(743 S. K. m. 641) (3402 S. K. m. 14, 17)
Dava: Yunus Korlu ve Abdullah Ayan ile Hazine, Hacılar Köyü Muhtarlığı, dahili davalı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı aralarındaki tescil davasının reddine dair Ankara-Gölbaşı Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 5.3.1998 gün ve 226/200 sayılı hükmün Yargıtayca incelenmesi davacılar vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla dosya incelendi gereği düşünüldü:
Karar: Davacılar vekili, dava dilekçesinde mevkii ve hudutları yazılı taşınmaza müvekkillerinin 30 yıldan beri nizasız, fasılasız malik sıfatıyla zilyed olduklarını ileri sürerek taşınmazın 9/10 hissesinin davacılardan Yunus Korlu adına 1/10 hissesinin de Abdullah Ayan adına tapuya tescile karar verilmesini istemiştir. Davalı Hazine vekili, davanın reddini savunmuş, mahkemece davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacılar Yunus ve Abdullah Ayan vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkeme; karar gerekçesinde, ihya işlemlerinin yapıldığı ameliyeler için işçi veya işverene ödenen ücretlerin belgelendirilmediği, taşınmazın özel olarak canlandırılması için gübrelendirilmesi gerekli olup, bu hususla ilgili bilirkişi raporu, belge, senet ve makbuzların ibraz edilmesi, taşınmazın sulanması için su kanalı yapılarak su getirilmesi veya taşınmazın içinde uygun bir yerine sondaj makinesi ile su kuyusu açılması gibi taşınmazın ekilir hale getirilip onun yeniden canlandırılması, kuvvetlendirilerek diriltilmesi, bayındır edilmesi... gibi işlemlerin yerine getirilmesi gerekli olup, davacılar tarafından böyle bir işlem ve faaliyette bulunulmadığından ve masraf belgesi ibraz edilmediğinden sadece taşınmazın içindeki taşların ayıklanması da imar ihya sayılamayacağından bahisle davanın reddine karar vermiştir.
Dava konusu taşınmazın bu yörede yapılan tapulama faaliyetleri sırasında taşlık olması nedeniyle tespit dışı bırakılan yerlerden olduğu dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Taşlık niteliğindeki yerler MK. nun 641. maddesinde ifadesini bulan Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki sahipsiz yerlerden olup zilyedlik yoluyla kazanılması mümkün değil ise de, 10.10.1987 tarihinde yürürlüğe giren 3402 sayılı Yasanın 17. maddesi hükmü ile getirilen olanaklar ile bu tür yerlerin imar ihya yolu ile kazanılması mümkün hale gelmiştir. Anılan Yasanın ilgili maddesi hükmüne göre orman sayılmayan Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ve kamu hizmetine tahsis edilmeyen araziler masraf ve emek sarfı ile imar ihya edilerek tarıma elverişli hale getirilen taşınmaz mallar 14. maddedeki şartların mevcut olması halinde imar ve ihya edenler veya halefleri adına tespit ve tescil olunabilir. Keşiflerde dinlenen yerel bilirkişi ve tanık beyanlarına, teknik bilirkişi ziraat mühendisi raporuna ve tüm dosya kapsamına göre dava konusu taşınmazın 1953 yıllarında yapılan kadastro faaliyetleri sırasında taşlık yapısı nedeniyle ve Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden bulunması sonucu tahdit dışı bırakıldığı, davacıların taşınmazdaki taşları ayıklamak ve bunun için emek ve bedel sarfı yaparak toprağı işler hale getirip kültür arazisi niteliğine dönüştürmek suretiyle imar ihya ettikleri ve kültür arazisi olarak tasarruflarını sürdürdükleri açıklanmıştır. Bu delillere göre; dava konusu taşınmaz öncesi imar ihyaya muhtaç Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden iken ihyası tamamlanmak suretiyle kültür arazisine dönüştürülerek tarıma elverişli hale getirilmiş ve nizasız, fasılasız malik sıfatıyla tasarruf edilmiştir. Mahkeme red gerekçesinde imar ihyanın emek ve para harcama unsuruna kendine göre Yasada ve İçtihatlarda öngörülmeyen anlamlar vermek ve açıklama yapmak suretiyle davanın reddine karar vermiştir. Yasanın öngördüğü imar ihya için emek ve para harcamaktan amaç; kolayca tarım yapılması mümkün olmayan toprakta oldukça zor ve zahmetli ve gider gerektiren bir uğraşın verilmiş olmasıdır. Kanun koyucu, burada normalin dışında bir emek ve masraf harcanması ile kültür arazisi haline getirilecek taşınmazları amaçlamıştır. İhya işlemi doğrudan doğruya ihya eden kişi tarafından yerine getirilebileceği gibi işçi tutmak ve para harcamak yoluyla aynı sonuca varabilir. Ancak; emek ve para harcanması zor ve zahmetli bir ihya işlemi gerektirdiği ölçüde olmalıdır. Buradaki ihya için yapılan masraftan amaç; yapılan para harcamalarını, emek için insan gücü sarfını, teknik harcamalar için de satın alma, kiralama veya çalıştırılan her türlü teknik araç ve gereçlere ödenen paradan ibarettir. Zilyed, ihya fiilini kendi araç ve gereçleriyle ve aile işgücüyle yapabileceği gibi bunları kiralamak veya çalıştırma yoluyla sağlayabilir. Ancak; yapılan bu masrafların ve sarfedilen emeğin herhangi bir belge, makbuz veya fatura ile ispatı gibi bir zorunluluk söz konusu olmayıp bu işlemlerin ispatı her türlü delille mümkündür. Nitekim somut olayda; yukarıda açıklandığı gibi, tanıklar ve teknik bilirkişi davacıların kendi işgüçleri ve mesaileri ile dava konusu taşınmazdaki taşların temizlenmesi ve ayıklanması suretiyle taşınmazı tarıma elverişli hale getirdiklerini ve taşınmazı kültür arazisi olarak kullandıklarını nizasız, fasılasız malik sıfatıyla da zilyedliklerini devam ettirdiklerini açıkladıklarına ve taşınmazın kamu hizmetine tahsis edilmeyen yerlerden olduğu ve imar planı kapsamında bulunmadığı araştırılarak belirlenmiştir. Ancak; somut olayda ihya olgusu gereği gibi araştırılmamıştır. Nizalı taşınmazın ihyaya uygun yerlerden olduğunun anlaşılmasından sonra, davacı ve babası tarafından yapıldığı ileri sürülen ihya eylemine hangi tarihte başlanıldığı ve ne kadar sürdüğü, hangi tarihte tamamlandığı, ihyanın tamamlandığı tarihten dava tarihine kadar Yasada belirtilen 20 yıllık zilyetlik süresinin nizasız, fasılasız ve malik sıfatıyla geçip geçmediği araştırılmamıştır. Yerel bilirkişi ve taraf tanıklarından sorulmak ve ziraat bilirkişisinden bu konuda rapor alındıktan sonra toplanacak deliller tartışıldıktan sonra oluşacak duruma göre karar verilmesi gerekir. Bundan ayrı; davacılar 3402 sayılı kadastro Yasasının 14. maddesinde belirtilen belgelerden birine dayanmadan zilyetlik hukuki nedeni ile taşınmazın adlarına tescilini talep etmişlerdir. Belirtilen Yasa maddesinde öngörülen 100 dönüm susuz 40 dönüm sulu taşınmaz sınırlamasına esas olmak üzere yapılan araştırmada Mahkemeler Yazı İşleri Müdürlüğü 13.10.1995 tarihli cevap yazısında, davacı Abdullah Ayan'ın açtığı 1995/228 E. nolu tescil dava dosyasının olduğunu bildirmiş, ancak mahkemece bu dosya getirilip yukarıda belirtilen miktar sınırlaması bakımından incelenmemiştir. Belirtilen bu eksiklikler giderilmeden karar verilmesi usul ve Yasaya aykırıdır.
Sonuç: Davacılar vekilinin temyiz itirazları bu bakımlardan yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden dolayı BOZULMASINA ve 3.240.000 lira peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 06.11.2001 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy