(3402 S. K. m. 14, 17) (1086 S. K. m. 259, 366)
Dava: Hüseyin Kocabel ile Hazine ve Şehitali Köyü tüzel Kişiliği aralarındaki tescil davasının kısmen kabulüne ve kısmen reddine dair Ankara 19. Asliye Hukuk Hâkimliğinden verilen 03.10.2002 gün ve 554/586 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı Hazine vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, kadastro çalışmaları sırasında tespit dışı bırakılan dava dilekçesinde mevkii ve sınırları yazılı taşınmazın kazanmayı sağlayan zilyetlik nedeniyle vekil edeni adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine vekili, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Tescil konusu taşınmaz, komşu parsellere ait kadastro tutanaklarındaki bilgilere göre 1953 yılında tespit dışı bırakılmıştır. Kadastro Müdürlüğü'nün karşılık yazısında tescil konusu taşınmazın ziraate elverişli hali arazi niteliğiyle tespit dışı bırakıldığı bildirilmiş olmasına karşın, bu yeri kapsayan paftadaki açıklamalara göre ekilemez arazi niteliğinde bulunan bir yerdir. Davacı vekili, dilekçesinde kazanmayı sağlayan zilyetliğe dayanarak tescil isteğinde bulunmuş, yargılama oturumlarında ise imar ve ihya sebebine dayanarak tescil isteğinde bulunmuştur. Bu belirlemeler karşısında, ekilemez arazi niteliği ile tespit dışı bırakılan bir yerin 3402 sayılı Kadastro Kanununun 17. maddesinde belirtilen koşullar altında ihya edildiği takdirde kazanılması mümkün olabilir. Davacı vekili, dilekçesinde tanık deliline dayandığı ve tanıklarını liste halinde mahkemeye verdiği halde, sadece yerel bilirkişilerin bilgilerine başvurulmak suretiyle uyuşmazlık çözüme kavuşturulmuştur. İmar-ihya olgusu maddi olaylardan olup 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesi hükmüne göre yerel bilirkişi, tanık sözleri ve belgelerle kanıtlanabilir. Yerel bilirkişilerin sözleri imar-ihyanın yapılış ve bitiriliş tarihleri ile davacının zilyetliğinin başlangıcı süreci ve niteliği bakımından hüküm vermeye yeterli değildir. Eksik incelemeye dayanılarak hüküm kurulmuş olması doğru değildir. Bundan ayrı tescil konusu taşınmazın taşocakları bölgesinde bulunduğu bildirildiğine göre TMK.nun 713/3 maddesi hükmü göz önünde tutularak davanın ilgisi yönünden İl Özel İdare Müdürlüğüne yöneltilmesi, yargılamaya geldiği takdirde savunma ve delilerinin sorulması, ondan sonra yukarıda yapılan açıklamalar karşısında taşocaklarına ait harita ve belgeler ile komşu parsellere ait kadastro tutanakları ve dayanak belgeleri ile bu yöreyi gösteren en yeni tarihli hava fotoğraflarının bulundukları yerlerden getirtilerek dosya arasına konulması, ondan sonra yerel, teknik ve jeolog bilirkişiler marifeti ile HUMK.nun 259. maddesi hükmü uyarınca taşınmaz başında keşif yapılması, davacı vekilinin listesini vermiş olduğu tanıkların davetiye ile çağrılması, yerel bilirkişi ve tanıklardan taşınmazın niteliği, imar-ihya edilip edilmediği, edilmiş ise bu olgunun nasıl yapıldığı, hangi tarihte tamamlandığı, o tarihten dava tarihine kadar kazanma koşullarının geçip geçmediğinin sorulması, taşocaklarına ait belgeler ve komşu parsellere ait kadastro tutanakları ve dayanak belgeleri yöntemine uygun bir şekilde yerine uygulanmak suretiyle taşocağı alanında kalıp kalmadığı, hava fotoğraflarına göre en son niteliğinin araştırılması, tüm bu hususlar hakkında jeolog uzman bilirkişiden yeniden gerekçeli rapor alınması, HUMK.nun 366. maddesi hükmü göz önünde tutularak dava konusu taşınmaz ve çevresinin niteliğini belirleyecek şekilde resimlerinin çekilip dosya arasına konulması, ondan sonra deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekmektedir.
Sonuç: Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi hükmü uyarınca BOZULMASINA 19.01.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy