MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2025/82 E., 2025/124 K.
SUÇ : Uyuşturucu madde ticareti
HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama
Yapılan ön inceleme neticesinde; sanık hakkında kurulan hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, temyiz istemlerinin süresinde olduğu, temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKİ SÜREÇ
A. İlk Derece Mahkemesi Kararı
Salihli Ağır Ceza Mahkemesinin, 19.12.2023 tarihli ve 2023/97 Esas, 2023/557 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında uyuşturucu madde ticareti suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 188/3, 188/4-b, 43, 62/1, 53... . maddeleri uyarınca 20 yıl hapis ve 40.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına ve cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilmiştir.
B. Bölge Adliye Mahkemesi Kararı
İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 26. Ceza Dairesinin, 01.02.2024 tarihli ve 2024/294 Esas, 2024/356 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında, İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanık ve müdafiinin istinaf başvurusu üzerine hükmün bozulmasına ve kararın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. Bozma kararı üzerine Salihli Ağır Ceza Mahkemesinin, 21.11.2024 tarihli ve 2024/122 Esas, 2024/579 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 188/3, 188/4-b 62/1, 53... . maddeleri uyarınca 15 yıl hapis ve 30.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına ve cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilmiştir. Salihli Ağır Ceza Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanık müdafiinin istinaf başvurusu üzerine İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 26. Ceza Dairesinin, 15.01.2025 tarihli ve 2025/82 Esas, 2025/124 Karar sayılı kararı ile istinaf başvurusunun 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 280/1-a maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
II. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Sanık ve Müdafiinin Temyiz İstemi
Tüm dosya kapsamı değerlendirildiğinde sanık hakkında uyuşturucu ticaretine konu olabilecek para alışverişi ya da uyuşturucu ticaretine konu olabilecek miktarda ele geçirilen bir uyuşturucu maddesi bulunmadığına, parmak izi araştırması yapılmadan uyuşturucu maddenin sanığa ait olduğunun kabul edilemez olduğuna, uyuşturucu maddenin ... üzerinde ele geçtiğine, eksik inceleme ve araştırma ile karar verildiğine, sanığın SEGBİS ile duruşmalara katılması sağlanarak savunma hakkının elinden alındığına, tanıkların beyanlarına itibar edilmeyip sanık ...'nin beyanlarına itibar edilmesinin hukuka aykırı olduğuna ilişkindir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Temyize konu bölge adliye mahkemesi kararının kapsamına göre öncelikle istinaf kanun yolu denetiminin amacı ve niteliği ile “istinaf denetiminde hangi durumlarda bozma kararı verilebileceği” konusunun irdelenmesi gereklidir:
1) Genel Olarak İstinaf Kanun Yolu ile Amacı: Kelime olarak “yeniden başlama” anlamına gelen istinaf kanun yolunun bir denetim muhakemesi türü olarak Türk Ceza Adalet Sisteminde benimsenmesinin temel amacı; -temyiz incelemesi yolunda gerçekleştirilemeyen- maddi meselenin denetlenebilmesi imkanına kavuşmak düşüncesidir. Kanun yolu denetimi sırasında hükümdeki hukuka aykırılığı tespit eden ve deliller ile doğrudan temas edebilen istinaf mahkemesi yeni bir öğrenme muhakemesi (olay yargılaması) yapabilme imkanına sahip olduğu için, gerektiğinde düzeltme (ıslah) yoluyla veya hükmü kaldırarak davanın esası hakkında doğrudan karar vermek suretiyle “kanun yolu denetimi esnasında uyuşmazlığın esasını da çözme yetkisi” sayesinde maddi gerçeğe en hızlı şekilde ulaşma fırsatı sunulmaktadır.
Temyiz kanun yolunda yer verilmeyen olay yargılaması yapma yetkisinin istinaf incelemesinde tanınmasının sebebi; denetim merciince (istinaf) gerekli durumlarda olay yargılaması da yapılarak davaların uzamadan, makul sürede bitirilmesinin bu mahkemelerce doğrudan verilecek kararlarla gerçekleştirilmesini sağlamaktır. Sadece hukuki denetim yapan ve içtihat mahkemesi olan Yargıtay’ın bozma kararları üzerine davaların tekrar ilk derece mahkemelerine gönderilmesi ve akabinde yeni bir hüküm kurulması ve bu hükmün de temyiz yolunda yeniden incelenmesi gibi uzun yargılama süreçlerinden kaçınma düşüncesi istinaf kanun yolunu bir çözüm metodu olarak ortaya çıkarmıştır (Krş. YENİSEY, Feridun: Uygulanan ve Olması Gereken Ceza Muhakemesi Hukuku, Duruşma ve Kanunyolları, ... 1988, s. 216-217; ÇINAR, ...: Türk ve Alman Ceza Yargılama Hukukunda İstinaf, Ankara 2010, s. 56-61).
2) Ülkemizde İstinaf Kanun Yolu (Dar Anlamda İstinaf): İstinaf denetiminin benimsediğimiz türü; ilk derece mahkemesince yapılan yargılamanın tamamen değil “sadece gerekli görülen durumlarda maddi gerçeğe ulaşmak için ihtiyaç duyulan hususlar yönünden” olay yargılaması yapılabilmesi prensibine dayanmaktadır. Kamu davasının konusunu oluşturan geçmişte yaşanmış olayın ancak tüm yönleriyle aydınlatılmış olması ile maddi gerçeğe ulaşmak mümkündür. “İstinaf mahkemesinin olayı aydınlatma yükümlülüğü” ilk derece mahkemesinin kararıyla sınırlı olmayıp; olayı aydınlatmak için gerekli delillerin toplanması gibi tüm muhakeme işlemlerine girişilebilecektir. Böylelikle, istinaf (yeniden başlama) mahkemesince deliller ile doğrudan temas edilmesi sayesinde hukuki meselenin yanında maddi mesele de denetlenerek oluşacak vicdani kanaate göre hüküm kurularak makul bir sürede uyuşmazlık çözümlenebilecektir.
“Dar anlamda istinaf” olarak adlandırılan bu denetim muhakemesi türünün açıklanan kurumsal ve düşünsel temellerini tamamen benimseyen kanun koyucu bölge adliye mahkemelerinin görev ve yetkilerini düzenlerken 5271 sayılı Kanun'un 280. maddesinin başlığında dahi “Bölge adliye mahkemesinde inceleme” ifadesi yanında “kovuşturma” terimine yer vermiştir. Anılan normda bu terimin tercih edilmesi, belirtildiği şekilde istinaf incelemesinde olay yargılaması yapılması görev ve yetkisinin vurgulanmasından başka bir şey değildir.
3) İstinaf İncelemesinde Görev ve Yetki: Mahkemelerin görevini Anayasa ve kanun tayin eder (2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası md. 36, 5271 sayılı Kanun md. 3). Bu bağlamda, istinaf mahkemelerinin görev ve yetkilerine dair 5271 sayılı Kanun'un 280/1. maddesinin (a, b, c ve d) bentlerinde “istinaf incelemesinde hukuka aykırılığın düzeltileceği haller” ayrıntılı olarak sayılmıştır. Kaldı ki, aynı maddenin (c ve d) bentlerindeki hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilebilmesi için (sırasıyla) “başka bir araştırmaya ihtiyaç kalmaması” ile “olayın daha fazla araştırılmasına ihtiyaç duyulmaması” ön şartlarının varlığı da ayrıca aranmıştır. Bu itibarla, istinaf mahkemesince hukuka aykırılığın düzeltileceği haller kesin şekilde sınırlanmak suretiyle istinaf mahkemesinin olayı aydınlatma yükümlülüğü vurgulanmıştır. İstinaf kanun yolunda “bozma kararı verilebilecek haller” ise yine aynı maddenin (e ve f) bentlerinde yer almaktadır.
“Islah veya bozma kararı verilebileceği kanunda açıkça sayılan sınırlı haller dışındaki diğer durumlar ise” Kanun’un ifadesiyle “diğer haller” olarak tanımlanmıştır. Bu “diğer hallerde” ise “gerekli tedbirleri aldıktan sonra davanın yeniden görülmesine ve duruşma hazırlığı işlemlerine başlanmasına karar verileceği” (5271 sayılı Kanun md. 280/1-g); duruşma sonunda ise “istinaf başvurusunun esastan reddine karar verileceği” veya “ilk derece mahkemesi hükmünün kaldırılarak yeniden hüküm kurulacağı” (5271 sayılı Kanun md. 280/1) ilkesel olarak ifade edilmiştir.
4) İstinaf Mahkemelerinin Bozma Kararı Verebileceği Haller: İstinaf kanun yolunda bozma kararı verilebilecek hallere 5271 sayılı Kanun'un 280/1. maddesinin (e ve f) bentlerinde yer verilmiştir. Bu hallerden ilki “soruşturma ve kovuşturma şartının gerçekleşmediğinin veya önödeme ve uzlaştırma usulünün uygulanmadığının anlaşılması ya da davanın ilk derece mahkemesinde görülmekte olan bir dava ile birlikte yürütülmesinin zorunlu olması” durumudur (5271 sayılı Kanun 280/1-f). İkinci hal ise, Bölge Adliye Mahkemelerinin kurduğu hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Kanun’un 289. maddesinde belirtilen “hukuka kesin aykırılık halleridir” (5271 sayılı Kanun 280/1-e). Görüldüğü üzere, istinaf incelemesinde bozma kararı verilebilecek durumlar hiç bir surette maddi meselenin çözümüne -davanın esasına- dair olmayıp; muhakeme hukuku normlarının açık ve ağır şekilde ihlal edilerek hüküm kurulmuş olmasına ilişkindir.
5271 sayılı Kanun'un 280/1-e maddesinde 20.11.2017 tarihinde yapılan ve 7079 sayılı Kanun ile yasalaşan değişiklik ile aynı Kanun'un 289/1. maddesinin (g) ve (h) bentlerindeki “hükmün gerekçe içermemesi ile savunma hakkının sınırlandırılmış olması hallerinin” “bozma sebebi olmaktan çıkarılması” dikkat çekmekteydi. Ancak 24.12.2025 tarihli ve 7571 sayılı Kanun'un 25. maddesiyle 5271 sayılı Kanun'un 280/1-e maddesinde yer alan "maddenin birinci fıkrasının (g) ve (h) bentleri hariç diğer bentlerinde” ibaresinin “maddede” şeklinde değiştirilmesi ile Kanun'un 289/1. maddesinde düzenlenen tüm hukuka kesin aykırılık hallerinin bozma sebebi yapılabilmesinin önü açılmıştır.
Sonuç olarak, gerek istinaf kanun yolu denetiminin Türk Ceza Adalet Sisteminde kabul ediliş amacı ile gerekse istinaf kurumunun bilimsel ve düşünsel temelleriyle örtüşen normlar, bölge adliye mahkemelerinin kural olarak “davanın yeniden görüleceği mahkemeler” olduğunu; sınırlı hallerde ise duruşma açmadan hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddi (ıslah) veya bozma kararı verilebileceğini açıkça ortaya koymaktadır. Aksi durumda, yani istinaf incelemesinde kanuni dayanağı bulunmayan hallerde bozma kararı verilmesinin ise hem bölge adliye mahkemesi kararının hem de bu karara karşı direnme yetkisi bulunmayan ilk derece mahkemesince verilecek kararın Anayasa’nın 36. ve 5271 sayılı Kanun'un 3, 278-284. maddeleriyle belirlenen görev kurallarına aykırılık sebebiyle görevsiz mahkemece verilmiş kararlar niteliğinde olup; hukuka açık ve ağır aykırılık ile malûl olmaları sonucuna yol açacaktır. Nitekim, Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 30.04.2025 tarihli ve 2024/6-490 Esas, 2025/197 Karar sayılı kararında da “…bölge adliye mahkemelerinin kural olarak bir ıslah mahkemesi oldukları, bir bozma mahkemesi olan Yargıtay gibi davranamayacağı, bozma kararı verilebilecek hallerin davanın esasına ilişkin olmadığı, bu mahkemelerce iş yoğunluğu gibi mülahazalarla kanunun kendisine tanımadığı bir yetki kullanılarak bozma kararları verildiğinin bilinen bir gerçeklik olduğu” tespitlerine yer verilerek; "bölge adliye mahkemelerinin kanuni dayanağı bulunmayan (CMK’nın 280/1-e,f maddesi hariç) bozma kararları ile iş bu bozma kararına istinaden ilk derece mahkemesince tesis edilecek kararların, görevsiz mahkeme tarafından verilmiş olmaları nedeniyle hukuka açık ve ağır aykırılık taşımaları sebebiyle hükümsüz sayılmaları gerekeceğine…” içtihat edilmiştir.
Temyiz incelemesine konu dava dosyası içeriğine göre, Salihli Ağır Ceza Mahkemesinin, 19.12.2023 tarihli ve 2023/97 Esas, 2023/557 Karar sayılı kararıyla kurulan hükmün istinaf edilmesi üzerine İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 26. Ceza Dairesinin, 01.02.2024 tarihli ve 2024/294 Esas, 2024/356 Karar sayılı kararı ile "Dosya kapsamında sanığın mahkumiyetine esas alınan tape asıllarının mevcut olmadığı, yargılama sürecini yansıtan duruşma tutanaklarının incelenmesinde adli emanetten getirilerek duruşmada okunarak iade edildiğine dair bir kaydın da mevcut oladığı anlaşılmakla, sanıkla ilgili iletişimin dinlemesi kararına istinaden elde edilen ve hükme dayanak yapılan tape asılları ya da usulünce onaylanmış örnekleri getirtilip, tüm delillerin usulüne uygun yöntemle ya da hukuka aykırı olarak elde edilip edilmediği kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlendikten, duruşmada muhatabına okunarak diyecekleri sorulduktan sonra sanığın hukukî durumunun tayin ve takdiri yerine, CMK'nın 217. maddesinin 1. fıkrasındaki "Hakim kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir" hükmüne aykırı olarak, dosya içinde bulunmayan ve mahkemece hukuki denetimi yapılmayan deliller hükme esas alınarak eksik araştırma ve incelemeyle hüküm kurulması, sanık hakkında mahkumiyete esas 1, 3 ve 4. olaylarla ilgili TCK'nun 188/4-b maddesinin uygulanmasına dayanak alınan keşfin 20/03/2023 tarihinde naip hakim vasıtasıyla yapıldığı, ayrıca tutanak tanıklarının da keşif esnasında dinlendiği anlaşılmakla, CMK'nın 209 maddesi uyarınca duruşmada okunması zorunlu belgelerden sayılan "keşif tutanağı" duruşmada okunmadan anılan belgenin hükme esas alınması, sanığın irtibatlı olduğu ve mahkemece sübut kabul edilen 13/08/2022 tarihli 1. olay, 20/08/2022 tarihli 3. olay ile sübut bulmadığı gerekçesiyle müstakilen beraat kararı verilen 07/092022 tarihli 5. olayda, kullanıcı tanıklarda ele geçen uyuşturucu maddelerin içine konulduğu ambalajlar üzerinde parmak/vücut izi incelemesi yapılıp yapılmadığı soruşturma makamlarından sorulup yapılmadıysa gereğine tevessül edilerek; yine 07/09/2022 tarihli 5. olay kapsamında sanığın iletişim kurduğu 05...45 numaralı telefon hattını kullanan "Sıla" isimli kişi araştırılıp açık kimlik ve adres bilgilerinin tespit edilmesi halinde tanık sıfatıyla çağrılarak görüşmenin içeriği konusunda bilgi ve görgüsü sorulup tüm deliller toplandıktan sonra sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini yerine eksik araştırma ve incelemeyle karar verilmesi, sanığın irtibatlı iddianamede anlatılan 13/08/2022 tarihli 1. ve 20/08/2022 tarihli 3. olaylarda sanık ile kullanıcı tanıklar arasındaki alışverişin fiziki takibi yapan tutanak tanıklarınca görülmemiş olması, kullanıcı tanıkların tüm aşamalarda üzerlerinde ele geçen uyuşturucu maddeleri sanıktan satın almadıklarını ısrarlı ve tutarlı bir şekilde dile getirmeleri, tape içeriklerinde uyuşturucu madde alım-satımına dair açık yada şifreli herhangi bir ibare bulunmaması, uyuşturucu maddelerin içine konulduğu ambalaj malzemesi üzerinde parmak/vücut izi tespitine dair dosya kapsamında delil mevcut olmaması ile sanığın tüm aşamalarda yükletilen suçlamaları kabul etmemesi karşısında sübut bulmadığı halde, anılan eylemlerin zincirleme suç hükümlerine esas alınması, sanığın irtibatlı olduğu iddianamede anlatılan 07/09/2022 tarihli 5. eylemle ilgili müstakilen açılmış bir kamu davası mevcut olmadığı göz önüne alındığında, anılan eylemin sübut bulmama nedeninin gerekçe bölümünde açıklanması ile yetinilmesi yerine, zincirleme suça dahil edilmeyen bu eylem hakkında müstakilen beraat kararı verilerek hükmün karıştırılması, TCK 188/4-b maddesinde yer alan "b) Üçüncü fıkradaki fiillerin; okul, yurt, hastane, kışla veya ibadethane gibi tedavi, eğitim, askerî ve sosyal amaçla toplu bulunulan bina ve tesisler ile bunların varsa çevre duvarı, tel örgü veya benzeri engel veya işaretlerle belirlenen sınırlarına iki yüz metreden yakın mesafe içindeki umumi veya umuma açık yerlerde işlenmesi hâlinde verilecek ceza yarı oranında artırılır." şeklinde düzenlemeye göre, konut ve ya da eklentilerinin TCK'nın 188/4-b maddesinde sayılan umuma açık mahallerden olmadığı, ilgili maddede sayılan yerlerin yorum yolu ile genişletilemeyeceği nazara alındığında, sanığın irtibatlı olduğu, iddianamede anlatılan 13/08/2022 tarihli 1. ve 20/08/2022 tarihli 3. olaylarda TCK'nun 188/4-b maddesinin uygulanma koşulları gerçekleşmediği halde hatalı kabul ve değerlendirmeyle TCK'nın 188/4-b maddesine esas alınması," nedenleriyle bozma kararı verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesinin anılan bozma kararına gerekçe olarak gösterilen sebepler, hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Kanun'un 280/1-e, f maddesine uygun olmadığı gibi 24.12.2025 tarihli ve 7571 sayılı Kanun'un 25. maddesiyle yapılan değişiklik ile yürürlüğe giren bozma sebeplerine de uygun düşmemektedir. Bir diğer anlatımla, Bölge Adliye Mahkemesinin dayandığı bozma sebeplerinin, 5271 sayılı Kanun'un 289/1. maddesinde yer alan;
"a) Mahkemenin kanuna uygun olarak teşekkül etmemiş olması,
b) Hâkimlik görevini yapmaktan kanun gereğince yasaklanmış hâkimin hükme katılması,
c) Geçerli şüphe nedeniyle hakkında ret istemi öne sürülmüş olup da bu istem kabul olunduğu hâlde hâkimin hükme katılması veya bu istemin kanuna aykırı olarak reddedilip hâkimin hükme katılması,
d) Mahkemenin kanuna aykırı olarak davaya bakmaya kendini görevli veya yetkili görmesi,
e) Cumhuriyet savcısı veya duruşmada kanunen mutlaka hazır bulunması gereken diğer kişilerin yokluğunda duruşma yapılması,
f) Duruşmalı olarak verilen hükümde açıklık kuralının ihlâl edilmesi,
g) Hükmün 230 uncu madde gereğince gerekçeyi içermemesi,
h) Hüküm için önemli olan hususlarda mahkeme kararı ile savunma hakkının sınırlandırılmış olması, i) Hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanması"
Nedenlerinden hiçbirine dayanmadığı, söz konusu Kanun maddesine uygun olmayan gerekçe ile hükmün bozulmasına karar verildiği ve bu durumun ağır ve açık şekilde hukuka aykırı olduğu belirlenmiştir.
Bu itibarla, bozma kararına karşı direnme yetkisi bulunmayan Salihli Ağır Ceza Mahkemesinin, 21.11.2024 tarihli ve 2024/122 Esas, 2024/579 Karar sayılı kararıyla yeniden kurulan hükme karşı yapılan istinaf başvurusu üzerine İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 26. Ceza Dairesinin, 15.01.2025 tarihli ve 2025/82 Esas, 2025/124 Karar sayılı kararıyla 5271 sayılı Kanun'un 280/1-a maddesi uyarınca istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş ise de;
5271 sayılı Kanun'un 7. maddesindeki “yenilenmesi mümkün olmayanlar dışında görevli olmayan mahkemece yapılan işlemler hükümsüzdür” normu gözetilerek İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 26. Ceza Dairesinin 01.02.2024 tarihli kararının ve bu kararın akabinde Salihli Ağır Ceza Mahkemesince verilen 21.11.2024 tarihli kararın Anayasa’nın 36. ve 5271 sayılı Kanun'un 3, 278-284. maddeleriyle belirlenen görev kurallarına aykırı bulunmakla; görevsiz mahkemece verilmiş kararlar niteliğinde olup hukuka açık ve ağır aykırılık oluşturması sebebiyle hükümsüz sayılmaları gerektiği anlaşılmakla,
Bölge Adliye Mahkemesince gerektiğinde 5271 sayılı Kanun'un 280/1-2. maddesi uyarınca duruşma açılarak ve taraflar da çağrılarak delillerin değerlendirilmesinden sonra Salihli Ağır Ceza Mahkemesinin 19.12.2023 tarihli kararı ile ilgili olarak istinaf kanun yolu denetimi yapılarak hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur.
III. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle sanık ve müdafiinin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden, sair yönleri incelenmeyen İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 26. Ceza Dairesinin, 15.01.2025 tarihli ve 2025/82 Esas, 2025/124 Karar sayılı kararının, 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi uyarınca Tebliğname’ye aykırı olarak oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/2-b maddesi uyarınca bozma sebebine göre, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 26. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 02.07.2026 tarihinde karar verildi.