(1086 S. K. m. 73, 274, 186, 258, 259) (7201 S. K. m. 35) (4721 S. K. m. 1023, 1024)
Dava: Eldeki ve birleştirilen 1998/115 E. S. dosya davacıları Aşire Bozkurt (Baş) ve Aniş Ertürk (Baş) ile Döndü Baş ve müşterekleri, Menekşe Meltem Baş aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kısmen kabulüne ve kısmen reddine dair Yozgat Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 04.10.2001 tarih ve 588/672 s. hükmün Yargıtayca tetkiki davacılar vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacılar vekili, 105 ada 3, 4, 12; 113 ada 3, 32; 115 ada 14; 119 ada 2; 127 ada 51 ve 131 ada 23 no.lu parsellerin müvekkillerinin babaları ve miras bırakanı Mehmet Baştan kaldığını belirterek davalılar adına yazılı tapu kayıtlarının iptali ile murisin bütün mirasçıları adına payları oranında iptal ve tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalılardan Ali Baş 20.11.1997 günlü celsede, zahide Baş ise, 08.11.1999 günlü keşifte davayı kabul ettiklerini bildirmişler, sair davalılar ise, yargılama oturumlarına katılmamışlardır. Davaya katılan davalı Özarap Korkmaz vekili ise, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, 105 ada, 3 no.lu parselle ilgili davanın reddine, sair parseller yönündeki davanın kabulüne karar verilmesi üzerine, redde ait hüküm bölümü davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, mirasçılar arasında açılıp yürüyen ve babaları ölü Mehmet Baştan gelen taşınmazların tapu kayıtlarının miras payları oranında iptali ile bütün mirasçılar adına tapuya kayıt ve tesciline ilişkindir. Döndü Baş ve müşterekleri adına verasetten iştirak biçiminde kayıtlı bulunan 105 ada, 3 no.lu parsel 02.10.1997 gününde Özarap Korkmaza satılmış olup, 20.11.1997 günlü celse, ara kararıyla Özarap Korkmazın davaya katılmasının sağlandığı ve vekili tarafından yapılan savunmada ise, müvekkilinin iyi niyetli olduğunu, tapu kütüğünden güven ilkesinden yararlanarak taşınmazı satın aldığını ileri sürmüştür. Davacı taraf HUMK. nun 186. maddesi uyarınca seçimlik hakkını mülkiyet hakkı yönünden kullanmıştır.
Mahkemece yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermeye yeterli değildir. Bu nedenle;
1- USUL YÖNÜNDEN:
Öncelikle davada usul yasası hükümleri uyarınca taraf teşkilinin sağlanmadığı gözlenmiştir. Davalı mirasçılardan Nadir Baş, Hüseyin Baş ve Naciye Baş dosya içerisindeki bilgi ve belgelere göre, yurt dışında çalıştıkları ve ikamet ettikleri görüldüğü halde, dava dilekçesinin, hükmün ve temyiz dilekçesinin yurt içerisindeki adreslere ve aynı çatı altında birlikte oturmadıkları anlaşılan yakınlarına yapılan bütün tebligatların usulüne uygun olmadığı gibi aynı 3 kişinin vekil tayin ettikleri Avukat Mustafa İpekelin aynı zamanda davacıların avukatı olduğu, aralarında yarar çatışmasının bulunduğu bilindiği halde, mahkemece bunların kanuni avukatı olarak kabul edilmek suretiyle taraf teşkilinin sağlandığının kabulünde kanuna uygunluktan söz edilemez.
Davalı mirasçı Zahide Şahinere (Başa) köydeki adresine dava dilekçesi tebliğ edildiği halde, ilk defa bildirilen Ankaradaki adresine tebligat Yasasının 35. maddesi gereğince hükmün kendisine tebliğ edilmiş olması 7201 s. Tebligat Yasasının hükümleri ile bağlı tüzük hükümlerine aykırı olduğu açıktır.
Dava dosyası ile birleştirilen ve davacılar tarafından 25.02.1998 gününde Menekşe Meltem Başa karşı açtıkları 1998/115 esas s. davada; dava gününde davalının tapu maliki olmadığı, kural olarak tapu maliklerine karşı davanın açılması gerektiği, 105 ada 3 no.lu parselin 02.10.1997 gününde Özarap Korkmaza satıldığı anlaşıldığına göre, tapu malikine karşı açılmayan davada, davanın husumetten reddi yönünden olumlu veya olumsuz bir kararın verilmemiş olması da Kanuna aykırıdır. Kaldı ki; davanın açıldığı tarihte davalı Menekşe Meltem Baş 13.06.1986 doğumlu olup, henüz medeni haklarını kullanma ehliyetine sahip olmadığına göre, davanın velayeten babasına veya annesine ya da kanuni temsilcisine karşı açılmamış olması da yerinde bulunmamaktadır.
Yukarıdaki açıklamalar karşısında yargılamanın sağlıklı bir şekilde sürdürülebilmesi, iddia ve savunma ile ilgili delillerin eksiksiz toplanıp tartışılması ve davanın süratle sonuçlandırılabilmesi için öncelikle tarafların yargılama tarihinde ve davadan haberdar edilmesi ile mümkün olabilecektir. HUMK. nun 73. maddesi hükmünde çok açık bir şekilde vurgulanan temel ilkeye göre; mahkeme tarafları dinlemeden onları iddia ve savunmalarını bildirmeleri için usulüne uygun olarak davet etmeden hüküm veremez. Asıl olan, tarafların huzurunda yargılamanın yürütülmesidir. Öte yandan, hukuk mahkemelerinde taraflar yargılamaya katılmasalar bile, mutlaka duruşmadan haberdar edilmeleri zorunlu bulunmaktadır. Taraf teşkili aynı zamanda kamu düzeniyle ilgili olup, bu hususun mahkemece resen belirtilmesi gerekir.
2- ESAS YÖNÜNDEN:
Uyuşmazlık konusu taşınmazların muris Mehmet Baştan geldiği, yalnızca erkek kardeşler arasında taksimin yapıldığı, kızların da dahil olduğu kanuni ve geçerli bir taksim yapılmadığı, terekenin iştirak halinde mülkiyet hükümlerine tabi bulunduğu, kadastro çalışmaları sırasında taşınmazın davalılar adına tespitinin yapıldığı, davayı kabul eden Ali ile Zahide Başın beyanları ile sunulan tanık listesinde yer almayan yargılama sırasında dahili davalı vekilinin itirazına uğrayan ve HUMK. nun 274. maddesine aykırı olarak dinlenen davacı tanıklarının beyanı ile anlaşılmakla birlikte, liste haline sunulan taraf tanıkları konusunda olumlu veya olumsuz bir karar verilmeden mahkemece bu tanıkların dinlenmediği saptanmıştır. İddia ve savunmanın açıklığa kavuşturulması açısından taraf tanıklarının dinlenmelerinde yarar olduğu açıktır. Bundan ayrı, temyize konu ve reddedilen 105 ada, 3 nolu parsel, yargılama sırasında 02.10.1997 gününde Özarap Korkmaza satıldığı konusunda her ne kadar mahkemece bu kişinin kötü niyetli olduğu kanıtlanamamış olduğu gerekçesiyle bu parselle ilgili davanın reddine karar verilmiş ise de, bu görüşe katılmak mümkün değildir. Katılanın kötü niyetli olduğu iddiasını, ispat yükü sebebiyle davacı tarafından kanıtlanması gerekmekle beraber, taşınmazı satın alan dahili davalı ile murisin mirasçıları aynı köylü olduklarından durumu bilen veya bilebilecek halde olan kişiler olduğunun göz önünde tutulması gerekir. Bu bakımdan, taraf teşkili sağlandıktan sonra MK. nun 1023 ve 1024. maddeleri uyarınca davaya katılan Özarap Korkmazın iyi veya kötü niyetli olup olmadığı hususu üzerinde durulması, yapılacak keşifte HUMK. nun 258 ve 259. maddeleri gereğince taraf tanıklarının taşınmazların başında dinlenmelerinin sağlanması, bu konuda taraflara süre ve imkan tanınması, ondan sonra toplanacak deliller çerçevesinde bir karar verilmesi gerekir.
Sonuç: Açıklanan hususlar gözardı edilerek hüküm kurulmuş olması usul ve Kanuna aykırı olup, davacılar vekilinin temyiz itirazları bu bakımlardan yerinde görüldüğünden kabulü ile yerel mahkeme hükmünün belirtilen sebeplerle BOZULMASINA ve 49.950.000. lira peşin harcın istem halinde temyiz edene iadesine 25.06.2002 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy