(4721 S. K. m. 713)
F. A., itirazcı davacı S. L. B. ile Hazine ve Apçağa Köyü Muhtarlığı aralarındaki tescil davasının kısmen kabulüne ve kısmen reddine dair Kemaliye Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 14.04.2004 gün ve 14/15 sayılı hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay'ca incelenmesi İtirazcı davacı vekili ile duruşmasız olarak incelenmesi ise; Hazine temsilcisi taraflarından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 02.11.2004 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz edenler İtirazcı davacı vekili Avukat E. B. ile Hazine vekili Avukat A. O. ve karşı taraftan davacı vekili Avukat H. A. A. geldiler. Başka kimse gelmedi. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek, dosya incelendi, gereği düşünüldü.
Davacı F. A. vekili, dava dilekçesinde mevkii ve sınırları yazılı iki kıta taşınmazın kazanmayı sağlayan zilyetlik nedeniyle TMK. nun 713/1. maddesi hükmü uyarınca vekil edeni adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine temsilcisi, davacının daha önce aynı yer hakkında açtığı ve retle sonuçlanan Kemaliye Asliye Hukuk Mahkemesinin 1996/11 esas, 1999/8 karar sayılı kesinleşmiş hükmü göz önünde tutularak davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Harçlandırılmış dilekçesi ile davaya katılan S. L. B. tescil konusu taşınmaz bölümlerinin ortak miras bırakan T. oğlu M. (H. B.) adına tapuda kayıtlı yerler olduğunu, mirasçılar arasında kazandırıcı zamanaşımı işlemeyeceğini açıklayarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, kazanma koşullarının oluştuğu gerekçesiyle 12.8.2002 günlü krokide A ve B harfleri ile gösterilen taşınmaz bölümlerinin davacı adına tapuya tesciline, davaya katılan S. L.'nin itirazının kesin hüküm nedeniyle reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı Hazine temsilcisi ile tescile itiraz davacısı S. L. vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava tapusuz taşınmazın TMK. nun 713/1. maddesi uyarınca tescili isteğine ilişkindir. Yerel bilirkişi ve tanıklar tescil konusu taşınmaz bölümlerinin tarafların ortak miras bırakanı T. oğlu M.' den kaldığını, dava tarihinden geriye doğru 20 yıldan fazla süre ile davacının tek başına zilyet olduğunu bildirmişler, mahkemece kazanma koşullarının oluştuğu gerekçesiyle yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmiştir.
Aynı yerlere hakkında, davacının Kemaliye Asliye Hukuk Mahkemesine daha önce açmış olduğu tescil davası süre eksikliği nedeniyle 25.9.2002 gün 26/24 esas ve karar sayılı hükümle reddine karar verilmiş, davacı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 8. Hukuk Dairesince onanarak karar düzeltme yoluna başvurulmaksızın kesinleşmiştir. Dairemizin çoğunluk görüşüne göre, süre eksikliği nedeniyle daha önce açılıp reddedilen dava daha sonra açılan bir dava yönünden çekişme yaratmayacağı gibi işlemekte bulunan kazandırıcı zamanaşımı süresini de kesmez. Açıklandığı üzere ilk davanın açılıp reddedilmesinden sonra 20 yıllık sürenin dolmasından sonra davacının tescil davası açması mümkündür. Mahkemece, yukarıda tarihi ve sayısı yazılı hükmün tescile itiraz davacısı S. L. B. bakımından kesin hüküm kabul edilmiş olması bu nedenle doğru görülmemiştir.
Davacının daha önce açıp süre eksikliği nedeniyle reddedilen önceki davanın hüküm tarihinden sonra tescile İtiraz davacısı S. L. B. vekilinin dosyaya sunmuş olduğu Kemaliye Sulh Hukuk Mahkemesinin 13.04.2004 gün 8/17 esas ve karar sayılı mirasçılık belgesinde davacı, tescile itiraz davacısı S. L. ve davada taraf durumunu almayan isimleri yazılı kimselerin 1335 tarihinde ölen M'nin mirasçıları oldukları belirlenmiştir. Her iki dava nedeniyle dinlenen yerel bilirkişi ve tanıklar tescil konusu taşınmazların ortak miras bırakan M'den (H. B.) kalan yerler olduğunu ve terekesinin taksim edilmediğini, mirasçıların bir bölümünün bir süre kendilerinin tasarruf ettiklerini, daha sonraki yıllarda da üçüncü kişilere kiraya verdiğini bildirmişlerdir. Miras bırakanın terekesinin taksimi hakkında herhangi bir açıklamada bulunulmamıştır. Miras bırakanın ölüm tarihine göre terekenin tabi olduğu mülkiyet türü ne olursa olsun terekeye dahil bir yerin bir kısım mirasçılar tarafından kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla edinilmesi mümkün olmaz. Başka bir anlatımla tereke ister paylı mülkiyet şeklinde isterse elbirliği ile mülkiyet şeklinde intikal etmiş olması halinde mirasçıların bir bölümünün taşınmazlara zilyetliği tüm mirasçılar adına sürdürülmüş sayılacağından zilyet olan mirasçılar yönünden kazanma sağlayamaz. Tüm bu açıklamalar karşısında ortak miras bırakan M'den (H. B.) kalan bu yerlerin mirasçılardan davacı F. tarafından kazanıldığı kabul edilemez. Açıklanan nedenler karşısında davanın reddine karar verilmesi gerekirken kazanma koşullarının oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş olması doğru değildir.
Davalı Hazine temsilcisi ile tescile itiraz davacısı S. L B. vekilinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde olduğundan kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle HUMK.nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, Yargıtay duruşmasının yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca 375.000.000.-TL. Avukatlık ücretinin davacıdan alınarak Yargıtay duruşmasında Avukat marifetiyle temsil olunan davalı Hazine ve tescile İtiraz davacısı S. L. 'ye verilmesine ve 67.500.000.- lira peşin harcın istek halinde temyiz edenlerden itirazcı davacıya iadesine 02.11.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy