(3402 S. K. m. 14, 17) (4721 S. K. m. 713)
Dava: Fehmi Metin ve müşterekleri ile Hazine ve Şekerpınar Köyü Muhtarlığı aralarındaki tescil davasının kısmen açılmamış sayılmasına ve kısmen reddine dair Gebze 2. Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 26.03.2002 gün ve 751-167 sayılı hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay'ca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 05.11.2002 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden davacılar vekili Avukat M. Faik Özcan ve karşı taraftan Hazine vekili Avukat İclal Perran Kural geldiler. Tebligata rağmen başka kimse gelmedi. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacılar vekili, uyuşmazlık konusu taşınmaz bölümlerinin vekil edenleri adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine vekili ile Şekerpınar Belediye Başkanlığı vekili, davanın reddine karar verilmesini savunmuşlardır.
Mahkemece, 1588 parsel hakkındaki davanın açılmamış sayılmasına, 1586 ve 1517 parseller kapsamında kalan taşınmazlar hakkındaki davanın reddine karar verilmesi üzerine; hükmün redde ilişkin bölümleri, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davacılar vekili, taşlık ve kayalık niteliğiyle tespit dışı bırakılan dava konusu taşınmaz bölümlerinin vekil edenleri tarafından para ve emek sarfedilmek suretiyle kültür arazisi haline getirildiğini, kazanma koşullarının oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
Davacılar vekilinin, tescilini istediği taşınmazın bir bölümünün 1517 parsel kapsamında kaldığı belirlenmiştir. 26.10.1994 tarihinde ham toprak niteliğiyle Hazine adına tapuya tescil edildikten sonra, 07.10.1995 tarihinde tapudaki satış ve devirle İl Özel İdare Müdürlüğüne devredilmiştir. Davanın açıldığı 30.09.1996 tarihinde 1617 parsel, İl Özel İdare adına tapuda kayıtlı bulunmaktadır. Dava, iptal ve tescile ilişkin mülkiyetin aktarılması davasıdır. Bu tür uyuşmazlıklarda, davanın kayıt malikine yöneltilmesi gerekir. Davanın açıldığı tarihte dava konusu parsel, Hazinenin mülkiyetinden çıkmıştır. Hazine aleyhine davanın açılmış olması yerinde değildir. Bu parsel hakkındaki davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken, kanıtlanmamış olduğu gerekçesiyle reddine karar verilmiş olması doğru değil ise de, dava redde ilişkin olup, sonucu itibariyle doğru görülmüştür. Davacılar vekilinin 1517 parsele ilişen temyiz itirazları yerinde bulunmamaktadır.
1586 parsele ilişkin davacılar vekilinin temyiz itirazlarına gelince: Dava konusu taşınmaz, 1957 yılında taşlık niteliğiyle tespit dışı bırakılmıştır. Davacı, imar ihya ve kazanmayı sağlayan zilyetliğe dayanarak istekte bulunmuştur. 10.10.1997 tarihinde yapılan birinci keşifte dinlenen yerel bilirkişi imar ve ihya hakkındaki bir açıklamada bulunmaksızın, davacı Fehmi Metin'in 1973 yılından bu yana taşınmaza zilyet olduğunu, tanık Ahmet Sarı, davacının 1970, Murat Şahin'in 1974 yılından itibaren zilyet olduklarını, Fehmi'nin satışı ile diğer davacılara geçtiğini bildirmiş olmalarına karşın, Hazine tanığı İsmail Çalışkan, davacının 1978 yılında, tanık Mehmet Çalışkan ise davacı Fehmi'nin 1975 yılında taşlık ve çalılıktan açarak tarım arazisi haline getirdiğini bildirmiş, ziraatçi uzman bilirkişi de 20-22 yıldan beri ekilip biçilen bir yer olduğunu bildirmiştir. Yerel bilirkişi ve tanık beyanları arasındaki aykırılığın giderilmesi için keşif yapılmasına karar verilmiş ise de, keşif yapılamamış, davacılar vekili 19.03.2002 günlü yargılama oturumunda, keşif yapmaktan vazgeçtiklerini, toplanan mevcut delillere ve incelemeye göre hüküm kurulmasını istemiştir. Mahkemece de toplanan deliller ve davacılar vekilinin beyanları gözönünde tutularak, davanın reddine karar verilmiştir.
Bu tür uyuşmazlılarda, imar ve ihya olgusunun, tamamlandığı tarihten dava tarihine kadar 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14, 17 ve MK.nun 713/1. maddesinde belirtilen koşullar altında tasarruf edilmiş bulunduğunun kanıtlanmış olması gerekir. Somut olayda; gerek ihya olgusu, gerekse kazanma süresi ve koşulları hakkında yerel bilirkişi ve tanıklar yeterli bilgi vermemişlerdir. Mahkemece de bu husus gözönünde tutularak, yeniden keşif yapılması karar altına alınmış ise de, davacı vekili keşif deliline dayanmaktan vazgeçtiğini bildirmiştir. Toplanan delillere ve dosya içeriğine göre, dava kanıtlanmamıştır. Mahkemece, bu gerekçeyle davanın reddine karar verilmiş olmasında kanuna aykırı bir yön bulunmamaktadır.
Sonuç: Davacılar vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca 250.000.000.-TL avukatlık ücretinin davacılardan alınarak, Yargıtay duruşmasında avukat marifetiyle temsil olunan davalı Hazineye verilmesine ve aşağıda dökümü yazılı 4.960.000.-lira peşin harcın onama harcına mahsubuna, 05.11.2002 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy