(6831 S. K. m. 2/B) (3402 S. K. m. 14, 17) (4721 S. K. m. 639) (6831 S. K. m. 93)
Dava: Rifat Karlı ile Hazine ve Çınarcık Belediye Başkanlığı aralarındaki dava hakkında Yalova Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 01.03.1999 tarih ve 355-174 sayılı hükmün Dairenin 19.09.2000 gün ve 6346-6461 sayılı ilamıyla onanmasına karar verilmişti. Davacı vekili tarafından süresinde duruşma istemli olarak kararın düzeltilmesi istenilmiş ise de; Yasa gereği karar düzeltme istemleri duruşmaya tabi olmadığından dosya incelendi gereği düşünüldü:
Karar: Dava, kadastroca tespit harici bırakılan bir parça taşınmazın imar ihya ve zilyetliğe istinaden tescil talebinden ibarettir.
Mahkemece mahallinde yapılan keşfi takiben uzman ormancı ve zirai bilirkişilerden alınan raporlar ve dosyaya celbolunan belgelere göre; dava konusu taşınmazın bulunduğu yerde 1945 yılında 3116 sayılı Orman Kanunu uyarınca yapılan orman tahdidi sonucu taşınmazın bu tahdit içerisinde kaldığı, 1950 yılında Maki Tefrik Komisyonu tarafından yapılan işlem sonunda da komisyonca makilik alan olarak ayrıldığı, 1957 yılında gelen arazi kadastrosu işleminde taşınmazın taşlık ve çalılık olması nedeniyle tespit dışı bırakıldığı, 1988 yılında 2/B uygulamasına tabi tutularak orman sınırları dışına çıkartıldığı, ancak bu işlemin kesinleşmediği açıklanan raporlardan ve tüm dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Taşınmaz her ne kadar 1945 yılında 3116 sayılı Orman Kanunu uygulaması sonucu orman tahdidi içerisinde bırakılmış ise de, 1950 yılında yapılan Maki Tefrik Komisyonu işlemi sonucu makilik alan olarak belirlenmiştir. Makilikler 8.2.1937 tarihli ve 3116 sayılı Orman Kanununun 1. maddesi hükmüne göre orman sayılmış ve bu Yasaya göre yapılan tahditlerde maki alanları orman sınırları içine alınmıştır. Ancak 3116 sayılı Orman Kanununun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesine ve Bu Kanuna Bazı Maddeler Eklenmesine Dair 24.3.1950 tarihli olup 3.5.1950 tarihinde yürürlüğe giren 5653 sayılı Kanunun 1/f fıkrasında kural olarak makiliklerin orman sayılmadığı açıklanmıştır. Bu fıkranın son bendinde 43. maddeye atıfta bulunarak hangi makiliklerin orman olduğu belirtilmiştir. Böylece daha önce orman niteliği ile Hazine adına tapuya bağlanan orman alanları Yasa gereğince nitelik değiştirerek orman olmaktan çıkmış ve Hazinenin özel mülkü haline gelmiştir. Tapuya bağlanmayan yerler ise Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki taşınmazlar durumuna dönüşmüştür. Bu niteliği nedeniyle koruma makiliği dışında kalan makilikler ancak imar ihya koşullarının gerçekleşmesi halinde özel mülkiyete konu teşkil edebilecek duruma gelmiştir.Somut olayımızda dava konusu taşınmaz 1950 yılında Maki Tefrik Komisyonunun kesinleşen kararıyla makilik alan olarak belirlendiğine göre yukarıda da açıklandığı gibi hukuki niteliği itibariyle orman olmaktan çıkmış ve ancak imar ihya ile iktisabı mümkün hale gelmiştir.Taşınmazın bulunduğu yerde arazi kadastrosu yapılmış ve taşınmaz 1957 yılında taşlık ve çalılık niteliği ile tespit dışı bırakılmıştır.1988 yılında bu yerde her ne kadar 6831 sayılı Yasanın 2. maddesi uyarınca 2/B uygulaması yapılarak taşınmaz tahdit dışına çıkartılmış ise de, HGK.nun 26.11.1997 T.,1997/1-715-982 sayılı kararında da, açıklandığı gibi ilgili Maki Tefrik Komisyonlarınca makilik olarak belirlenen ve orman sayılmayan taşınmazlar için sonraki tarihlerde yapılan orman dışına çıkarma işlemleri geçersiz olup bunlara değer verilemez ve hiç bir hukuki sonuç doğurmaz. Bu durumda normal koşullarda yani kesinleşmiş orman tahdidi kapsamında iken 2/B uygulamasına tabi tutularak orman dışına çıkartılan durumlarda zilyetliğin 2/B uygulamasının kesinleştiği tarihte başlayacağı şeklindeki kuralın da somut olayda uygulanma olanağı bulunmamaktadır. Zira yukarıda açıklandığı gibi ilgili Maki Tefrik Komisyonlarınca makilik olarak belirlenen ve Orman sayılmayan taşınmaz için sonraki tarihte yapılan orman dışına çıkarma işlemi geçersiz olduğundan 2/B uygulaması yok hükmündedir. Bu durumda davacının zilyetliğinin dosyada açıklanan ve ispatlanan tarih itibariyle kabulü ve bu tarih itibariyle dava tarihine kadar kazandırıcı zamanaşımı zilyetlik süre ve iktisap koşullarının tamamlanmış ve 3402 sayılı Yasanın 14 ve 17. maddelerindeki koşullarında yerine gelmiş olması halinde iddianın kabulü ile dava konusu taşınmazın davacı adına tesciline karar vermek gerekir. Açıklanan Yasal koşullara ve taşınmazın yukarıda belirlenen niteliğine göre, Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden bulunan ve makilik özelliğine sahip olan bu tür yerlerin kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ile iktisabı için 3402 sayılı Yasanın 17. maddesindeki koşullarla birlikte aynı Yasanın 14. ve MK. nun 639/1. maddesindeki koşulların yerine gelmiş olması gerekir. Ancak bu koşullardan 3402 sayılı Kanunun 17/2. maddesinde açıklanan taşınmazın bulunduğu ilçe imar planı kapsamında kalıp kalmadığı hususu ile 3402 sayılı Yasanın 14. maddesi yönünden davacının belgesizden zilyetlik yoluyla kazandığı taşınmazlar bulunup bulunmadığı yönü ile ilgili miktar araştırması ve aynı madde uyarınca taşınmazın Devletçe sulanan yerlerden olup olmadığı araştırılmamıştır.
Ayrıca davacının 6831 sayılı Orman Yasasının 93/2. maddesine göre Devlet ormanından tarla açma suçuna esas Sulh Ceza Mahkemesinin 5.8.1982 tarih 1978/34 E. 1982/527 K. sayılı dosyası ile dosya içerisindeki kroki ve ekleri fenni bilirkişi vasıtasıyla yerine uygulanıp suça konu yer ile tescil davasına konu yerlerin aynı yerler olup olmadığı hususu tespit edilmediği gibi şayet her iki davanın konusu aynı yerler ise suç tarihinden sonra imar ihya başlamış sayılacağından 20 yıllık zilyetlik süresinin dolup dolmadığı hususu da yeterince araştırılmamıştır.
Sonuç: Açıklanan hususlar araştırılmadan eksik inceleme ve yanlış gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş olması isabetsizdir. Davacı vekilinin karar düzeltme isteminin bu sebeple kabulü ile Dairemizin zuhule dayalı 19.9.2000 tarih ve 2000/6346 E., 2000/6461 K. sayılı onama ilamının kaldırılarak hükmün açıklanan sebeplerle BOZULMASINA, 28.02.2001 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy