(4721 S. K. m. 640) (3402 S. K. m. 14)
Dava: Şükrü Solak ve Hamdi Solak ile Zara Belediye Başkanlığı ve Hazine aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kabulüne dair Zara Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 02.05.2002 gün ve 10/72 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi Hazine temsilcisi tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacılar, uyuşmazlık konusu parsellerin tapu kayıtlarının iptali ile adlarına tapuya tesciline karar verilmesini istemişlerdir.
Davalı Hazine Temsilcisi davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı Hazine Temsilcisi tarafından temyiz edilmiştir.
Uyuşmazlık konusu 306 ada, 81 ve 89 parsellerin davacıya muris babasından kaldığı yerel bilirkişi tarafından ileri sürüldüğüne ve taksim hakkında bir açıklamada bulunmamış olduğuna göre, davacılardan murisine ait mirasçılık belgesinin istenilmesi, ölüm tarihine göre terekesi iştirak halinde mülkiyet hükümlerine tabi olup da, davacılardan başka mirasçıların bulunduğu taktirde onların da davaya katılmalarının sağlanması veya yöntemine uygun bir biçimde muvafakatlarının alınması ya da TMK. nun 640. maddesi hükmü uyarınca, miras ortaklığına temsilci atamak suretiyle onun huzuruyla davaya devam olunması, dava koşulunun öncelikle yerine getirilmesi gerekmektedir.
Dava, tapu iptali ve tescil isteğine ilişkin mülkiyet aktarılması davasıdır. Bu tür uyuşmazlıklarda davanın kayıt malikine yöneltilmesi gerekir. Somut olayda; kayıtla ilgisi bulunmayan Zara Belediye Başkanlığına davanın yöneltilmesi doğru olmadığı gibi, belediye aleyhine açılan dava hakkında olumlu veya olumsuz bir karar verilmemiş olması da doğru görülmemiştir.
İşin esasına gelince: Uyuşmazlık konusu parsellerin Hazine adına tescil tarihine kadar davacılar ile miras bırakanları tarafından 20 yıldan fazla süre ile tasarrufta bulunduğu belirlenmiş bulunduğuna göre, aşağıda belirtilen husus dışında davalı Hazinenin temyiz itirazları yerinde bulunmamaktadır.
Sonuç: 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14. maddesi hükmüne göre; zilyetliğin bu Kanunda yazılı belgelerden birisi ile ispatı yoluna gidilmeyen hallerde, zilyedin aynı çalışma alanı içinde kazanabileceği miktar sulu toprakta 40, kuru toprakta 100 dönümü geçmeyecektir. Anılan hüküm gözönünde tutularak 26.07.1972 tarihinden sonra davacı miras bırakanı ve diğer mirasçılar adına kadastro yolu ile veya açılan dava sonunda tescil edilmiş taşınmaz veya taşınmazlar var ise bunların miktarlarının, çalışma alanlarının, tescil tarihlerinin Tapu Sicil Müdürlüğü ile Kadastro Müdürlüğünden açılmış dava olup olmadığının o yer Hukuk Mahkemeleri Yazı İşleri Müdürlüğünden sorulup belirlenmesi, ayrıca bu maddenin 2.fıkrası hükmüne göre; sulu ve kuru toprak ayırımının 3083 sayılı Kanun hükümlerine göre Köy Hizmetleri İl Müdürlüğünden araştırılıp belirlenmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, bu hususlar araştırılmadan eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm verilmiş olması isabetsiz, davalı Hazine temsilcisinin temyiz itirazları açıklanan nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 10.09.2002 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy