MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ: 6136 sayılı Yasaya aykırılık ve korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda silahla ateş etme
HÜKÜM: Hükümlülük ve müsadere
Gereği görüşülüp düşünüldü:
1- 6136 sayılı Kanuna aykırılık suçundan kurulan hükme ilişkin temyiz incelemesinde:
Bozmaya uyularak; yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen kanıtlara, mahkemenin yargılama sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine göre yerinde görülmeyen sair itirazların reddine, ancak:
5237 sayılı TCK.nun 7. maddesinde suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanun hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 9/3. maddesinde de "lehe olan hüküm önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak ortaya çıkan sonuçların birbiriyle karşılaştırılması suretiyle belirlenir" hükmü karşısında; 5237 sayılı TCK.nun 51. maddesinin 647 sayılı Yasanın 6. maddesine göre lehe erteleme koşulları taşıdığı da gözetilerek, ikisinin birlikte uygulama olanağı yoksa da bunlardan birinin uygulanmasının mümkün olabileceği gözönüne alınarak, 5252 sayılı Yasanın 9/3. maddesine uygun karşılaştırma ve belirleme yapıldıktan sonra karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı biçimde hüküm kurulması,
2- Sanık hakkında korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda silahla ateş etme suçundan kurulan hükme ilişkin temyiz incelemesine gelince:
Bozmaya uyularak; yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen kanıtlara, mahkemenin yargılama sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine göre yerinde görülmeyen sair itirazların reddine, ancak:
765 sayılı TCK.nun 264/7. madde ve fıkrasında 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası öngörüldüğü ve mahkemece Yargıtay C.Başsavcılığının lehe yasa değerlendirmesi isteminden önce verilen 26.8.2004 tarihli kararında, teşdiden 2 yıl 6 ay hapis cezası verildiği halde, lehe yasa değerlendirmesi sonucu 5237 sayılı TCK.nun 170/l-c madde ve fıkrası uyarınca uygulama yapılırken, anılan maddenin 6 aydan 3 yıla kadar hapis cezası öngördüğü ve bu nedenle teşdit uygulamasında önceki uygulama oranı dikkate alınarak ceza tayininin hak ve nesafet kurallarına uygun olacağı gözetilmeden, alt sınırdan fazla uzaklaşılarak ceza tayini ile fazla hapis cezasına hükmolunması,
Bozmayı gerektirmiş sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı istem gibi (BOZULMASINA), 2.12.2010 gününde (1) nolu bozma sebebinde oybirliği; (2) nolu bozma sebebinde oyçokluğuyla karar verildi.
(K.K.D) (K.K.D)
KISMEN KARŞI DÜŞÜNCE: Sanığın suç tarihinde iş yerini hedef gözetmeden kurşunladığından bahisle TCK.nun 264/7. maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle Asliye Ceza Mahkemesine kamu davası açılmıştır. Mahkeme yargılama sonucunda;
İddia, savunma, tanık beyanları, olay yeri görgü ve tespit tutanağı, buna bağlı kroki, keşif bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamından, sanığın iş yerinde müştekiler, müşteriler, müştekinin arkadaşı ve çocuğunun da bulunduğu sırada son derece tehlikeli bir biçimde ruhsatsız tabancasını çekerek 3 el ateş ettiği, kurşunların iş yerinin duvarına isabet ettiği, iş yeri içerisinde bulunanların büyük bir şok yaşadıkları, daha vahim sonuçlar doğurabilecek bu silahlı saldırı olayının bu şekilde ucuz atlatıldığı vurgusu yapıldıktan sonra;
Sanığın TCK.nun 264/7. maddesinde belirtildiği şekilde Trabzon’un en kalabalık caddesi üzerinde bulunan iş yerinde içerisinde çocuklar dahil kalabalık bir insan topluluğunun bulunduğu bir ortamda sorumsuzca 3 el tabanca ile ateş etmek suretiyle atılı suçu işlediği anlaşılmış, suçu sabit görülmekle cezalandırılması gerektiği sonucuna vararak;
Sanığın korku ve panik yaratacak şekilde yerleşik alanda ateş etmek suçu usulen sabit sayılmakla eylemine uyan TCK.nun 264/7. maddesi uyarınca suçun işleniş şekil ve özellikleri, suçun işlendiği yer ve zaman, sanığın kişiliği, olayın boyutu gözetilerek takdiren ve teşdiden iki yıl altı ay hapis ve 445.616.000 TL. ağır para cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir.
Bu hükmün sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca dava dosyası 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 8. maddesinin 2. fıkrası uyarınca lehe yasa değerlendirmesi yapılması için yerel mahkemesine gönderilmiştir.
Yerel mahkemesince; duruşma açılarak yargılamaya devam olunmuş yeniden kurulan hükümde; iddia, savunma, tanık beyanları, olay yeri görgü ve tespit tutanağı, buna bağlı kroki, keşif bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamından, sanığın iş yerinde müştekiler, müşteriler, müştekinin arkadaşı ve çocuğunun da bulunduğu sırada son derece tehlikeli bir biçimde ruhsatsız tabancasını çekerek 3 el ateş ettiği, kurşunların iş yerinin duvarına isabet ettiği, iş yeri içerisinde bulunanların büyük bir şok yaşadıkları, daha vahim sonuçlar doğurabilecek bu silahlı saldırı olayının bu şekilde ucuz atlatıldığı saptamasını yaptıktan sonra,
Sanığın Trabzon’un en kalabalık caddesi üzerinde bulunan iş yeri içerisinde çocuklar dahil kalabalık bir insan topluluğunun bulunduğu bir ortamda sorumsuzca 3 el tabanca ile ateş etmek suretiyle atılı suçu işlediği anlaşılmış, suçu sabit görülmekle cezalandırılması yoluna gidileceği söylenerek;
Sanığın korku ve panik yaratacak şekilde yerleşik alanda ateş etmek suçu usulen sabit sayılmakla, eylemine uyan 5237 sayılı TCK.nun 7. maddesi gözetilerek aynı kanunun 170/1-c maddesi uyarınca suçun işleniş şekil ve özellikleri, suçun işlendiği yer ve zaman, sanığın kişiliği, olayın boyutu gözetilerek takdiren ve teşdiden 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
Bu hükmün temyiz edilmesi üzerine de; Dairemizce; korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda silahla ateş etme suçundan kurulan hükme yönelik yapılan temyiz incelemesinde ;
765 sayılı TCK.nun 264/7. madde ve fıkrasında 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası öngörüldüğü ve mahkemece C.Savcılığının lehe yasa değerlendirmesi isteminden önce verilen 26.8.2004 tarihli kararında, teşdiden 2 yıl 6 ay hapis cezası verildiği halde lehe yasa değerlendirmesi sonucu 5237 sayılı TCK.nun 170/1-c madde ve fıkrası uyarınca uygulama yapılırken anılan maddenin 6 aydan 3 yıla kadar hapis cezası öngördüğü ve bu nedenle teşdit uygulamasında önceki uygulama oranı dikkate alınarak ceza tayininin hak ve nesafet kurallarına uygun olacağı gözetilmeden, üst sınıra yakın bir ceza tayini sonucu fazla hapis cezasına hükmolunması hususunu oy çokluğuyla bozmuştur.
Yerel mahkeme bozmaya uyarak bu defa da iddia, savunma, tanık beyanları, olay yeri görgü ve tespit tutanağı, buna bağlı kroki, keşif, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamından sanığın iş yerinde müştekiler, müşteriler, müştekinin arkadaşı ve çocuğunun da bulunduğu sırada son derece tehlikeli bir biçimde tabancasını çekerek 3 el ateş ettiği, kurşunların iş yerinin duvarına isabet ettiği, iş yeri içerisinde bulunanların büyük bir şok yaşadıkları, daha vahim sonuçlar doğurabilecek bir silahlı saldırı olayının bu şekilde ucuz atlatıldığını belirterek;
Sanığın, Trabzon'un en kalabalık taşıt ve insan trafiğinin bulunduğu ana cadde üzerinde günün en işlek saatlerinde müşteki ...'in iş yerine gelerek içerisinde müştekiler, müşteriler, müşteki yakın ve çocuklarının bulunduğu bir ortamda hiç bir sebep yokken aniden tabancasını çekip birden ziyade ateş ettiği, iş yeri içerisindekilerin birden neye uğradıklarını anlayamadıkları, büyük bir korku ve şok yaşadıkları gibi, olası bir tehlikeyle karşı karşıya kalındığına işaret edilerek;
Sanığın eyleminin 765 sayılı TCK'nun 267/4, 5237 sayılı TCK'nun 170/1-c maddesindeki suçu oluşturduğu kabul edilmiştir. Sanığın çok vahim sonuçlar doğurabilecek sorumsuz davranışı, suçun işleniş şekil ve özellikleri, olayın boyutu ve vahameti, suçun işlendiği yer ve saat gözetildiğinde yeni yasada 6 aydan başlasa bile eylemin karşılığının 2 yıldan az olamayacak şekilde cezayı gerektirdiği kanaatine varılmıştır. Aşağı haddi 6 ay ise de üst haddinin 3 yıl hapsi gerektirdiği gözden uzak tutulmamıştır.
Olaydan sonra yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK'nun 170/1-c maddesinde cezanın asgari ve azami hadleri itibarı ile sanık yararına olduğu anlaşılmış, buna göre hüküm kurulmuştur denilerek;
Sanığın korku ve panik yaratacak şekilde yerleşik alanda ateş etmek suçu usulen sabit sayılmakla eylemine uyan ve lehe olan 5237 sayılı TCK’nun 170/1-c maddesi uyarınca suçun işleniş şekil ve özellikleri, suçun işlendiği yer ve zaman, olayın boyutu, sanığın kişiliği, suça eğilimi gözönüne alınarak, takdiren ve teşdiden 2 yıl hapsine denildikten sonra, sanığın kişiliği, suça eğilimi, suçun işleniş şekil ve özellikleri, pişman olduğuna ilişkin herhangi bir hal ve hareketinin görülmeyişi gözetilerek, TCK 62. maddenin uygulanmasına takdiren yer olmadığına karar vermiştir.
Sorun:
Sanık hakkında lehe yasa belirlenip teşdiden ceza tayinine gidildiğinde, önceki uygulama oranı ile bağlı kalınıp kalınamayacağı noktasında toplanmaktadır.
Kanunda yer alan birçok suç tipi için öngörülen ceza, ilgili suç tipini düzenleyen yasa maddesinde alt ve üst sınırı belirtilerek yada alt veya üst sınırlarından biri belirtilmek suretiyle öngörülür. Kanunda yer alan suçun işlenmesindeki özellikler ve suçluların kişilikleri birbirinden farklı olacağından, cezanın kişiye uygun hale getirilerek bireyselleştirilmesi gerekir. Temel ceza belirlenirken yasada gösterilen cezanın alt ve üst sınırı arasında TCK’nun 61’inci maddesinin 1’inci fıkrasında yer alan kriterler kullanılmak suretiyle bir ceza belirlenir. Kanunda düzenlenen suç tipi için yasa maddesinde sabit bir ceza yaptırımı öngörülmeyerek cezanın aşağı ve yukarı hadlerinin belirtilmesi veya cezanın yalnız aşağı ya da yalnız yukarı haddinin yasa maddesinde belirlenmesi sonucu suç tipini düzenleyen yasa maddesinde belirlenmeyen cezanın aşağı veya yukarı haddinin TCK’nun genel hükümlerine göre tespit edilmesi durumunda, mahkemece bu aşağı ve yukarı hadler arasında temel bir ceza tayin edilecektir. Alt ve üst sınırlar arasında ceza belirlenirken TCK’nun 61’inci maddesinin 1’inci fıkrasında belirtilen yedi kriter gözetilerek hâkim tarafından temel ceza miktarı tayin edilecektir.
Hâkim, önüne gelen somut olayda;
a- Suçun işleniş biçimini,
b- Suçun işlenmesinde kullanılan araçları,
c- Suçun işlendiği zaman ve yeri,
d- Suçun konusunun önem ve değerini,
e- Meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığını,
f- Failin kast ve taksire bağlı kusurunun ağırlığını,
g- Failin güttüğü amaç ve saiki,
Gözönünde bulundurarak, işlenen suçu düzenleyen yasa maddesinde öngörülen cezanın alt ve üst sınırı arasında bu ölçütlere göre temel cezayı belirler. 5237 sayılı TCK’de mülga 765 sayılı TCK.nun 29’uncu maddesinden farklı olarak TCK.nun 61’inci maddesinin 1’inci fıkrasında cezanın belirlenmesinde kullanılacak ölçütler sınırlı biçimde sayılmış olduğundan, bu kriterler dışında başka ölçütlere başvurulamayacaktır.
Yasa koyucu, bu şekilde cezaların kişiselleştirilmesinin sağlanması bakımından hâkime, olayın özelliği, failin kişiliği ve işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı bir şekilde iki sınır arasında temel cezayı belirleme ve bunu gerekçelendirme görevi yüklemiştir.
Yerel mahkeme lehe yasa değerlendirmesini yapmış, sanığa isnat edilen suç 765 sayılı TCK’nun 264/7. maddesinde düzenlenmiş olup, 2 yıldan aşağı olmamak üzere hapis ve beşbin liradan az olmamak üzere ağır (adli) para cezasını gerektirdiğini belirlemiş ve aynı eylem 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK’nun 170/1-c maddesinde altı aydan üç yıla kadar hapis cezasını gerektirecek şekilde yaptırıma bağlandığını saptamıştır.
Sanık lehine olan yasanın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu 170/1-c madde ve fıkrası olduğunu kabul ederek uygulama yapmıştır.
Sanığın çok vahim sonuçlar doğurabilecek sorumsuz davranışı, suçun işleniş şekil ve özellikleri, olayın boyutu ve vahameti, suçun işlendiği yer ve saat gözetildiğinde yeni yasada 6 aydan başlasa bile eylemin karşılığının 2 yıldan az olamayacak şekilde cezayı gerektirdiği kanaatine varıldığına işaret ettikten sonra, aşağı haddi 6 ay ise de üst haddinin 3 yıl hapsi gerektirdiği gözden uzak tutulmadığına vurgu yaparak mahkumiyet hükmünü kurmuştur.
Görüldüğü üzere, hakim ceza tayin ederken dosyadaki bilgi ve belgeleri değerlendirmiş, yargılama sürecinde sanığı gözlemiştir. Cezayı eylemin ağırlığı ve sorumluluk derecesi ile orantılı bir biçimde tayini yoluna gitmiştir. Kurulan hüküm Anayasa'nın 141. ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunun 34. maddesine, yine Türk Ceza Kanunun 3/1. ve 61. maddelerinde öngörülen yöntem ve ölçütlere uygun olduğundan sayın çoğunluğun bozma kararına katılmıyoruz.