(743 S. K. m. 581, 630) (1086 S. K. m. 287, 297)
Dava ve Karar: (M.B.) vekili ile Tayyar aralarındaki şâyi hisseye vâki müdahalenin meni davasının kabulüne dair, Tortum Asliye Hukuk Hâkimliğinden verilen 16.12.1986 gün ve 263/330 sayılı hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Dava konusu taşınmazın öncesinin davacının miras bırakanı 1953 yılında ölen Ali'ye ait olduğu ve ondan kaldığı hususunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır. Davacı Hulkiye, dava konusu taşınmazdaki miras hissesine davalının elattığından bahisle, bu müdahalenin önlenmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalı ise, 15.5.1980 tarihli senede itiraz ederek, Ali mirasçılarından olan Durmuştan taşınmazın babası Haydar tarafından satın alınmış olduğunu, onun ölümüyle de kendisine kaldığını bu nedenle müdahalesinin haksız olmadığını, ayrıca davacının iştirak hali nedeniyle şâyi payı hakkında dava açmayacağını, bu nedenlerle davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Davacının isteği üzerine Ali terekesi için Emrah adındaki kişi mümessil tayin edilmiş ve bu temsilci tarafından verilen vekâlet üzerine de Hıfzı davayı takip etmiştir.
Mahkemece, senedin HUMK.nun 297. maddesine uymadığı, satışın geçerli olamayacağı görüşünden hareketle davalının savunması kabul edilmemiş ve davalının taşınmaza vâki elatmasının önlenmesine karar verilmiştir. Davalı yargılamada ileri sürdüğü hususları tekrarlayarak hükmü temyiz etmiştir.
Davalının dayandığı senet imzalı olup, şeklen geçerliği için HUMK.nun 297. maddesinde gösterilen koşulları içermesi şart değildir. Bu senet HUMK.nun 287 ve bunu izleyen maddelerine göre şeklen geçerli bir isbat aracı sayılır. Ne var ki, taşınmaz davacının miras bırakanı Ali'den mirasçılarına kalmış olup, taksim edilmemiş, iştirak halinde mülkiyet hükümlerine tabidir. Satışa mirasçılardan Durmuştan başkası katılmamıştır. Medeni Kanunun 630. maddesine göre böyle bir işlemin geçerli sonuç doğurabilmesi için tasarrufa mirasçıların tümünün katılmaları gerekir. Çünkü bir mirasçının iştirak halindeki hak ve borçlar üzerinde tasarrufa yetkisi yoktur. Satış bu yönden geçersiz sayılır. Mahkemenin şekil eksikliğine dayanan görüşüne katılmak mümkün değildir. Bu satışın geçerli olduğuna değinen davalının temyiz itirazları sonuç olarak yerinde değildir.
Sair temyiz itirazlarına gelince: Az önce de açıklandığı gibi, dava mirasçılardan sadece biri tarafından veraset senedine göre belirlenen şayi pay hakkında açılmıştır.. Bu doğru değildir.
Murisin davacıdan başka mirasçıları da mevcuttur. İştirak halindeki mülkiyette ve bunun bir türü olan miras ortaklığında ortakların yani mirasçıların payları belirlenmemiş bulunduğundan her paydaşın iştirake konu teşkil eden haklar ve borçlar üzerindeki payları, hakların ve borçların bütününe saridir ve ortakların payları belli olmadığından (gayri muayyen), onlardan hiçbiri kendi payına mahsus olmak üzere herhangi bir tasarrufta bulunamaz. Özellikle hukuki tasarruflar ve bu arada hukuki bir tasarruf niteliğinde olan dava açmak ancak bütün paydaşların ittifakı ile mümkündür. Davada; davacı, miras şirketinin tümüne şâmil olmak üzere değil, sadece kendi payına ilişkin olarak talepte bulunmuştur. Az önce açıklandığı gibi, şayi cüzde tasarruf mümkün olmadığına ve davacı yalnız kendi payına hasren dava açtığına göre, bu davanın diğer paydaşların muvafakatları alınmak veya olayımızda olduğu gibi, terekeye mümessil tayini yoluyla görülmesine de olanak yoktur. Medeni Kanunun 630 ve 581. maddeleri, hükümleri karşısında dava başlangıçta dinlenme imkânından yoksundur.
Sonuç: Mesmu olmayan bir davanın kabulüne karar verilmesi Yasaya aykırı ve davalının bu yöne ilişen temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün BOZULMASINA ve 1500 lira peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy