(3402 S. K. m. 18) (1086 S. K. m. 275, 284)
Dava: Salih Kahya ile Hazine aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kabulüne dair Emirdağ Sulh Hukuk Hakimliğinden verilen 15.12.1999 gün ve 397-518 sayılı hükmün Yargıtayca incelenmesi Hazine tarafından süresinde istenilmiş olmakla dosya incelendi gereği düşünüldü:
Davacı 141 ada, 10 parselin tapu kaydının iptali ile adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir. Hazine, davanın reddine karar verilmesini savunmuş, mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi üzerine hüküm Hazine tarafından temyiz edilmiştir.
Karar: Kadastro tutanağına göre; uyuşmazlık konusu parsel Latif oğlu Abdullah Kaya'nın ceddinden intikalen ve taksimen gelmekte olup uzun süre nizasız ve fasılasız malik sıfatı ile tasarruf ettikten sonra 1975 yılında terkettiği, ham toprak niteliğini aldığı açıklanmak suretiyle 15.12.1995 tarihinde 3402 sayılı Kadastro Kanununun 18.maddesi hükmü uyarınca Hazine adına tespit edilmiş, tutanakta ismi geçen köy muhtarı taşınmazın sınırında mera olduğunu, bu yerin mera olarak bırakılmasını istediği ve bu nedenle tutanağı imzalamadığı açıklanmıştır. Davacı, tesbitten önceki zilyedliğe dayanmış, Hazine taşınmazın mera olduğunu savunmuştur. Mahkemece, kazanma koşullarının oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Mahkemece yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır. Bu davada taşınmazın mera olduğu Hazine tarafından savunulduğuna ve çevrede mera bulunduğuna göre bu çevrede tahsisli mera olup olmadığı yeterince gibi araştırılmadığı gibi bu yöreye ait 1946 tarih, 900 tahrir numaralı mera nitelikli vergi kaydı da getirtilip dosya arasına konulduğu halde keşifte yerine uygulanmamıştır. Diğer taraftan, davacının taşınmazı 8-10 yıldan bu yana ekip biçmediği yerel bilirkişi ve tanıklar tarafından açıklanmış, tutanakta 1974 tarihinden bu yana terkedildiği bildirilmiştir. Bu beyanlara göre taşınmazın davacı tarafından terkedilip edilmediği mahkemece tartışılıp değerlendirilmediği gibi taşınmazın niteliği bakımından ziraatçi uzman bilirkişinin raporu da yetersizdir. Kabul şekline göre de; taşınmazın Güney kesiminde takriben 2 dönümlük bir alanın taşlık olduğu bildirildiği halde bu husus teknik bilirkişi tarafından krokisinde belirtilmediği gibi taşınmazın üstün vasfı belirlenmeden bu yerin de davacı adına tapuya tesciline karar verilmiş olması doğru olmadığı gibi 3083 sayılı Kanun hükümleri uyarınca taşınmazın kuru veya sulu niteliği belirlenmeden eksik incelemeye dayanılarak davanın kabulüne karar verilmiş olması Yasaya aykırıdır.
Sonuç: Hazinenin temyiz itirazları bu bakımlardan yerinde olduğundan kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 11.04.2000 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy