(2863 S. K. m. 6/c, 11, 17)
Dava: Erdinç ile Hazine ve K Köyü Muhtarlığı aralarındaki tescil davasının reddine dair U Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 18.02.2003 gün ve 49-41 sayılı hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, dava dilekçesinde yeri ve sınırları gösterilen bir parça taşınmazın vekil edeni adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalılardan Hazine vekili, davanın reddine karar verilmesini savunmuş, diğer davalı köy tüzel kişiliği temsilcisi yargılama oturumlarına katılmamıştır.
Mahkemece, dava konusu taşınmazın birinci derece doğal sit alanı içerisinde kaldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Taşınmaz başında yapılan keşifte dinlenilen yerel bilirkişi ve tanıklar, davaya konu taşınmaz ile dava dışı 483 parselin davacıya muris babası Ahmet'ten kaldığını belirtmişler, paylaşmadan söz etmemişlerdir. Dava, murisin tüm mirascıları tarafından açılmadığına göre, davacıdan murise ait mirascılık belgesi istenilmesi, ölüm tarihine göre terekesi elbirliği mülkiyet hükümlerine tabi olupta, davacıdan başka mirascının olduğunun anlaşılması halinde bu kişilerin davaya katılmalarının sağlanması veya yöntemine uygun şekilde muvafakatlarının alınması ya da MK.nun 640.maddesi uyarınca miras ortaklığına temsilci atanarak onun huzuru ile yargılamaya devam olunması, böylece dava şartı yerine getirildikten sonra uyuşmazlığın çözüme kavuşturulması gerekir. Bundan ayrı, bir taşınmazın salt arkeolojik ya da doğal sit alanı içerisinde bulunmuş olması onun kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetliği ile ya da diğer bir mülkiyet belgesi ile iktisabına engel değildir. Koşullarının gerçekleşmesi durumunda bu yerler de kazanılabilir. 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 11.maddesiyle sadece korunması zorunlu kültür ve tabiat varlıkları ile bunların korunma alanlarının zilyetlikle edinilemeyecekleri hükme bağlanmıştır. Sit alanı olarak ilan edilen yerlerin hukuki durumu yapılaşma ağırlıklıdır. Zira, aynı yasanın 17.maddesi hükmüne göre bu alan içerisinde kalan yerlere ait imar planları ortadan kalkar ve koruma amaçlı imar planları yürürlüğe girer. Aynı yasanın 6/c maddesine göre; ancak sit alanı içerisinde bulunan taşınmaz kültür varlıkları korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarındandır. Bu durumda, bizatihi sit alanlarının tamamı değilde bu alan içerisindeki taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları anılan yasanın 5.maddesine göre; devlet malı sayılır ve 11.maddeye göre de zilyetlik yolu ile iktisap edilemez.
Dava konusu taşınmazın sit alanı içerisindeki taşınmaz kültür varlıklarından olup olmadığı, üzerinde ve altında korunması gerekli kültür ve tabiat varlıkları bulunup bulunmadığı yöntemine uygun şekilde araştırılmadan salt sit alanı içerisinde kaldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş olması doğru değildir. Ayrıca, nizalı taşınmaza komşu dava dışı 467,483 parsel sayılı taşınmazların hükmen davacının dedesi Mehmet Ali adına tapuya tescil edildiği hususu da dikkate alınarak bu parsellere ait hüküm dosyalarının bulunduğu yerden getirtilip uyuşmazlığın çözümünde gözönünde tutulması, ondan sonra iddia ve savunma çerçevesinde tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre hüküm tesisi gerekir.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazları bu bakımlardan yerinde olduğundan kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle BOZULMASINA ve 7.900.000.-lira peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 03.07.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy