(743 S. K. m. 639)
Zeliha ile Hazine aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kabulüne dair, Malatya Üçüncü Asliye Hukuk Hâkimliğinden verilen 29.11.1990 gün ve 513-323 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi Hazine vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Yargıtay 8. Hukuk dairesi kararı:
Davacı, öncesi itibarıyla hali ve bor niteliğinde bulunan taşınmazı para ve emek sarf etmek suretiyle tarım arazisi haline getirdiğini ve 60 yıldan bu yana zilyet ve tasarrufu altında bulunduğunu ileri sürerek bu yere ait Hazine üzerindeki tapu kaydının iptali ile adına tesciline karar verilmesini istemiştir. Hazine davanın reddine karar verilmesini savunmuş, mahkemece davanın kabulü yönüne gidilmesi üzerine hüküm Hazine tarafından temyiz edilmiştir.
Bozma ilamında da işaret edildiği üzere uyuşmazlık konusu 129 parselin bilindiği yerde 1951 ve 1963 yıllarında 4753 sayılı Kanun'un hükümleri uyarınca iki kez uygulama yapıldığı anlaşılmaktadır. 1951 yılında yapılan uygulama esasında düzenlenen pafta dosya arasında bulunmakla beraber belirtmeliğinin bulunmadığı idarece bildirilmiştir. Paftaya göre uyuşmazlık konusu yerin kuzeyinde bulunan 128 parsel 1951 yılında 4753 sayılı Kanun hükümleri uyarınca davacı adına belirtilmiş ve daha sonra yapılan tapulama çalışmaları sırasında davacı adına tespit ve tescil edilmiş, bu parselin etrafında yer alan uyuşmazlık konusu taşınmaz ve diğer taşınmazlar hiç kimsenin zilyetlik ve tasarrufu altında, bulunmayan hali arazi olarak paftada gösterilmiştir. Daha sonra 1963 yılında 4753 sayılı Kanun'un hükümleri uyarınca ikinci defa yapılan uygulamada uyuşmazlık konusu yerin 1951 yılında sonra tarım arazisi haline getirildiği görüşünden hareketle Hazine adına belirtilmiş ve 30.12.1963 gün ve 223 numara ile Hazine adına tapuya kayıt edilmiştir. Yine aynı uygulamada da gerek 128 ve gerekse 129 parselleri, çevreleyen tüm taşınmazlar mera olarak belirtilmiş, 1979 yılında kadastroda da az önce tarih ve sayısı açıklanan Hazine'ye ait tapu kaydı 129 parsele revizyon görmüş, etrafındaki taşınmazlarda 140 parsel numarası ile mera olarak sınırlandırılmıştır. Esasen 1951 yılında yapılan belirtmede davacı adına belirtilen ve 16.2.1951 gün, 535 sıra numarası ile tescil edilen 128 parselin dayanak kaydında dört sınır da devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan tepe olarak gösterilmiştir. Tüm bu açıklamalarda şu sonuç çıkmaktadır; ilk uygulamanın yapıldığı 1951 yılında dava konusu edilen taşınmaz ile 128 parselin etrafında bulunan diğer taşınmazlar hiç kimsenin zilyetlik ve tasarrufu altında bulunmayan yerler olduğu anlaşılmaktadır. O tarihten 4753 sayılı Kanun hükümleri uyarınca ikinci belirtmenin yapıldığı 1963 tarihine kadar yasada öngörülen kazanmayı sağlayan 20 yıllık sürede geçmemiş bulunmaktadır. Taşınmazın 1951 yılında 4753 sayılı Kanun hükümleri uyarınca yapılan uygulama sırasında niteliğini gösteren dosya arasındaki resmi belge niteliğinde bulunan pafta karşısında davacının zilyetliğinin 1930'lu yıllarda başladığını açıklayan yerel bilirkişi ve tanıkların sözleri hukuken değer taşımaz. Tüm bu açıklamalar gözönünde tutularak davanın reddine karar verilmesi gerekirken, değişik gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmiş olması Yasa'ya aykırıdır.
Sonuç: Hazine'nin temyiz itirazları bu bakımlardan yerinde olduğundan kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy