(4721 S. K. m. 713/1)
Dava: Hayri ile Hazine, M. Belediye Başkanlığı, Aziz ve müşterekleri aralarındaki tescil davasının kısmen kabulüne ve kısmen reddine dair M. 4. Asliye Hukuk Hâkimliğinden verilen 02.05.2003 gün ve 265-413 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı Hazine vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, kadastro çalışmaları sırasında tespit dışı bırakılan dava dilekçesinde mevkii ve sınırları yazılı taşınmazın kazanmayı sağlayan zilyetlik nedeniyle vekil edeni adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine vekili, tescil istenilen yerin belediye imar planı içerisinde kalan Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olduğunu, bu tür yerlerin kazanılamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Davalı belediye vekili, taşınmazın imar planında okul alanı olarak belirtilmiş olduğunu bildirmiştir. Mahkemece, kazanma koşullarının oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava TMK.nun 713/1.maddesi hükmü uyarınca tescil isteğine ilişkindir. Bu hükme dayanılarak bir yerin tapuya tesciline karar verilebilmesi için taşınmazın tapuda kayıtlı olmaması gerekir. Mahkemece taşınmazın tapuda kayıtlı olup olmadığı Tapu Sicil Müdürlüğü'nden sorulmamıştır.
Tescili istenilen taşınmaz Kadastro Müdürlüğü'nün karşılık yazısındaki bilgiler ve paftaya göre, 1956 yılında taşlık ve çalılık niteliğiyle tespit dışı bırakılan bir yerdir. Bu tür yerler kural olarak TMK.nun 615.maddesi kapsamında kalan Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden sayılır. Böyle bir yer ancak 3402 sayılı Kadastro Kanununun 17.maddesinde belirtilen koşullar altında ihya edilmesi ve ihya olgusunun tamamlanmasından itibaren kanunda belirtilen koşullar altında tasarruf edilmiş olması halinde kazanılabilir.
Somut olayda; yerel bilirkişi dinlenmeden davacı tanıklarının sözlerine dayanılarak hüküm kurulmuştur. HUMK.nun 275.maddesi hükmüne göre; taşınmazın niteliği, sınırları bakımından bilirkişinin bilgisine başvurulması gerekmektedir. Bilirkişi dinlenmeden tanıkların sözleriyle yetinilmiş olması doğru görülmemiştir.
Bundan ayrı, taşınmaz çalılık niteliğiyle tespit dışı bırakılan bir yer olduğuna göre, 6831 sayılı Orman Kanununun 1.maddesi hükmü uyarınca orman sayılan yerlerden olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Bu yön gözönünde tutularak taşınmazın bulunduğu yerde yetkili Orman Kadastro Komisyonlarınca sınırlama çalışmalarının yapılıp yapılmadığının Orman İdaresinden sorulması, sınırlamaya ait harita, tutanak ve bu yöreyi gösteren hava fotoğraflarının bulundukları yerlerden istenilerek dosya arasına konulması, ondan sonra yerel, teknik ve ormancı bilirkişiler aracılığıyla taşınmaz başında keşif yapılmak suretiyle taşınmazın orman sayılan yerlerden olup olmadığının yöntemine uygun bir biçimde araştırılıp belirlenmesi, hava fotoğraflarına göre durumunun belirlenmesi, ayrıca dava tarihindeki niteliğinin belirlenmesine esas olmak üzere HUMK.nun 366.maddesi uyarınca çevreyi de içine alacak şekilde resimlerinin çekilmesi,
Bundan ayrı, davalı belediye vekili taşınmazın imar planında okul alanı olarak gösterildiğini bildirmiş, yargılamanın tüm evrelerinde davalı Hazine vekili de bu hususu savunmuş olduğuna göre, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 6.maddesinin son fıkrası uyarınca kamulaştırılan bir yer olup olmadığı hususunun tartışılıp değerlendirilmesi, kamulaştırılan bir yer olup da kazanma koşulları oluşmuş ise o takdirde davacının mülkiyet hakkının doğduğunun tespitine karar verilmesi gerektiğinin düşünülmesi,
Ondan sonra uyuşmazlık hakkında hüküm kurulması gerekmektedir.
Sonuç: Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazları bu bakımlardan yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi hükmü uyarınca BOZULMASINA 18.11.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy