(5271 S. K. m. 160, 170, 174, 247)
Dava: Kişilerde korku, kaygı veya panik yaratabilecek şekilde silahla ateş etme ve silahla kasten yaralama suçlarından şüpheliler haklarındaki soruşturma sonunda İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 9.3.2006 tarih ve 2006/5410-3155 sayılı iddianamenin 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 170. maddesine uygun bulunmadığından bahisle aynı kanunun 174. maddesi gereğince iadesine dair İzmir 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 24.3.2006 tarih ve 2006/146 sayılı kararına vaki itirazın reddine ilişkin İzmir 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 29.3.2006 gün ve 2006/184 müteferrik sayılı karar ve dosyasıyla ilgili olarak;
3. Asliye Ceza Mahkemesince; şüpheli ifadesinin tespit edilmemiş olması ve müşteki yaralarının ateşli silah yarası olup olmadığı hususunda uzman hekim mütalaası alınmamış bulunması nedenleriyle iddianame iade edilmiş ise de, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 170 ve 174. maddelerinde şüphelinin ifadesinin alınmamasının iddianamenin iadesi sebebleri arasında gösterilmediği ve şüphelinin ifadesinin alınmasının iddianame düzenlemek için zorunlu olmadığı, müşteki 3.7.2005 tarihli raporunda ön kol ortasında... kızarıklık, göbek deliği sol alt... toplu iğne başı şeklinde yara, sol uyluk 1/3 üst iç yüzde toplu iğne başı şeklinde yara, sağ kol 1/3 üstte dış... toplu iğne başı şeklinde yara bulunduğunun tespit edildiği ve bu yaraların basit tıbbi müdahale ile iyileşebilir nitelikte olduğunun belirtildiği cihetle raporun yeterli açıklıkta bulunduğu gözetilerek iddianamenin iadesi kararına yönelik itirazın kabulü yerine, yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle, 5271 sayılı CMUK. nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 5.5.2006 gün ve 19488 sayılı Kanun Yararına Bozma istemine atfen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 1.6.2006 tarih ve KYB-2006/103759 sayılı ihbarnamesiyle dairemize tevdi kılınmakla incelendi:
Gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Kamu davası açma görevi Cumhuriyet Savcısına aittir. Soruşturma sonucunda elde edilen deliller suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyor ise, Cumhuriyet Savcısı bir iddianame düzenlemek suretiyle kamu davasını açar (CMK. Madde 170).
Davaya bakacak Mahkeme iddianameyi kabul etmek zorunda değildir. 170. maddeye uygun olarak düzenlenmediğini veya suçun sübutuna etki edeceği mutlak sayılan bir delilin toplanmadığını yahut uzlaşmaya tabi olduğu açıkça anlaşılan bir konuda bu usule başvurulmadan dava açıldığını tespit ettiği takdirde, 15 gün içinde, eksik ve hatalı yönlere işaret ederek bunların düzeltilmesi ve tamamlanması için iddianameyi iade edebilir (CMK. Madde 174).
Ceza Muhakemesi Kanunu, şüphelinin ifadesinin alınmamış olmasını iddianamenin iadesi nedeni saymamıştır. Bu yüzden soruşturma evresinde şüphelinin dinlenmemiş olması tek başına iade sebebi yapılamaz.
Ancak, hakkaniyete uygun bir yargılamadan söz edilebilmesi için şüphelinin kendisine yöneltilen suçlamanın niteliğinden ayrıntılı olarak haberdar edilmesi ve savunmasını hazırlayabilmesi bakımından yeterli zamana ve kolaylıklara sahip kılınması gerekir. Bu ise şüphelinin ifadesinin alınmasıyla mümkün olabilir. Çünkü adil yargılama hakkı kapsamındaki garantiler yalnızca yargılama sürecinde geçerli olmayıp bundan önceki soruşturma aşamasında da gözetilmelidir. Cumhuriyet Savcısının sanığın lehine olan delilleri de toplamak ve haklarını koruma altına almakla yükümlü kılınması bu düşüncenin bir sonucudur (CMK. Madde 160).
Doğaldır ki, adil yargılama hakkı kapsamındaki güvencelerin şüpheliye tanınması ve sağlanması, ancak kendisine ulaşılabilmesi halinde imkan dahiline girer. Bu sebeple şüpheli soruşturmadan kaçmamalı ve gizlenmemelidir. Çünkü soruşturmanın akıbeti şüphelinin kaçma ve saklanma becerisine terk edilemez. Cumhuriyet Savcısı yeterince gayret sarfetmesine ve makul bir süre bu çabasını sürdürmesine karşın, kaçması nedeniyle kendisine ulaşamadığı havalde, şüphelinin ifadesini almadan dava açması adil yargılanma hakkının ihlali mahiyetinde görülemez. Burada devletin görevi şüpheliye hakkaniyete uygun bir yargılamanın gerekleri olan hak ve imkanları sağlamak konusunda yeterince çaba sarfetmekten ibarettir. İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi de F.C.B.-İTALYA ve COLAZZA-İTALYA davalarında konuya benzer bir anlayışla yaklaşmıştır. Yine bu yaklaşımın bir sonucu olarak, yargılama faaliyetinin soruşturmadan daha önemli evresini teşkil eden koğuşturma aşamasında bile, hakkındaki davayı sonuçsuz kılmak için yurt içinde gizlenen ya da yabancı ülkeye kaçan sanıkların yargılanmaları mümkün hale getirilmiştir (CMK. Madde 247).
Soruşturma evrakı incelendiğinde, suçun işlendiği tarihten itibaren 8 ayı aşkın bir süre şüpheliye ulaşılmaya çalışıldığı, bu amaçla defalarca adresine gidildiği evinde bulunamadığı gibi eşinin aylardan beri eve uğramadığını ve kendisini aramadığını söylediği, dolayısıyla şüphelinin soruşturmayı geciktirmek maksadıyla kaçmakta olduğu, ifadesine bu yüzden başvurulamadığı, Cumhuriyet Savcısının bu konuda yeterince gayret ve zaman harcadığı anlaşıldığından, şüphelinin ifadesini almadan dava açmasında yasaya aykırılık görülmemiştir.
İddianamenin ikinci iade nedenine gelince hakkındaki raporda gerçekten açıklık yoktur. Vücudunda tespit edilen toplu iğne başı şeklindeki yaraların ateşli silahla meydana getirilip getirilmediği belirtilmemiştir. Yaralar ateşli silah yarası değil ise, basit bir tıbbi tedavi ile iyileşeceği mütalaa edildiğinden dava açılmazdan önce uzlaşma denemesi yapılması gerekecektir. Bu sebeple Cumhuriyet Savcılığınca ek görüş alınmak suretiyle bu kuşkunun giderilmesi uygun olurdu. Davaların mümkünse bir oturumda sonuçlandırılmasını isteyen yeni Ceza Muhakemesi Kanununun öngördüğü sistem de bunu gerekli kılmaktadır. Ancak bu konuda doktor raporu tek delil değildir. Olay yerine gelen zabıta ekibinin müştekinin evinin önünde beş adet av tüfeği kartuşu elde etmiş olması, evin çeşitli yerlerinde av tüfeği mermilerinin oluşturduğu sekme izi ile giriş deliklerinin saptanması ve nihayet görgü tanıkları silahla ateş edildiğine ilişkin anlatımları birlikte değerlendirildiğinde, müşteki silahla yaralandığı hususunda yeterli şüphe oluşacağı cihetle, bu eksiklik de iddianamenin reddini haklı kılmamaktadır.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle itirazın kabulü yerine reddine karar verilmesi yasaya aykırı ve kanun yararına bozma istemi isabetli görüldüğünden, İzmir 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 29.3.2006 gün 2006/184 müteferrik sayılı kararının CMK. nun 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA ve ortadan kaldırılmasına, müteakip işlemin mahalline icrasına, dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine, 08.12.2006 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy