(743 S. K. m. 639) (4721 S. K. m. 713) (2863 S. K. m. 1) (1086 S. K. m. 258)
Dava: Mehmet Akdeniz ile Hazine ve Değirmendere Belediye Başkanlığı aralarındaki tescil davasının kabulüne dair Menderes Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 28.11.2002 gün ve 428-795 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalılar Belediye Başkanlığı ve Hazine vekili taraflarından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, dava dilekçesinde mevkii ve sınırları gösterilen taşınmazın vekil edeni adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine vekili, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı Hazine ve Belediye vekili taraflarından temyiz edilmiştir.
Davacı vekili, kadastro çalışmaları sırasında tespit dışı bırakılan dava konusu yerin 70 seneyi aşkın bir süreden bu yana vekil edeni ile miras bırakanının zilyedliği altında bulunduğunu, kazanma koşullarının oluştuğu gerekçesiyle vekil edeni adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiş, davalı Hazine vekili ve Değirmendere Belediye Başkanlığı vekili fundalık ve çalılık niteliği ile tespit dışı bırakılan taşınmazın kuzeyinde yer alan Devlet ormanından açılmak suretiyle elde edildiğini, Tahtalı baraj havzası uzak koruma alanı dahilinde kalan bu yerin üçüncü derece arkeolojik sit alanı olduğunu, kültür arazisi vasfında bulunmadığını ve davacının bu yer üzerinde kazanmayı sağlayan zilyedliğinin geçmediğini savunarak davanın reddine karar verilmesini istemişlerdir. Yerel bilirkişi ve davacı tanıkları, davacı ve miras bırakanının bu yeri daha önce zeytinlik ve zaman zaman hububat tarımı yapmak suretiyle tasarrufta bulunduklarını, daha sonra zeytin ağaçları köklenmek suretiyle kaldırıldığını, bu yüzden taşınmazın boş bırakıldığını ve 7-8 seneden beri kullanılmadığını bildirmişlerdir. Mahkemece, kazanma koşullarının oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Mahkemece yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır.
Kadastro Müdürlüğünün 22.11.2002 günlü karşılık yazısında, dava konusu taşınmazın Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olması nedeniyle 766 sayılı Tapulama Kanunu hükümleri uyarınca tespit dışı bırakıldığı bildirilmiştir. Komşu parsellere ait kadastro tutanakları ve paftaya göre taşınmazın bulunduğu yerde 1957 yılında kadastro çalışmalarının yapıldığı görülmüştür. Tespitin yapıldığı tarihte 766 sayılı Tapulama Kanunu henüz yürürlükte değildir. Bu nedenle Kadastro Müdürlüğünün cevabı sağlıklı olmadığı gibi taşınmazın niteliğini belirlemek bakımından da yetersizdir. Teknik bilirkişi krokisine göre tescil konusu edilen taşınmaz 401 parselin batısında yer almaktadır. Kadastroca düzenlenen paftaya göre 401 parselin kuzeydoğusu ormanlık, batısı da fundalık olarak gösterilmiştir.
Teknik bilirkişi tarafından düzenlenen krokiye göre de, dava konusu yerin çevresinde bulunan parsellerin senetsizden tespit edildikleri görülmüştür. Bu açıklamalar karşısında paftadaki durum ile sınırda yer alan parseller karşısında bir uyumsuzluk ortaya çıkmaktadır. Mahkemece bu husus üzerinde durulmamıştır. Diğer yönden zilyedliğin başlangıcı, süreci ve niteliği bakımından taraf tanıklarının beyanları da hüküm vermeye yeterli değildir.
1957 yılında düzenlenen paftada taşınmazın sınırında ormanlık ve fundalık alanların bulunduğu açıklandığına ve taşınmazın, davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan MK. nun 639/1. maddesi hükmü uyarınca tescili istenildiğine göre aynı maddenin 3. fıkrası hükmü göz önünde tutularak davanın Orman Genel Müdürlüğüne yöneltilmesi, yargılamaya geldiği takdirde savunma ve delillerinin tespiti, yetkili Orman Kadastro Komisyonlarınca yapılmış orman kadastro harita ve tutanakları mevcut ise bunların, orman kadastrosu görmeyen bir yer ise eski tarihli memleket haritası amenajman planları ve hava fotoğraflarının bulundukları yerlerden, ayrıca taşınmazın üçüncü derece arkeolojik sit alanı içerisinde kaldığı savunulduğuna göre 2863 sayılı Kanun hükümleri göz önünde tutularak Koruma Kurulunca alınmış bir karar olup olmadığının, var ise buna ait karar ve haritanın getirtilip dosya arasına konulması, taşınmazın tespit dışı bırakılma tarihindeki niteliğinin kesin olarak belirlenmesi, gerekir ise pafta üzerinde inceleme yapılmak suretiyle bu hususun açıklığa kavuşturulması, 1957 yılında düzenlenen kadastro paftası ile teknik bilirkişi tarafından düzenlenen krokide belirtilen parseller bakımından farklılık bulunduğundan bu hususun açıklığa kavuşturulması, ondan sonra yerel, teknik, ormancı ve arkeolog bilirkişiler aracılığıyla taşınmazın bulunduğu yerde keşif yapılması, taraf tanıklarının HUMK. nun 258. maddesi hükmü uyarınca davetiye ile çağırılarak yerel bilirkişi ve tanıklardan bu yerin öncesi itibariyle niteliğinin, taşınmazın imar ve ihyaya muhtaç yerlerden bulunup bulunmadığının, böyle bir yer ise imar ve ihya olgusunun nasıl yapıldığı ve hangi tarihte tamamlandığının, davacı ve miras bırakanının bu yerdeki zilyedliğinin başlangıç tarihi, süreci ve niteliğinin, zilyedliğin terk edilip edilmediğinin kendilerinden sorulması, ormancı bilirkişiden taşınmazın orman sınırlandırma harita ve tutanaklarına göre orman sayılan yerlerden olup olmadığının, bu yerde orman sınırlandırması geçmemiş ise memleket haritası, amenajman planları ve hava fotoğraflarından yararlanılarak orman sayılan yerlerden olup olmadığının belirlenmesi, taşınmazın 2863 sayılı Kanun hükümleri uyarınca niteliğinin belirlenmesi, kazanmaya engel bir hal olup olmadığının araştırılması, bu hususlarda ormancı, arkeolog ve ziraatçı uzman bilirkişilerden gerekçeli rapor alınması, ondan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekmektedir.
Sonuç: Davalı Hazine ve Belediye vekillerinin temyiz itirazları bu bakımlardan yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK. 428. maddesi uyarınca BOZULMASNA ve 7.880.000 lira peşin harcın istek halinde Belediye Başkanlığına iadesine 21.03.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy