(743 S. K. m. 639/1) (4721 S. K. m. 713/1)
Dava: A. ile Hazine aralarındaki tescil davasının kısmen kabulüne ve kısmen reddine dair S. Sulh Hukuk Hâkimliğinden verilen 15.01.2003 gün ve 262/12 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı Hazine temsilcisi tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı, dava dilekçesinde mevkii ve sınırları yazılı tespit dışı bırakılan dava konusu yerin kazanmayı sağlayan zilyetlik nedeniyle adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine temsilcisi, davanın reddine karar verilmesini savunmuş, 6.11.2002 günlü layiha ile dava konusu yerin Hazine adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, davalı Hazinenin tescil isteğini içeren 6.11.2002 günlü layihasının karşılık dava mahiyetinde bulunmadığı ve süresinde verilmediği gerekçesiyle Hazinenin isteğinin reddine, dava konusu taşınmazın davacı adına tapuya tesciline karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı Hazine temsilcisi tarafından temyiz edilmiştir.
Tescil konusu taşınmaz, 1976 yılında yapılan kadastro çalışmaları sırasında Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olması nedeniyle tespit dışı bırakılan bir yerdir. Davacı dava tarihinden geriye doğru 20 yıldan fazla süre ile koşullarına uygun olarak tasarrufta bulunduğunu ileri sürerek tescil isteğinde bulunmuş, yerel bilirkişi ve tanıklar davacının zilyetliğinden haber vermişlerdir. Mahkemece kazanma koşullarının oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bir yerin MK. nun eski 639/1, yeni 713/1. maddesi hükmü uyarınca tapuya tesciline karar verilmesi için diğer kazanma koşulları yanında taşınmazın niteliği itibariyle kazanılmaya elverişli yerlerden olması gerekir. 20.03.2002 tarihinde yapılan keşifte dinlenen ziraatçı uzman bilirkişi düzenlemiş olduğu 25.03.2002 günlü raporda tescil konusu taşınmazın çevresinde bulunan mera ile aynı özellikleri taşıdığı, iyi bir merada bulunması gereken bitkilerin üzerinde yer aldığı, mutlak mera arazisinden sürülmek suretiyle elde edildiğini açıklamış, 24.09.2002 tarihinde bilgilerine başvurulan ziraatçı uzman bilirkişi kurulu da, yukarıda tarihi yazılı rapordaki bilgileri doğrular nitelikte taşınmazın üzerinde mera bitki örtüsünün yer aldığını, taşınmazın yaklaşık 21-22 yıldan bu yana imar ve ihyası tamamlanmak suretiyle hububat tarımı yapılan bir yer olduğunu açıklamışlardır. Paftaya göre de tescil konusu taşınmazın çevresi tespit dışı bırakılan alanlarla kaplıdır. Ziraatçı uzman bilirkişi raporlarındaki açıklamalar karşısında taşınmazın meradan elde edildiği sonucuna ulaşılmaktadır.
Her ne kadar yerel bilirkişi ve tanıklar davacı tarafından tasarruf edildiğini bildirmişler ise de, öncesi mera olan bir yerin yetkili organlarca niteliği değiştirilmedikçe süresi neye ulaşırsa ulaşsın, imar-ihya ve kazandırıcı zaman aşımı yolu ile kazanılması mümkün olmaz. Birbirini doğrulayan gerekçeli bilirkişi raporları karşısında yerel bilirkişi ve tanıklara değer verilmemesi gerekir. Mahkemece bilirkişi raporundaki açıklamalar gözardı edilerek davanın kabulüne karar verilmiş olması doğru değildir. Yukarıdan beri açıklanan sebep ve gerekçelerle davacının tescil isteğinin reddine karar verilmesi gerekmektedir Hazinenin tescil isteğine gelince; Hazine temsilcisi 06.11.2002 günlü layiha ile dava konusu taşınmazın Hazine adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, karşılık davanın süresinde açılmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Gerçektende HUMK. nun 203. maddesi hükmüne göre de, karşılık davanın esas hakkındaki davaya ilişkin cevap layihası ile birlikte açılması gerekir. Somut olayda, dava anılan madde de yazılı süre açılmamış ise de, 01.01.2002 tarihinde yürürlüğe giren TMK. nun 713. maddesinin 6. fıkrasında aynen " davalılar ve itiraz edenler aynı davada kendi adlarına tescile karar verilmesini isteyebilirler" denilmiştir. Usule ilişkin bu hüküm derdest davalara uygulanacağından süreye bağlı olmaksızın yasal hasım durumunda bulunan Hazinenin dava konusu edilen bir yerin adına tescilini isteme hakkı bulunmaktadır. Mahkemece anılan hüküm gözönünde tutulmaksızın Hazinenin isteğinin reddine karar verilmiş olması doğru görülmemiştir. Kural olarak başkası tarafından kazanılmayan bir yer Hazineye ait sayılacağından koşulları mevcut olduğu takdirde Hazinenin isteğinin değerlendirilerek tescile karar verilmesi gerekir. Mahkemece, Hazinenin isteği tartışılıp değerlendirilmeden karşılık davanın süresinde açılmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş olması yerinde görülmemiştir.
Sonuç: Davalı Hazine temsilcisinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK. nun 428. maddesi hükmü uyarınca BOZULMASINA, 20.06.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy