(2942 S. K. m. 20, 38) (743 S. K. m. 639) (4721 S. K. m. 713) (2709 S. K. m. 153)
Dava: Ahmet Tereke temsilcisi Mehmet ile Hazine, Milli Savunma Bakanlığı, Karayolları Genel Müdürlüğü ve P Belediye Başkanlığı aralarındaki elatmanın önlenmesi ve tescil davasının reddine dair P Asliye Hukuk Hâkimliğinden verilen 17.07.2003 gün ve 32-155 sayılı hükmün Yargıtay'ca duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş ise de, duruşma isteminin gider olmadığından reddine karar verilerek, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı Mehmet Işık vekili, dava dilekçesinde mevkii ve sınırları yazılı taşınmazın kazanmayı sağlayan 40 seneyi aşkın zilyetlik nedeniyle vekil edeni adına tapuya tesciline, davalı Milli Savunma Bakanlığının elatmasının önlenilmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine ve Milli Savunma Bakanlığı vekili ile Karayolları Genel Müdürlüğü vekili, davanın reddine karar verilmesini savunmuşlardır.
Davalı P Belediye Başkanlığı temsilcisi, yargılama oturumlarına katılmamıştır. Mahkemece tescil konusu taşınmaza davalı Milli Savunma Bakanlığınca el konulduğu tarihten davanın açıldığı 21.02.l995 tarihine kadar 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 38. maddesinde belirtilen 20 yıllık sürenin geçmiş olması nedeniyle davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, TMK.nun eski 639/1., yeni 713/l. maddesi hükmü uyarınca tapusuz taşınmazın tapuya tescili isteğine ilişkindir. Anılan maddelere göre bir yerin tapuya tesciline karar verilebilmesi için kanunda belirtilen tüm koşulların oluştuğunun Hazineye karşı kanıtlanmış olması gerekir. Davacı vekili, vekil edeninin dava konusu taşınmaza 40 seneyi aşkın bir zamandan beri zilyet olduğunu ileri sürmüş olmasına karşın, davalı Hazine ve Milli Savunma Bakanlığını temsilen Hazine vekili özet olarak tescil konusu taşınmazın 1966-l970 yıllarından bu yana tel örgü ile çevrildiğini, üzerinde nöbet kulübeleri ve 123,125,126 ve 127 numaralı cephaneliklerin bulunduğunu, tüm bu tesislerin 1970 yılında yapıldığını bildirmiştir. Mahkemece davalı Hazine vekilinin savunmasına değer verilmek suretiyle tescil konusu taşınmazın el konulduğu 1970 yılından dava tarihine kadar 20 yıldan fazla sürenin geçtiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Mahkemece uyuşmazlığın çözümünde gözönünde tutulan 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 38. maddesinde "Kamulaştırma yapılmış, ancak işlemleri tamamlanmamış veya kamulaştırma hiç yapılmamış iken kamu hizmetine ayrılarak veya kamu yararına yönelik bir ihtiyaca tahsis edilerek üzerinde tesis yapılan taşınmaz malın maliki, zilyet veya mirasçılarının bu taşınmaz mal ile ilgili her türlü dava hakkı yirmi yıl geçmekle düşer. Bu süre taşınmaz mala el koyma tarihinden başlar" denilmiştir. Anılan hükmün Anayasaya aykırılığının ileri sürülmesi üzerine, Anayasa Mahkemesinin 10.4.2003 gün, 2002/112 esas ve 2003/33 sayılı kararı ile oybirliği ile iptaline karar verilmiş ve iptal kararı 04.11.2003 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanmıştır.
Uyuşmazlığın çözümünde önemli olan husus, hükmün verildiği 17.07.2003 tarihinden sonra Anayasa Mahkemesince verilen yukarıda tarihi ve sayısı yazılı iptal kararının davaya etkisi noktasında toplanmaktadır. Eş bir anlatımla Anayasa Mahkemesinin iptal kararının Resmi Gazetede yayım tarihinden önce verilmiş ve temyiz incelemesi için başvurulmuş, ancak temyiz incelemesi devam etmekte olan davada nazara alınacak mıdır?
Hemen belirtelim ki, T.C. Anayasasının l53. maddesinin ilk fıkrasında Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu, iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanmayacağı, üçüncü fıkrasında da iptal edilen kanunun iptal kararlarının Resmi Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkacağı, izleyen diğer fıkralarında iptal kararlarının geriye yürümeyeceği, Anayasa Mahkemesi kararlarının Resmi Gazetede hemen yayımlanacağı vurgulanmıştır.
Somut olayda; temyiz incelemesinin yapılması tarihinden önce Anayasa Mahkemesinin iptal kararı Resmi Gazetede yayımlanmak suretiyle yürürlüğe girmiştir. Kararın yayımlandığı tarihte incelenmekte olan dava şekli anlamda henüz kesinleşmemiştir. Başka bir anlatımla taraflar arasında görülmekte olan dava sonunda verilen karar temyiz edilmiş olup, temyiz incelemesinin devam etmesi nedeniyle derdest dava bulunmaktadır. Anayasa Mahkemesinin iptal kararının bu davanın temyiz incelemesinde nazara alınıp alınmayacağı davanın derdest dava olup olmadığı meselesi ile ilgilidir. Hemen belirtelim ki; bu sorun nedeniyle ortaya çıkan derdestlik, ilk itirazlardan olan derdestlik itirazından ayrı düşünülmesi gerekir. Derdestlik itirazının koşulları HUMK.da düzenlenmiştir.
Derdestlik itirazından söz edebilmek için, aynı davanın iki kere açılmış olması, davanın görülmekte ( derdest ) olması ve her iki davanın aynı olması gerekir. Anayasa Mahkemesinin iptal kararı karşısında, derdestlik itirazının koşullarından olan davanın "görülmekte" ( derdest ) olan bir dava olup olmadığı meselesine ilişkindir. Az önce de açıklandığı üzere şekli anlamda hüküm kesinleşmediği için devam eden temyiz incelemesi nedeniyle dava derdest sayılır. Anayasa Mahkemesinin iptal kararları Resmi Gazetede yayımlandıktan itibaren ve geleceğe dönük olarak hüküm ve sonuç doğururlar. Resmi Gazetede yayımlanması üzerine ortaya çıkan bu etki derdest olan davalara da uygulanır.
Tüm bu açıklamalar karşısında davanın görüldüğü, "derdest" bulunduğu tarihte 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 38. maddesi iptal edilmek suretiyle ortadan kaldırılmış bulunduğuna göre dava hakkının düştüğü gerekçesiyle verilen karar doğru olmaz. İptal kararının Resmi Gazetede yayımlanması ile Kamulaştırma Kanununun 38. maddesi yürürlükten kaldırılmış bulunduğuna göre iddia ve savunma çerçevesinde taraf delilleri toplanarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekmektedir.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile usul ve yasaya aykırı hükmün HUMK.nun 428. maddesi hükmü uyarınca BOZULMASINA ve 7.800.000.- lira peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 25.12.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy