(3402 S. K. m. 14, 17)
Dava: Hasan Hüseyin Bağış ile Hazine, Hacılar Köyü Muhtarlığı ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı aralarındaki tescil davasının reddine dair Ankara/Gölbaşı Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 03.03.1998 gün ve 332-173 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı, dava konusu taşınmazın adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine vekili, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı, kadastro çalışmaları sırasında tespit dışı bırakılan taşınmazın imar-ihya ve zilyetlik hukuki sebebine dayalı olarak adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir. Dava konusu taşınmaz, 1953 yılında taşlık niteliğiyle tespit dışı bırakılmıştır. Yerel bilirkişi ve tanıklar, davaya konu taşınmazın ekilmediği için tespit dışı bırakıldığını, 1960 yılında traktör çıkınca davacının adına tapuda kayıtlı 1056 parselle birlikte davaya konu taşınmazı ekmeye başladığını, o tarihten beri hububat ekmek suretiyle tasarrufta bulunduğunu, ziraatçı uzman bilirkişi de, taşınmazın uzun yıllardan beri tarımsal faaliyet yapılan üçüncü sınıf tarım arazisi olduğunu bildirmişlerdir. Mahkemece, taşınmazın içindeki taşların temizlenmesinin ihya sayılamayacağı, ayrıca taşınmazdaki gömülü veya kayaların parçalanmasının makina ve benzeri yoldan yapılmadığı, taşınmazın başına su kanalı getirilmediği, ayrıca bu tür işlemlerin belgelendirilmediği, hali yerlerin hizmet malları arasında sayılan yerlerden olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Az önce de açıklandığı üzere, dava konusu taşınmaz, taşlık ve hali bir yerdir. 3402 sayılı Kadastro Kanununun 17. maddesi hükmüne göre; orman sayılmayan ve kamu hizmetine tahsis edilmeyen arazinin, para ve emek sarf edilmek suretiyle kültür arazisi haline getirilmesi ihya işlemi sayılır. Bu açıklamalar karşısında mahkemenin davanın reddine ilişkin gerekçesi Yasaya ve yerleşmiş Yargıtay uygulamalarına uygun düşmemektedir. Ne var ki; mahkemece yapılan araştırma ve inceleme de hüküm vermeye yeterli değildir. Somut olayda; anılan maddedeki tüm olumlu veya olumsuz koşullar göz önünde tutularak inceleme yapılmamıştır. Öncelikle taşınmaz başında yeniden keşif yapılarak yerel bilirkişi ve tanıklardan davacının kadastroca tespit harici bırakılan davaya konu taşınmazı imar-ihyaya ne zaman başladığı, imar-ihya işlemini hangi tarihte tamamladığı ve imar-ihyayı tamamladığı tarihten dava tarihine kadar koşullarına uygun 20 yılı aşan zilyetlik süresi bulunup bulunmadığı sorulmalı, ziraatçı uzman bilirkişiden taşınmazın toprak yapısı, eğimi, imar-ihya görüp görmediği hususlarında ayrıntılı rapor alınması, ayrıca davaya konu taşınmaza komşu 7080 parsele ilişkin tespit tutanağı ile tescile esas belgelerin getirtilerek taşınmaz yönünü ne gösterdiği hususunda denetleme yapılması, 3402 sayılı Kadastro Yasasının 14. maddesindeki miktar sınırlandırması yönünden denetleme yapılabilmesi için davacı tarafından açılan ve bu dosya ile birlikte temyize gönderilen mahkemenin 1994/78 Esas sayılı tescil dosyası ile birleştirilmesi hususunun düşünülmesi, tüm deliller toplandıktan sonra değerlendirilerek neticeye göre karar verilmesi gerekir. Mahkemece, toplanan delillere ve uyuşmazlığın çözümünde göz önünde tutulması gereken Yasa hükümlerine ters düşecek şekilde yazılı biçimde davanın reddine karar verilmiş olması doğru görülmemiştir.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde olduğundan kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 4.960.000 lira peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 01.07.2002 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy