(1086 S. K. m. 258, 297)
Dava: Şükrü ile Satılmış aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kısmen kabulüne ve kısmen reddine dair Ç Asliye Hukuk Hâkimliğinden verilen 21.10.2002 gün ve 54-251 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı tarafında süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı Şükrü, 105 ada 3 parsel, 111 ada 5 ve 20, 140 ada 17 ve 135 ada 42 parsel nolu taşınmazlardaki davalının ½ payının iptali ile adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Satılmış, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, 105 ada 3, 111 ada 5 ve 140 ada 17 parsel nolu taşınmazlar hakkındaki davanın feragat nedeniyle reddine, 111 ada 20 ve 136 ada 42 parseller hakkındaki davanın kabulüne karar verilmesi üzerine; hükmün kabule ilişkin bölümü, davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Temyize konu 111 ada 20 ve 135 ada 42 parseller 1994 yılındaki kadastro da senetsizden zilyetlik ve satış hukuki nedeni ile ½ payı davalı Satılmış adına ½ payı dava dışı Hasan adına tespit ve tescil edilmiştir.
Davacı Şükrü, 135 ada 42 ve 111 ada 20 parseldeki davalı Satılmış adına olan ½ payın kendi murisleri Satı'dan kaldığını, eklemeli kazanmayı sağlayan zilyedlik nedeniyle iptali ile Satı mirasçıları adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiş, diğer mirasçıların usulüne uygun olarak muvafakatları alınmıştır. Davalı Satılmış, uyuşmazlık konusu taşınmazları 18.11.1969 tarihli adi senet ile davacıların murisi Satı'dan satın ve devraldığını belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Taşınmazların davacının miras bırakanı Satı'dan kaldığı hususunda uyuşmazlık bulunmadığına göre, satın alma olgusunun davalı Satılmış tarafından kanıtlanması gerekir. Dava konusu parseller öncesi itibariyle tapusuz olan yerlerdir. Tapusuz bir taşınmazın satış ve devri ile mülkiyeti alıcısına geçer. Davalı Satılmış'ın dayandığı 18.11.1969 günlü satış senedi HUMK.nun 297. maddesi hükmü uyarınca düzenlenmediği için ispat hukuku bakımından belge sayılmaz. Ne var ki satış ve devir olgusunun senet dışında diğer delillerle de kanıtlanması mümkündür. Davalı tanık deliline dayandığı halde tanıkları dinlenilmemiştir. Yerel bilirkişinin sözleri de satış ve devir olgusu bakımından hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır. Bu nedenle eksik incelemeye dayanılarak hüküm verilmiş olması doğru değildir. Davalıya dinletmek istediği tanıklarını, davacı tarafa da delil gösterdiği takdirde karşı delillerini liste halinde mahkemeye vermek üzere süre ve imkan tanınması, tanık gösterdikleri takdirde HUMK.nun 258. maddesi hükmü uyarınca davetiye ile çağrılarak taşınmaz başında dinlenilmeleri, dava konusu parsellerin davacıların miras bırakanı Satı tarafından davalıya satılıp satılmadığı ve buna dayanılarak zilyed olup olmadığının kendilerinden sorulup belirlenmesi, beyanları arasında aykırılık olduğu takdirde bunun giderilmesine çalışılması, ondan sonra uyuşmazlık hakkında hüküm kurulması gerekir. Bundan ayrı 135 ada 42 parsel yerine 136 ada 42 parselin tapu kaydının iptal ve tesciline karar verilmiş olması da doğru görülmemiştir.
Sonuç: Davalı Satılmış'ın açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile 111 ada 20 ve 135 ada 42 parsellere ilişkin hüküm bölümlerinin BOZULMASINA ve 7.880.000 lira peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 20.06.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy