denetimini açık bırakan, demokratik ve çağdaş bir devlet anlayışında kabul gören hak ve hürriyetleri kişilere eşit olarak tanıyan ve kullandıran, ayrıca temel hak ve hürriyetlere istisnai bir şekilde ve sadece zorunlu nedenlerle müdahale edilebilmesi imkanı tanıyan, hukuk kurallarını hukuksal açıdan eşit olan herkese eşit olarak uygulayan ve keyfilikten uzak duran devlete ait bir nitelik olarak ifade edilebilir. (Doç. Dr. Ersan Şen: Türk Hukukunda Telefonların Gizlice Dinlenmesi Sebebiyle Gündeme Gelen Hukuka Aykırılık Sorunu ve Kişi Haklarına Keyfi Müdahaleler Prof. Dr. Sahir Erman'a Armağan, İstanbul, 1999, s.725.)
Bir ülkenin hukuk devleti ilkesine pozitif düzenlemelerinde yer vermiş olması bu ilkenin gerçekleşmiş/yerleşmiş olması anlamına gelmez. Tüm organlarının bu ilkenin gerçekleşmesinde üzerine düşeni yerine getirmesi gerektiği gibi denetim organlarının da eksiksiz bir biçimde özen göstermesi ve yurttaşlara da bu inancı vermesi gerekir.
Gerçekten de hukuk devleti ilkesi gereği, suçları cezalandırma yetkisine sahip olan devlet, yargı organı aracılığı ile yargılama yapıp adaleti gerçekleştirmeye çalışırken kendi koyduğu hukuk kurallarına bağlı kalmak zorundadır.
Sanığı cezalandırmak için ceza yargılamasının tüm aşamalarında en basit hukuka aykırılık dahi göz ardı edilmemeli, suçların hangi oranda aydınlatıldığı gibi bir düşünceden ziyade, aydınlatılan suçlarda ne ölçüde insan haklarına saygılı kalındığı ve hukuka uygun kanıtlarla yargılaması yapıldığı düşüncesi öne çıkmalıdır. (Hakan İnankul: Yasak Sorgu Yöntemleri ve Bunların Sonucunda Elde Edilen Delillerin Hukukumuzda ve Batı Hukukundaki Geçerliliği; Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, 2005, s.1) Bir ülkenin demokratik ülke olup olmadığını görmek için ceza yargılama yasasına ve uygulamasına bakılması gerektiği hiç unutulmamalıdır.
Günümüz insan hakları anlayışında birey onuru'nun mutlak dokunulmaz alanları vardır: işkence görmeme, yakınları hakkında suçlayıcı beyanlarda bulunmama, hayatının gizli alanlarına müdahale edilmeme!..v.s. gibi.! (Yrd. Doç. Dr. Veli Özer Özbek: Organize Suçlulukta Mücadelede Ön Alan Soruşturmaları 9 Eylül Üniversitesi, Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt:4, Sayı:2, 2002, İzmir, s.75)
Birey onuru'na verilen değer karşısında bu alana yapılabilecek müdahaleler yasal dayanağa bağlı, zorunlu ve sınırlı olmak durumundadır. Suçları önleme düşüncesiyle temel hak ve özgürlüklere gerektiğinden fazla müdahale tarihsel birikimi arkasına almış bulunan günümüz pozitif hukuki düzenlemelerini işlevsiz hale getirir. Ne kadar tehlikeli olursa olsun ve başa çıkılması ne kadar zor olursa olsun bazen korkunç, canice işlenmiş bir terör olayı olarak veya bazen bir ülkenin öz kaynaklarını kurutan boyutlarda yolsuzluk biçiminde ortaya çıkan organize suçluluk ile mücadele, hukuk devleti ilkesinin feda edilmesi ile başarılamaz. Çünkü, bu ilkenin yokluğu bu defa aynı suçluluğun başka boyutlarda türemesine neden olacaktır. (Özbek: agm, s.81)
1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun, Ceza Kanununun amacı başlıklı 1. maddesinin hukuk devleti ilkesine vurgu yaptığı da hemen ve bu bağlamda hatırlanmalıdır!
Anayasanın 38. maddesinin 6. fıkrası Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez. hükmünü öngördüğü gibi mülga 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun soruşturma ve kovuşturma organlarının hukuka aykırı şekilde elde ettikleri deliller hükme esas alınamaz (m.254/2) hükmü de 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununda hukuka uygun delil olarak (m.217/2) benimsenmiştir. Öte yandan, bireyin yeni yasada özel alanına müdahale de ayrıntılı düzenlemeye tabi tutulmuştur. (m.135-140)
4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanunu'nun, çıkar amaçlı suç örgütünü tanımlayan 1. maddesinin, 1. fıkrasında sayılan hareketlerin tehdit, baskı, cebir veya şiddet uygulamak suretiyle yıldırma veya korkutma veya sindirme gücü kullanılmasını öngörmektedir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 250. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendine göre de, haksız ekonomik çıkar sağlamak amacıyla kurulmuş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde cebir ve tehdit uygulanarak işlenen suçlarla ilgili olarak TCK. nun 220. maddesinde yazılı suçun özel yetkili ağır ceza mahkemesinde görüleceği düzenlenmektedir.
4422 sayılı Kanunun iletişimin dinlenmesini ve tespitini düzenleyen 2. maddesinin 2. fıkrası; iletişimin dinlenmesine veya tespitine ilişkin kararlar, ancak kuvvetli belirtilerin varlığı halinde verilebilir. 3. fıkrası da Başka bir tedbir ile failin belirlenmesi, ele geçirilmesi veya suç delillerinin elde edilmesi mümkün ise, iletişimin dinlenmesine veya tespitine karar verilemez. hükmünü öngörmektedir. Bu önlemler de ancak 2. maddesinin 1. fıkrasında belirtildiği üzere bu kanunda yazılı suçlar için uygulanma olanağına sahiptir. Aynı Kanunun 2 ila 10. maddelerinde düzenlenen soruşturma yöntemleri, ayrıca, sayılı ve sınırlı olarak, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu, 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun ve Türk Ceza Kanunun 403, 404 ve 406. maddelerinde yer alan suçların teşekkül halinde işlenmeleri halinde uygulanabilecektir. (m.16)
Bu düzenlemelere göre;
4422 sayılı Yasanın 2. maddesinde yazılı önlemlere başvurulabilmesi için öncelikle suçun 4422 sayılı Yasada belirtilen ya da 16. maddesinde sayılan katalog suçlardan olması gerekmektedir. Bu kural gerekli olmakla birlikte yeterli değildir. Ayrıca kuvvetli belirtilerin varlığı aranacak ve başka bir tedbir ile failin belirlenmesi, ele geçirilmesi veya suç delillerinin elde edilmesi mümkün olmayacaktır. Tüm bu koşullar bir araya gelmeden iletişim dinlenilmiş ve tespit edilmiş ise ikincillik ilkesine aykırılık söz konusu olacağından kanıt olarak kullanılmayacaktır. (Anayasa m.38/6; CMUK. nun 254/2.) 4422 sayılı Yasanın Uygulanmasına İlişkin Yönetmeliğe göre de; Kanunun 2. maddesindeki koşulların varlığı halinde yazılı olarak verilecek kararın (m.8/1) kapsamı açıkça belirlenmelidir.
İkincillik ilkesine riayet edilmeden ya da biçimsel koşullara uygun düşmeyen kararlara göre elde edilen kanıtların dahi kanıt sayılamayacağı kuralı karşısında katalog suç kapsamında olmadığı ilk bakışta dahi açık-belli olmasına ve buna rağmen dinleme yapılmış ise birey onuru ve dolayısıyla hukuk devleti ilkesi ihlal edilmiş olacağı gibi görevliler-yargıç ve savcı dahil-genel hükümlere göre sorumlu olacaklardır.
Hakkında dinleme kararı bulunan kişiler arasındaki iletişimde bir üçüncü kişinin saptanması halinde bu kişi hakkında da yine aynı yöntemle ve aynı kurallara bağlı kalınarak karar verilmelidir. Örneğin (A) ve (B) arasında geçen ve denetlemeye alınan bir telefon konuşmasında (A)nın (C)nin uyuşturucu madde kaçakçısı olduğunu söylemesi durumunda, (A)nın vermiş olduğu bilgi (C)ye karşı yapılan ceza koğuşturmasında da değerlendirilebilecektir. Fakat bu bilginin değerlendirilebilmesi için, üçüncü kişi bakımından da tedbire karar verilmesi için gerekli olan bütün koşulların olayda gerçekleşmiş olması gerekir.
şayet (A)nın bilgi verdiği suç, katalogda yer olmayan hırsızlık suçu olsaydı, bununla ilgili olarak elde edilen bilginin değerlendirilmesine olanak bulunmazdı. Başka bir ifadeyle, objektif olarak katalogda yer alan bir suçun işlendiği şüphesinin mevcut olması ve elde edilmiş olan bilgilerin bununla bağlantı içerisinde bulunması zorunludur. (Yrd. Doç. Dr. Mustafa R.Erdem/Yrd. Doç. Dr. V.Özer Özbek: 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanunu Çerçevesinde Uzaktan Haberleşmenin Denetlenmesi, Prof Dr. Seyfullah Edis'e Armağan, Dokuz Eylül Üniversitesi Yayını, İzmir, 2000, s.295.) Alman Ceza Yargılamasındaki uzaktan haberleşmenin denetlenmesi için aranan maddi koşullar, örneğin katalog suçunun mevcut olmaması veya ikinci derecede uygulanabilirlik ilkesi keyfi olarak göz önüne alınmamışsa, ele edilen bilgilerin değerlendirilemeyeceğinin kabul edilmesi kuralının Erdem/Özbek, agm. s.296) 4422 sayılı Yasanın öngördüğü düzenlemeler karşısında da olanaklı olduğu rahatlıkla ifade edilebilir.
Hukuka uygun olmayan kanıtların ceza yargılamasında suç ne denli önemli olursa olsun, değerlendirilemeyeceği mutlaktır; ve bu kural içtihatlara da yansımıştır.
Ceza Genel Kurulu'nun 15.10.2002 gün ve 8-191/362 sayılı kararında ... Demokratik bir hukuk devletinde; delil elde etme, soruşturmanın temel amacı ve kolluğun görevi olmakla birlikte, bu amaç ve görev insan hakları ihlallerini meşrulaştırıcı ve hukuka aykırı davranmanın bir mazereti olamaz. denildiği gibi aynı kurulun 28.9.1999 gün ve 213/219 sayılı kararında da Bir kanıt, yasa koruyucunun öngördüğü koşullara göre elde edilmemişse, hükümde, bu kanıta dayanılamayacaktır. denilmiştir. (Doç. Dr. Ali Rıza Çınar: Hukuka Aykırı Kanıtlar TBBD. sayı:55, Ankara, 2004, s.52)
Dairemiz de 9.6.1999 gün ve 9021/9538 sayılı kararında ... kişinin haberleşme özgürlüğüne aykırı olarak mahkeme kararına dayanmaksızın özel hayata müdahale biçiminde telefonunun dinlenmesini yasaya bularak kanıt değeri kazanmayacağını kararlaştırmıştır.
4422 sayılı Yasanın öngördüğü katalog suçlarda, 765 sayılı Türk Ceza Kanunun 313. maddesinin bulunmaması kanun koyucu tarafından bilinçli olarak düşünülmüş ve yasanın 16. maddesine alınmamıştır. Öte yandan TCK. nun 313. maddesinin genel ve 4422 sayılı Yasanın özel olduğu da dikkate alındığından bu düzenlemenin doğal kabul edilmesi gerekmektedir. 4422 sayılı Yasaya göre soruşturma yapılıp buna göre önlemlere başvurulduğunda öncelikle ve ilk bakışta suçun katalog suç olmasına bakılacaktır; bir başka, yani katalog suçu dışındaki suçla ilgili olarak elde edilen kanıt ise o suç için değerlendirilmeyeceği gibi yine soruşturmanın başında 4422 sayılı yasanın 1. maddesinde yazılı suçlardan olmayıp TCK. nun 313. maddesi kapsamında kalması halinde kanıt değeri olmayacaktır.
Görevlilerin 4422 sayılı Kanun kapsamında olmamasına karşın, bu kanun kapsamında sayıp, TCK. nun 313. maddesi dahil başka suçlar için kanıt toplama yoluna gitmeleri yasaya karşı hile olup ayrıca suç teşkil edecektir. Ancak özel düzenleme için geçerli olan önlemlerin- ki bu önlemeler de gerek içerik ve gerekse biçimsel olarak koşullara bağlıdır- genelleştirilmesinin yasaya karşı hile olacağı aşağıda değineceğim Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulu kararında da aynı şekilde ifade edilmiştir.
Güvenlik görevlilerin dahi TCK. nun 313. maddesinde tanımlanan suçun 4422 sayılı kanun kapsamında bulunmadığını ileri sürerek soruşturma önlemlerinin bu suç için geçerli hale getirilmesini istediklerinin bilinmesini karşın (C.Hayal: Telefon Dinleme, 18. Hukuk İhtisas Semineri-Özel Hayatın Korunması, Polis Akademisi Yayınları, No:7, 2002, s.210) İlk bakışta, 313 madde kapsamındaki suç için 4422 sayılı Kanuna göre dinleme tespit kararı verilmesi usulsüzdür.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Fransa'ya karşı açılan Kruslin ve Huvig davalarında telefon görüşmelerine dinleme veya diğer yöntemlerle müdahale edilmesi, özel yasama ve haberleşmeye ciddi bir müdahaledir. Bu nedenle, müdahale özellikle kesin olan Yasa'ya dayanmalıdır. içtihadını vermiştir. (Çınar, agm, s.49.)
Çıkar sağlama amacı dışında gerek 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 313. ve gerekse 4422 sayılı Yasanın 1. maddesindeki suçlarda organize yapı ve bu yapı içinde liderlik, organize yapının sürekliliği, paylaşımcılık aranmaktadır.
Dairemizin 11.7.1997 tarih ve 9489/11420 sayılı kararında ... Örgütün birden çok cürüm işlemek için kurulması, süreklilik göstermesi, planlı bir ortaklık ve eylem paylaşmasını içermesi gerekmektedir. denilmiştir.
Ceza Genel Kurulunun 13.4.1987 gün ve 8-42/211 sayılı kararında da aynı ilkeler vurgulanmıştır. (Dr. Vesile Sonay Evik: Çıkar Amaçlı Örgütlenme Suçu, İstanbul, 2004.s.216)
4422 sayılı Yasa döneminde de Dairemiz aynı unsurlara vurgulama yapmıştır. (Ör: 23.3.2004 gün ve 2003/12110 Esas, 2004/2528 Karar; 8.3.2004 gün ve 2003/11011 Esas, 2004/1849 Karar.)
Kuram ve İçtihat bağlamında açıkladığım ilkeler ışığında somut olayla ilgili değerlendirme yapıldığında:
1- Sanıklardan Haldun Erdavran tarafından kullanılan iki telefon ile Cenk Güryel, Özgün Öztunç, Galip Altuntaş ve İhsan Coşkun tarafından kullanılan birer telefonunun dinlenmesine dair kararlar dışındaki tüm dinleme kararlarında herhangi bir sanık adı kullanılmamak ve sadece telefon numaraları esas alınarak dinleme kararları verilmek suretiyle 4422 sayılı Yasanın uygulanmasına ilişkin Yönetmeliğin 9/a madde-bendine aykırılık yapılmıştır.
Öte yenden Cenk Güryel'in telefonu Yargıtay üyesi babası adına kayıtlı olup öncelikle bu husus dikkate alınmak durumundadır. Yargıtay üyesi olan baba dahi dinlenmiştir ve buna bağlı olarak da bir bakıma Yargıtay'a Suç duyurusunda bulunulmuştur. 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 46. maddesi Yargıtay üyeleri hakkındaki soruşturmanın yöntemini belirlemektedir. Dinlenilmesi gereken Yargıtay Üyesi olduğunda öncelikle Birinci Başkanlık Kurulu'nca karar verilmesi gerekmekle, bu emredici kurala karşın soruşturmaya esas olacak kanıt toplanması yasadışı yöntemle kanıt toplama sayılmalıdır. Nitekim, yukarıda tarih ve sayısını verdiğim Birinci Başkanlık Kurulu da bu yönde karar vermiştir. Ne var ki, bu yöntemle kanıt toplanmış ancak, toplanan kanıtların geçersiz sayılması görevlilerin usulsüz işlem yaptıkları gerçeğini değiştirmez!
2- Sanıkların, çekinme hakkı bulunan ve sanık olmayan anne-baba ve kardeşleriyle yaptıkları telefon konuşmaları dinlenmiş; imha edilmeden tutanaklar dosyaya konulmuştur.
Gerçekten de dosya incelendiğinde görüldüğü üzere C. Güryel'in babası, annesi ve kardeşi, Y.G. Mungan'ın babası, Ö. Öztunç'un eşi, İffet'in kardeşi, Galip'in eşi ile yaptığı konuşmalar dinlenmiş ve dahası tanık olabilecek Esra'nın annesiyle yaptığı konuşma dahi dinlenip dosyaya konulmuştur.
3- Sanıklar Cenk, Özgün ve Galip'in kullandıkları telefonlar yaklaşık yedi ay süreyle dinlenmesine rağmen çoğunluk kararında, birlikte suç örgütü kurdukları kabul edilen bu sanıkların birbirleriyle yaptıkları tek bir görüşme dahi saptanamamıştır.
Adı geçen sanıkların telefonla konuşmadıkları gibi telefon dışında bir araya geldiklerine ilişkin tek bir kanıt dahi dosyada bulunmamaktadır. Yine bu sanıkların sanık İffet ile yaptıkları bir tek telefon görüşmesi yoktur!
Toplam dört sanığın bir araya gelmemesine karşın en az üç kişiden oluşması gereken örgütün oluştuğunu kabul etmek mümkün değildir.
Telefonların dinlenmesine ilişkin, belirttiğim değerlendirmeden sonra yargılamaya konu somut olaylarla ilgili değerlendirme yapıldığında da yine kanıt olmadığı ortaya çıkmaktadır.
1- Neşter-1 Davasıyla İlgili Olarak:
Kanıt kabul edilen iletişim tutanakları sanıklar Haldun Erdavran, İhsan Coşkun ve H. Selim Edin'in telefonlarının dinlenmesi ile oluşturulmuş olup, bu dönemde henüz sanıklar Cenk, Özgün, Galip, Ali Can, Betül Ebru ve Rasim Esat'ın telefonlarının dinlenmesi ile ilgili olarak alınmış bir karar mevcut değildir. Gerçekten de sanık İhsan Coşkun'a ait telefon 26.7.2002, sanık Haldun'a ait iki telefon ile sanık Hulki Selim Edin'e ait telefon 27.1.2003 tarihinde verilen kararlarla dinlemeye alınmışlardır. Sanıklar Cenk, Özgün ve Galip tarafından kullanılan cep telefonları ise 2.7.2003 tarihli kararla dinlemeye alınmış olup, bu tarihte esasen Neşter-1 davası ile ilgili iddia konusu gelişmeler sona ermiş, tahliyesine çalışılan M.N. Edin 26.6.2003 tarihinde mahkeme tarafından serbest bırakılmıştır. Sanıklardan A.C. Verdi ve R.E. Edin'in telefonları ise çok sonradan, 4/25.12.2003 tarihlerinde dinlemeye alınmıştır. Betül Ebru Edin'in telefonunun dinlenmesi için karar dahi alınmamıştır.
Bu denli usulsüz dinlemeye karşın tutanaklara itibar edilse dahi sanıklar Özgün ile Galip'in bu olayla ilgili olarak diğer sanıklar Haldun, Cenk ve İffet ile birlikte herhangi bir yapılanma içinde olmadıkları, birlikte hareket etmedikleri açık olarak ortaya çıkmaktadır. İşbölümüne ilişkin bir kanıt da bulunmamaktadır.
2- Pamukbank Davası İle İlgili Olarak:
Bu dava ile ilgili gelişmelerin olduğu dönemde, suç örgütü kurdukları kabul edilen sanıklarla ilgili herhangi bir soruşturma bulunmamaktadır. Kanıt olarak sanık Ali Can ile İhsan'ın aralarındaki yapılan telefon konuşması ile sanık Galip'in dava dışı üçüncü şahıslarla yaptığı bir kısım telefon konuşmaları, Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu'na ilişkin üye listesinin sanık Galip'te ele geçmesi ve Turkcell tarafından sanık Galip'e yapılan ödemeler gösterilmektedir.
Öncelikle belirtmeliyim ki; Ali Can'ın Neşter-1 davası ile ilgili olarak sanık İhsan'a, sanık Haldun'la görüşmelerini önerirken söylediği bir kısım sözler Haldun aleyhine kullanılamaz. Sanık Cenk ile ilgili ise bu olay bağlamından isnad edilen bir eylem bulunmadığı gibi kanıt da gösterilememiştir.
Kaldı ki bu dönemde sanık Galip, Pamukbank ile aynı guruba bağlı olan Turkcell'in vekilidir. Taraflar arasında bir protokol bulunmakta olup, bu protokole bağlı olarak da vekalet ücreti ödenmiş ve makbuz tanzim edilmiştir. Doğan vergi borcu ise yine tarafların anlaşmasına göre şirket tarafından üstlenilmiştir.
Aynı örgüte üye oldukları kabul edilen sanıklar Özgün ile İffet'in ise bu olayda isimleri dahi geçmemektedir.
3- Garanti Bankası ile ilgili Davalar
Sanık Özgün Öztunç, Garanti Bankasının vekili olup davaların değişik aşamalarında bankayı temsilen yer almış ve bizzat davaları vekili sıfatıyla takip etmektedir. Sanık Cenk Güryel de aynı bankanın vekili bulunmaktadır.
Bu davada, Ali Can hakkında dinleme kararı çok sonra alındığı için aleyhine kullanılabilecek kanıt olmadığı gibi İffet tarafından tutulan notların da kanıt değeri bulunmamaktadır.
Sanık Galip'in ise bu olayda ismi geçmemektedir.
4- Turkcell ile ilgili Davalar,
Sanıklar Galip ile Cenk, Turkcell'in sözleşmeli avukatları olup, iddianamede sözü edilen Ankara 7. Asliye Ticaret ve 7. Asliye Hukuk Mahkemesindeki davalarda Galip'in diğer sanıklar Cenk ve Haldun ile birlikte faaliyette bulunduğuna ilişkin kanıt bulunmamaktadır. Galip'in, sanıklar Ergin ve Orhan ile ilişkiye geçtiğine ve olayı sanık Haldun'a aksettirdiğine dair iddianın hangi kanıt ya da kanıtlara dayandığı belli olmadığı gibi dosyada da mevcut değildir.
Kaldı ki, aksine Haldun ile Cenk'in bazı konuşmalarında Galip'in Telekom'un hukuk müşaviri ile yakın ilişkisinin olduğundan ve Haldun'dan Telekom lehine girişimde bulunmasını istediğinden söz edilmektedir. Nitekim Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin, Turkcell'in karar düzeltme talebinin reddine ilişkin kararından sonra, 30.5.2003 günü, Galip'in Haldun'u arayıp sen büyük adamsın vs. gibi sözler söylediği anlaşılmaktadır. Oysa Haldun'un Turkcell lehine davranacağından Galip habersiz görünmektedir.
Öte yandan, sanık Özgün'ün bu davalarla ilgili gelişmelerden hiçbir şekilde haberi bulunmamaktadır. Nitekim Haldun'un Özgün'le yaptığı bir telefon görüşmesinde 7. Asliye Ticaret Mahkemesindeki davayı kazandıklarını söylediğinde Özgün konuyu anlamamaktadır.
Bu davalardaki eylemlerinden 765 sayılı TCK.nun 314. maddesi uyarınca cezalandırılmaları istenen sanık Ergin ile Orhan'ın, haklarında dinleme kararı verildikten sonra yaptıkları ve aleyhlerinde kullanılabilecek bir görüşme mevcut değildir. Sanık Ergin'in kullandığı cep telefonunun dinlenmesine 23.7.2003 tarihinde karar verilmesine karşın, bu karardan önce 25.2.2003 günü Haldun ile yaptığı görüşmede 13. Hukuk Dairesi tarafından verilen bozma kararından söz edilmektedir. Bunun dışında, diğer sanıkların telefon görüşmelerinde ismi geçmektedir. Sanık Orhan'ın ise yaptığı hiçbir telefon görüşmesinde aleyhine olabilecek herhangi bir kanıt olmadığı gibi, kendisi de esasen Turkcell vekilidir. İffet'in üzerinde olan taşınmazın Orhan'a ait şirket tarafından satın alınmasıyla ilgili gelişmelerde ise, bu taşınmazın muvazaalı olarak İffet'in üzerinde kayıtlı olduğuna, satışın ve sonrasındaki zemin etüdü ile ilgili sözleşmenin ve yine bu bağlamda yapılan ödemenin muvazaalı olduğuna ilişkin varsayımdan öteye kanıt bulunmamaktadır.
Sanıklardan, Y.G. Mungan'ın aksi kanıtlanmayan savunmaya göre büro giderleri için bankadaki parayı Cenk'in imzası ikrar edilen yazılı talimat ile çekmeye kalkışmasında suç unsuru mevcut değildir.
Sanık A.Erbil hakkında verilmiş telefon dinleme kararı bulunmadığı gibi Cenk ile öteden beri tanışıklığa bağlı borç aldığının ötesinde kanıt mevcut değildir. Hakkında karar olmamasına karşın ise Cenk ile yaptığı telefonları usulsüz olarak dinlenilmiştir.
5- Hayat Bilgisi Davası
Sanık Özgün, sanık Soner Ayar'dan gelen işle ilgili belgeleri Haldun'a iletmektedir. İşin tamamlanmasından sonra tahsilattan pay aldığında ilişkin kanıt bulunmadığı gibi ilişkiler de yoruma açık ve kuşkulu kalmaktadır. Sanık Galip'in ise ismi dahi geçmemektedir. Öte yandan, sanık Ersin hakkında, diğer sanıklar tarafından yapılan görüşmelerde isminin geçmesi dışında kanıt mevcut değildir.
Sanık Soner hakkında ise iletişimin dinlenilmesi kararı bulunmamaktadır.
6- Santral Davası
Sanıklardan sadece Cenk hakkında suçlamalar yapılmakta, diğer sanıklarla ilgili iddia bulunmamaktadır. Haklarında dava açılan H.Otçu, C.Kazancı, R.Renda haklarında ise dinleme kararı verilmemiştir.
7- Pazar Yıldızı ve Pasaparola Davaları
Sanık Özgün kendisine, sanık B. Özdemir tarafından verilen evrak Haldun'a gönderilmesinden sonra, bu sanığın da Cenk'e evrakı fakslamasını müteakip Cenk'in sorması üzerine kendi imkanları ile aldığını söyleyip Özgün'den söz etmemesi dahi olayda iş bölümü olmadığını göstermektedir. Paranın ise Özgün'e yed-i emin olarak verildiği ve Haldun'un bir kısmını kullanmak istemesi üzerine Özgün'ün kabul etmemesi ve hatta işin olmaması halinde iade edileceğini söylemesi ise olayda iş bölümünün yanı sıra paylaşımın da olmadığını ortaya koymaktadır.
Sanık Burçin hakkında ise iletişimin dinlenilmesi kararı bulunmamaktadır.
8- Refah Partisi Davası
Sanıklardan sadece Galip ve Haldun hakkında iddialar mevcut olup Galip de bir eski Başbakanın yakınıdır. Öte yandan Haldun'un sürekli Galip'i oyaladığı ortadadır.
Bu davalardan yola çıkılarak örgütün varlığı kanıtlanmaya çalışılmış ise de yukarıdan beri yaptığını açıklamalara göre tüm sanıkların her bir olayda birlikte olmadıkları, Haldun Erdavran'ın liderliğinde bir araya gelmedikleri, hatta bazı olaylardan birlikte haberli olmadıkları anlaşılmaktadır.
Çıkar amaçlı suç örgütünde ve cürüm işlemek için örgüt kurmada bir liderlik etrafında, emir komuta zincirini gerektiren disiplinli bir şekilde işbirliği ve paylaşım içinde olunması gerekirken somut olarak bakıldığında bu yapımın bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Yapıldığı ileri sürülen fiillerle ilgili olarak ise ceza davaları açılmıştır. Mahkemenin sanıkların eylemlerinde, 4422 sayılı Yasanın öngördüğü biçimde çıkar amaçlı suç örgütü olmadığına ilişkin gerekçesi yerinde olduğu gibi maddi olayda gerek 4422 ve gerekse TCK.nun 313. maddesinde yazılı suç oluşmadığından yazılı biçimde karar vermesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
Bazı davalardan yola çıkılarak örgüt suçunun varlığı kanıtlanamayacağı gibi, bu davaların bir kısmının vekili bulunan avukatlık yapan sanıkların bu davalarla ilgili görüşmelerde bulunmaları veya görüşme yapmak istemeleri ve bunların müstakilen dava konusu olması örgütün varlığını göstermez.
Öte yandan yukarıda belirttiğim üzere 4422 sayılı Yasa kapsamında bulunmadığı ilk bakışta anlaşılan bir olayda iletişimin dinlenilmesine karar verilmesi olanaklı değildir. Aksine bir uygulama, yasanın sınırlı bir alanda kabul ettiği soruşturma usulünü ve bu usuldeki tedbirleri genişletme olur ki buna ne yasa imkan vermektedir, ne de hukuk devleti ilkesi
Bu şekilde toplanan bilgiler ise kanıt olarak değerlendirilemez.
Sonuç olarak mahkemenin, sanıkların eylemlerinde çıkar amaçlı suç örgütünün olmadığına ve maddi olayda esasen suç işlemek için örgüt kurma suçunun unsurlarının bulunmadığına ilişkin gerekçesi yerinde olmakla kararın onanması düşüncesinde olduğumdan çoğunluğun bozma görüşüne katılmamaktayım. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy