(4721 S. K. m. 683) (1580 S. K. m. 159) (3194 S. K. m. 11) (3621 S. K. m. 5, 7, 11)
Dava: Nurettin Şer ile İstanbul Defterdarlığı, Kartal Emlak Müdürlüğü ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı aralarındaki elatmanın önlenmesi davasının kabulüne dair Kartal 2. Sulh Hukuk Hakimliğinden verilen 25.04.2002 gün ve 667/427 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı Defterdarlık vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı, uyuşmazlık konusu taşınmazda davalı Belediyenin kiracısı olduğunun tespitine ve diğer davalı Hazinenin elatmasının önlenilmesine karar verilmesi istenilmiştir.
Davalı Hazine ve Belediye vekilleri, davanın reddine karar verilmesini savunmuşlardır.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmesi üzerine hüküm davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı, uyuşmazlık konusu taşınmazın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığınca kendisine kiralandığını, kira ilişkisine dayanılarak C olarak işletildiğini, davalı Hazinenin taşınmazdan zorla çıkartmak istediğini ve zilyetliğine elattığını ileri sürerek korunmasını, diğer davalı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekili, dava konusu taşınmazın denizden doldurulmak suretiyle elde edildiğini, Belediyenin mülkiyetine geçen yerlerden olduğunu, davacıya kira sözleşmesi uyarınca bırakıldığını bildirerek davanın husumet ve esas yönünden reddine karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine vekili, dava konusu taşınmazın denizden doldurulmak suretiyle kazanılan, Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olduğunu, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığına devredilmediğini, bu nedenle Belediyenin bu yer üzerinde tasarrufundan söz edilemeyeceği ve kiraya verilemeyeceğini, davacının yararlanmasının haksız olduğunu ileri sürerek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, dava konusu taşınmazın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığınca davacıya kiralandığını, kira sözleşmesine dayanarak işlettiğini, Hazinenin davacının kira sözleşmesinden doğan kişisel hakkını bozamayacağı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya arasında belge bulunmamakla beraber, dava konusu taşınmazın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığınca denizde doldurulduğu hususunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Taşınmazın denizden doldurulmak suretiyle elde edildiği belirlendiğine göre, uyuşmazlığın 3621 sayılı Kıyı Kanunu, 4342 sayılı Mera Kanununun 33.maddesiyle değişik 1580 sayılı Belediye Kanununun 159 ve 3194 sayılı İmar Kanununun 11. maddesi hükümleri uyarınca çözüme kavuşturulması gerekmektedir.
Doldurma ve kurutma yoluyla arazi elde edilmesine ilişkin 3621 sayılı Kıyı Kanununun 7. maddesinde Kamu yararının gerektirdiği hallerde deniz, göl ve akarsuların ekolojik durumu dikkate alınarak doldurma ve kurutma suretiyle arazi elde edilebileceği ve bu yolla elde edilen arazilerin Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olduğu ve özel mülkiyet konusu olmayacağı belirtilmiştir. Aynı kanunun 11. maddesinde de bu kanun hükümlerine göre; doldurma yoluyla kazanılan araziler üzerinde yapı ve tesislerin yapılabilmesi için Maliye Bakanlığından gerekli iznin alınması zorunlu olduğu açıklanmıştır.
4342 Sayılı Kanunun 33. maddesi ile değişik 1580 sayılı Belediye Kanununun 159. maddesinde; belediye sınırları içerisinde belediye marifetiyle denizden doldurulmuş olan yerlerin idare, nezareti kafei hukuk ve vecaibi ve varidatı ile beraber belediyelere devrolunur denilmiştir.
Sonuç: Benzer bir düzenleme getiren, 3194 sayılı İmar Kanununun 11.maddesinde de; bu maddede belirtilen arazi ve arsaların belediye ve valiliğin teklifi üzerinde Maliye ve Gümrük Bakanlığının onayı ile Belediyelere devredileceği açıklanmıştır. Somut olayda; İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığınca doldurulmak suretiyle elde edilen dava konusu yerin, 1580 sayılı Belediye Kanununun değişik 159 ve 3194 sayılı İmar Kanununun 11. maddesi hükmü uyarınca belediyeye devredildiği ileri sürülmediği gibi, bu yönde belge de mevcut değildir. Bu tür yerlerin mülkiyetinin Hazineden Belediyeye geçişi doğrudan doğruya olmayıp, anılan kanun hükümleri uyarınca işlem yapılması halinde mümkün olabilir. Taşınmazın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığına devredildiği kanıtlanmamıştır. Dava konusu yerin, Büyükşehir Belediye Başkanlığına devri yönünden protokol düzenlenmiş ise de; protokol uyarınca Belediye Başkanlığınca yapılması gereken planlar düzenlenmediği ve protokol gerekleri yerine getirilmediği anlaşılmıştır. Az öncede açıklandığı üzere; 3621 sayılı Kanunun 7. maddesi hükmüne göre, doldurma yoluyla elde edilen bu tür yerler Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olup, özel mülkiyete konu olamaz. Aynı Kanunun 5. maddesinde de, Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan kıyıların, herkesin eşit ve serbest olarak yararlanmasına açık olduğu belirtilmiştir. Yukarıdan beri izah edilen maddi ve hukuki olgular birlikte göz önünde tutulduğunda denizden doldurulmak suretiyle kazanılan taşınmazın, Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunduğu ve özel mülkiyet konusu olamayacağı sonucuna ulaşmak gerekir. Hazineye ait Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan bir yerin, devri gerçekleşmedikçe Belediye tarafından başka kimselere kiraya verilmesi hukuken geçerli bir sonuç doğurmayacağı gibi, Hazine yönünden de bağlayıcı olmaz. Bu nedenlerle davanın reddine karar verilmesi gerekirken, dava konusu taşınmazın mülkiyetinin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığına geçtiği ve davacıya kiralandığı, davacının kira sözleşmesinden doğan kişisel hakkının Hazine tarafından bozulamayacağı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş olması doğru görülmemiştir. Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazları bu bakımlardan yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK. nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, Üye Selamet İlday'ın karşı oyu ile 03.10.2002 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Davacı, kira akdine istinaden elinde bulundurduğu taşınmaza davalının müdahale ettiğini açıklayarak zilyetliğinin korunmasını talep ve dava etmiştir.
1- İhtilaf zilyetliğin korunmasına ilişkin bulunduğuna göre, davacının ne suretle taşınmazı elinde bulundurduğuna bakmak gerekir. Davacı Kartal Özgürlük Meydanı park içinde bulunan ve kira mukavelesine göre cinsi C olan yeri İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanlığından, Belediye Encümeninin 25.01.1994 gün 30-50 sayılı kararı üzerine 18.02.1994 günü, 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu hükümlerine göre şartnameye uygun bir biçimde kiralamıştır. Görüldüğü gibi, davacının taşınmazı elinde bulundurması 2886 sayılı Devlet İhale Kanununa ve bu Kanundaki Usul ve şartlara göre düzenlenen şartname ve kira akdine bağlıdır. Bilindiği gibi Belediyeler de bu Kanun hükümlerine göre kira akdi yapabilirler (2886 SK m.1). Bu durumda davacının zilyetliğinin korunması gerekir. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun 09.10.1946 tarih 1946/6 Esas, 1946/12 sayılı kararı aynen: MK. 896. madde uyarınca bir gayrimenkulde zilyetliği tecavüze uğrayan kimsenin bu hakkının korunması için açacağı davada; şeye malik olduğunu veya zilyetlik hakkını beyana lüzum olmadan sadece zilyetlik sıfatını ileri sürerek tecavüzü ispat etmesi yeter. Bu halde hakim, yalnız davacının gerçek ise zilyetlik halini tespit ederek tecavüzün önlenmesine karar verir. Bu karar, zilyetlik konusunda kesin hüküm meydana getirmez, zilyede mülkiyet hakkı vermez ve diğer tarafa mülkiyet iddiasıyla yetkili mercilerde başkaca dava açmak hakkına dokunmaz... Bu kararda da açıklandığı gibi mahkemenin kira akdine istinaden taşınmazı elinde bulunduran davacının zilyetliğinin korunmasına karar vermesi doğru olmuştur. Sayın çoğunluğun Belediye ile Hazine arasındaki ihtilafı, 2886 sayılı Devlet İhale Kanununa göre taşınmazı elinde bulunduran davacıya yansıtmasını mevzuata ve Yargıtay Kararlarına uygun bulmadığımdan katılmıyorum. İçtihadı Birleştirme Kararında da açıklandığı gibi zilyetliğin korunmasına ilişkin böyle bir davada verilen olumlu bir karar, diğer tarafa mülkiyet iddiası ile yetkili mercilerde başkaca dava açma hakkına halel getirmeyecektir.
2- Sayın Çoğunluğun kabul şekline göre; meseleyi Kıyı Kanunu, İmar Kanunu ve Belediye Kanunu yönünden inceleyerek, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Hazine arasındaki bir ihtilaf şeklinde halletmesi de doğru olmamıştır.
Zira, 4 Nisan 1990 tarihli 3621 sayılı Kıyı Kanununun 7. maddesi Kamu yararının gerektirdiği hallerde, uygulama imar planı kararı ile, deniz, göl ve akarsularda ekolojik özellikler dikkate alınarak doldurma ve kurutma suretiyle arazi elde edilebilir hükmünü getirmiştir. Aynı maddenin son fıkrası bu alanlar üzerinde 6. maddede belirtilen yapılar ile yol, açık otopark, park, yeşil alan ve çocuk bahçeleri gibi teknik ve sosyal alt yapı alanları düzenlenebilir. Şeklinde kural getirmiştir. Görüldüğü gibi Kamu yararı olduğu hallerde deniz doldurularak alanlar meydana getirilmesi ve bu yerlerin bir Kamu kuruluşu olan Belediyeler tarafından sosyal altyapı alanları, açık otopark, park, yeşil alan gibi kullanılması mümkün görülmüştür. İstanbul Büyükşehir Belediyesinin yaptığı hizmet de bir kamu hizmetidir. Dava Konusu yer de bu şekilde doldurulan özgürlük meydanı park alanı içindeki bir Cdir.
En son çıkarılan, özel nitelikli 25.02.1998 tarih 4342 sayılı Kanunun 33. maddesi ile değiştirilen 1580 sayılı Belediye Kanununun 159. maddesi aynen: Belediye sınırları içinde sahipsiz arazi mahiyetindeki seyrangah, harman yeri, koruluk ve bataklıkların ve Belediye marifetiyle deniz, nehir ve gölden doldurulmuş olan yerlerin ve yıkılmış kale ve kulelerin metruk arsaları ve enkazının tasarruf, idare ve nezareti kaffei hukuk ve vecaibi ve varidatı ile beraber Belediyelere devrolunur hükmünü getirmiştir. Bu hüküm emredici bir hükümdür. Tasarruf, idare ve nezareti bütün hukuk ve borçları ve varidatı ile beraber belediyelere devrini emreden bir hükümdür. Kanun koyucu, sadece devredilir dememiş tasarruf, gelir, nezaret ve bütün hak ve hukuku ile devri emretmiştir. Bütün bunlara rağmen İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile İstanbul Defterdarlığı arasındaki protokolün 12. maddesinde bahsi geçen ve her zaman iki idare arasında tamamlanıp verilmesi mümkün olan 1/5000 veya 1/1000 ölçekli imar planı verilmediğinden bahisle ve bunu bahane ederek devre yanaşmayıp, Belediyenin kiracısına yönelip ondan ecrimisil isteyerek muaraza çıkarmak hak ve nesafet kurallarına uygun düşmez. Protokolün 12. maddesinde Protokolün Ekleri başlığını taşıyan ve sözleşmenin eki olması gereken ve her zaman tamamlanacak planların verilmediğini ileri sürerek hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz. İşte bütün bu nedenlere Sayın Çoğunluğun görüşünü doğru bulmadığımdan katılmıyorum. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy