(1086 S. K. m. 436)
Dava: Mustafa Gelen ile Kemal Gelen ve İfakat Şişman aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının reddine dair Bozkurt Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 20.10.1999 gün ve 31-47 sayılı hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 30.05.2000 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden davacı Mustafa Gelen bizzat ve vekili Av. Hüseyin Adanur geldiler. Tebligata rağmen başka kimse gelmedi. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı, niza konusu taşınmazların dedesine ait olup, 1952 tarihinde yarı payını satın aldığını ancak kadastro sırasında davalılar ile ortak paylı olarak adlarına tescil edildiğini, oysa taşınmazların yarı payının kendisine ait olduğu gibi kalan yarı payında 1/3'ünün yine miras nedeniyle kendisine ait olduğunu belirterek, davalılar adına tescil edilen tapu kayıtlarının iptali ile talebi oranında adına tesciline karar verilmesini istemiştir. Davalılar, davanın reddine karar verilmesini savunmuş, mahkemece davanın reddine karar verilmesi üzerine, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Dava konusu 126 ada, 17 parsel ile 132 ada, 4 ve 7 parsellerin, tarafların ortak murisi olan dedeleri Mehmet'ten kaldığı, 1952 tarihli noter satış senedini düzenleyen kişinin muris Mehmet olduğu, halk arasında soyadının farklı bilindiği ancak senet üzerindeki fotoğrafının tanıklar tarafından teşhis edildiği, dava konusu 132 ada, 4 ve 7 sayılı parsellerin senet kapsamında bulunduğu, taşınmazların tesciline dayanak oluşturan Kadastro Mahkemesi kararlarının davacı ile davalıların aynı tarafta yer almış olması ve birbirleri aleyhine bir hüküm oluşturulmamış olması nedeniyle kesin hüküm teşkil etmeyeceği hususları, toplanan deliller ve dosya kapsamından anlaşılmakla, mahkemenin bu hususlara ilişkin tesbitleri yerinde bulunmaktadır.
Taşınmazların, muris Mehmet ile müşterekleri adına tapuda kayıtlı olduğu ve 1930'lu yıllarda yapılan harici taksim sonunda her müşterek malikin zeminde belirli bir yeri kullanmaya başladığı ve bu taksimin kadastro tesbitinin yapıldığı tarihe kadar da bozulmadığı hususlarında taraflar arasında anlaşmazlık bulunmamaktadır. Böyle bir taksim sonucu taşınmaza zilyed olan kişinin kendisine ait bu taşınmazı haricen satarak devretmesi mümkün bulunmaktadır. Davacı, dayanağı 28.03.1952 tarih, 747 sayılı senet, satış senedi başlığını taşımakta ve bedeli karşılığında, tanımlaması yapılan taşınmazların yarı paylarının davacıya devredildiği ve zilyedliğinin teslim edildiği belirtilmektedir. Davacı, satın alma tarihinde 15 yaşını doldurmuş, 18 yaşını doldurmamıştır. Ancak, o tarihte mümeyyiz olmadığı yolunda bir iddia ileri sürülmediğine ve dava tarihine kadar da bu senedin iptali sağlanmadığına ve söz konusu senet içeriği itibariyle de satış vaadi sözleşmesi niteliğinde bulunmayıp, tapulu taşınmazdaki bir kısım payların tek taraflı satımına ilişkin bulunduğuna göre, davalı tarafın bu senedin geçersizliğine ilişkin itirazları yerinde bulunmamaktadır. Bundan ayrı, davacının tespit sonrası bir tarihte düzenlediği vergi beyannamesini Belediye Başkanlığına verirken, taşınmazdaki paydaşlığı, tapudaki şekli ile belirtmesinin davacıyı bağlayıcı bir yönü bulunmamaktadır.
Dava konusu 126 ada, 17 parsele ait kadastro tutanağının mevki başlığı bölümünde Bahçe/Göçük yazılıdır. Satış senedinde de Bahçe Mahallesindeki tarla ve evlerin satımından söz edilmektedir. Küçük tarla ve sökü namlı tarladan söz edilmişse de; bunların mevki adı olduğu yolunda bir açıklama bulunmamaktadır. Bundan ayrı, Göçük kelimesinin sözlü olarak noter huzurunda aktarılması sırasında bunun Küçük olarak algılanıp yazılması mümkün bulunduğu gibi esasen itiraz görmeyen mahalli bilirkişi ve tanık anlatımlarına göre de nizalı taşınmazların dışında murise ait başka taşınmaz bulunmadığına göre, gerek senedin içeriğine ve gerekse toplanan diğer delillere göre 126 ada, 17 parsel sayılı taşınmazın da senet içinde yer aldığının kabulü gerekir. O halde mahkemenin 126 ada, 17 parsel sayılı taşınmaza ilişkin red gerekçesinde isabet bulunmamaktadır.
Sonuç: 132 ada, 4 ve 7 parsel sayılı taşınmazlara ilişkin temyiz itirazlarına gelince: Satış senedinde, taşınmazlardaki murise ait yarı hissenin davacıya teslim edildiği belirtilmiştir. Taşınmazlara ilişkin satış sözleşmelerinde taşınmazın satılarak teslim edildiğinin açıkça yer alması halinde, taşınmazın zilyetliğinin alıcıya teslim edildiğinin kabulü gerekir. O halde; davacının tespit tarihine kadar zilyed olmadığı yolundaki gerekçe de yerinde bulunmamaktadır. Taşınmazların satışa konu paylarının dışında kalan yarı paylarının da 1/3 oranında miras payı nedeniyle davacıya ait olması nedeniyle sonuç olarak davacı payının 4/6 olduğu ve davalıların paylarının da 1/6'şar olduğu anlaşılmaktadır. O halde; toplanan delillere ve tüm dosya kapsamına göre davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken reddine karar verilmiş olması isabetsiz, davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde görülmekle kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle BOZULMASINA ve Yargıtay duruşmasında vekil ile temsil edilen davacı yararına takdir edilen 97.500.000.-lira ücreti vekaletin davalılardan alınarak davacıya verilmesine ve 1.370.000.-lira peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 30.05.2000 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy